BİR YOLCULUK...

BİR YOLCULUK...

Elimdeki küçük çantayla koşa koşa otobüsüme son dakikada yetiştim. Hemen çantamı bagaja bıraktım ve yerime oturdum. Aslında otobüs yolculuklarında genellikle orta koltukta seyahat etmeyi severim. Ancak bu sefer mecburiyetten ikinci sırada gitmek zorundayım. Olsun. Son anda ayarlanan bilette buna da şükür. Başka firma yok ki! Ne buldun ona mecbursun.

Neyse diye içimden geçirdim. Kazasız belasız bir yolculuk olsun da... Otobüslerin perondan ayrılması için anons da yapıldı. Hareket saatini birkaç dakika geçti. Yan taraftan birkaç kişi otobüse doğru yürüyerek yaklaşıyor, galiba aralarında bir tartışma var. Üç kişinin çevresinde kalabalık toplandı ve tartışma büyüdü. Gürültüler her yerden duyuluyor.

Yolcu mu eksik, yanlış bilet mi diye düşünürken... Neyse şoför geldi. Kızgın olduğu her halinden belli. Nefes nefese kalmış, kaşları çatık...ve araba çalıştı. Ben de kulaklığımı takıp güzel bir yolculuk hayaliyle şarkımı dinlemeye başladım.

...Karşımda masada, Keşkelerle dolu anılara... Sussan da Mucizesini bekler. Kalemi kırsan da bu yürek, Senden vazgeçmez asla...

Sonra fark ettim yirmi dakika geçmiş, biz hala kalkmamışız. Sadece motor çalışıyor. Kulaklığı çıkardım ki hala bağrışıyorlar, birbirlerini suçluyorlar. Benden başka herkesin gözü onların üstünde. Belli ki ciddi bir durum var. Merak etmeye başladım. Kalkış yarım saat gecikince bazı yolcular şoförü sıkıştırmaya başladı. Ben şaşkın bir vaziyette olanları seyrederken birden tartıştıkları iki kişiden biri şoförün soluna, biri sağına oturdu. Sustular ve hareket ettik. Ya Rabbi çok şükür... Ben de yine kulaklığı taktım gözlerimi kapadım.

Sorma durum Leyla, O sesler yok aslında, Birden çıkagelse , Yok yok olmaz asla. Leyla...
... Bu kaçıncı dinleyişim oldu acaba.. az kaldı şarkıyı ezberliyorum.. Leyla..

AKIL VE VAHİY İLİŞKİSİ

AKIL VE VAHİY İLİŞKİSİ

Dinen mükellef olmanın şartı akıldır. Akıl sahibi olmayan canlıların cezai sorumluluğu da bulunmaz. İslam'da akla ve aklı kullanmaya çok önem verilmiş ve pek çok ayette bundan bahsedilmiştir.

"İşte Allah, aklınızı kullanasınız diye ayetlerini iyice açıklıyor." (Bakara-242) "Eğer aklederseniz ayetleri iyice açıkladık." (A’li İmran-118)
"Allah, düşünesiniz diye ayetlerini işte böyle açıklıyor." (Bakara-219) "...Ancak akıl sahipleri öğüt alır." (Bakara-269) "... Allah pisliği akıllarını kullanmayanların üzerine yağdırır." (Yunus-100)

Bu ve benzeri ayetler ve hadisler din konusunda aklın yeterli olduğunu ispatlamayı değil üstün ve külli akıl olan vahyin ve sünnetin esaslarının akıl süzgecinden geçirilerek hikmetlerine vakıf olunarak kabul edilmesi ve hayata tatbik edilmesi gerektiğini ifade eder. Dinin esası vahiydir. Vahiy olmadan insanlar akıl ile dinin hakikatların tamamına ulaşamaz. Akıl ise bu vahiy mahsulu olan dini anlamada kullanılır.
Vahye dayalı olmayan her türlü düşünüş sistemi dünyada mutlu bir hayat yaşamak için insana aklın yeterli olduğunu savunurlar. İslam âlimlerinin çoğunluğuna göre ise akıl çok önemli bir bilgi edinme aracı olmakla beraber yeterli olmadığı, vahiy ile desteklenmesi ve tamamlanması gerektiği savunulur.

Vahiy gelmemiş olsaydı bile dinde emredilen şeylerin güzel, yasaklanan şeylerin çirkin ve kötü olduğunu akıl bilebilirdi, ama bunların tümünü bilemezdi. Mesela Allah Teâlâ’yı bilirdi, fakat Onun sıfat, fiil ve isimlerini tam olarak bilemez, bu konuda herkes aklına göre farklı bir şey söyler, doğru ve gerçek olan bilinmezdi. İnsan Allah Teâlâ’nın varlığını akılla bulur; ama Ona ibadet edip etmeyeceğini, ibadet edecekse hangi şekilde ibadet edeceğini kestiremezdi.

Ecnebilere İslam

Ülkemize turist olarak gelen ecnebiler olsun, kendi ülkelerinde tanıdık biri, komşusu veya başka herhangi bir sebeple İslamı merak eden ecnebiler olsun zaman zaman İslam'ı merak edip öğrenmek isteyenler olmaktadır. Bu kişilere acaba İslam nasıl anlatılmalıdır? Aslında esas olan İslam'ın temsil yoluyla yani yaşanarak anlatılmasıdır. Ancak bu her zaman mümkün olmamakta ve bazen yazılı bir materyale ihtiyaç duyulmaktadır. Acaba bu şekilde merak eden kişilere elbette ilk kaynak zaten kendilerinin de haklı olarak ilk başvuracakları İslam'ın esas kaynağı olan Kur'an-ı Kerim olacaktır.

Aşağıdaki yazı, bunun dışında İslami bilgilerin ilk muhatap olan kişilerin pekiştirmesi açısından CEP KİTAP şeklinde özet mahiyetinde kitapçıklar hazırlansa acaba hangi konular ne şekilde anlatılmalıdır, sorusuna bir deneme mahiyeti taşımaktadır. Bunun için kanaatimizce önce İslam'ın uluhiyet, tevhit anlayışı, hayatın izahı, temel ibadetler gibi bilgilerden sonra çeşitli sebeplerden dolayı o insanların düşünce dünyalarında var olabilecek İslam imajını düzeltmeye yönelik bilgilerin de yer alması önem arz eder:

1. İSLAM ve HAYAT

AMAÇ, SEBEP
Kainatın ve insanın yaratılış sebebi Allah'ın kendini(isim ve sıfatlarını) ve sanatını göstermek, tanıtmak istemesi; böylece kendi özgür iradesiyle görmeden, gaybda iman edip Allah'a yönelen, ibadet ve taat eden ve onu tanıyıp seven(aşk) gönülleri; ilim, ibadet ve mücahede yoluyla ahlaken olgunlaşan kullarını ortaya çıkarmak istemesidir. "Eğer biz dilemiş olsaydık her nefse hidâyetini verirdik." (Zariyat, 56) ayeti niteliği bize meçhul olan irade temelli bir yaratma olduğunu ifade eder.

İslam'ın tasavvuf anlayışına göre “Ben, gizli bir hazineydim. Tanınmak istedim." hadisi varlığın yaratılış sebebini bildirir. Bu istemenin karşılığı muhabbet, tanınmasının karşılığı marifettir. Buna göre yaratmanın kökünde ve temelinde muhabbet(kendi zatına olan sevgi) ve marifet(bilme, tanıma) vardır.

İslam, Emperyalizm, Siyaset ve Başkanlık Sistemi

İslam, Emperyalizm, Siyaset ve Başkanlık Sistemi
Batı dünyasının feodal düzeninde temelleri atılan emperyalizm Batı dünyasının bütün tarihinde ve şuuraltına yerleşen bir düşüncedir. İnsanların şahsi hırs ve doymak bilmez nefsine mağlup oluşundan doğmuştur. İnsan doyumsuzdur. Maddi olarak hep en fazlayı kendisine almak ister. Güç sahibi olmayı arzular. Bunlar da başkalarını sömürerek yapılabilir. Bu anlayışta paylaşma, feragat, kanaat gibi kavramlar yoktur.
Önce derebeyleri, krallar kendi halkını sömürdü. Sonra denizler aşılınca bütün diğer dünya halkları köleleştirildi ve sömürüldü. Tabi karşı çıkanlar acımasızca öldürüldü.
Avrupalıların kendi aralarında yaptıkları savaşlar hep bu sömürü kavgasıydı. Bütün dünyayı kana bulayan 1.dünya ve 2.dünya savaşları hep sömürü kavgasıydı. Sömürülecek ülkelerin paylaşım kavgasıydı.
1.dünya savaşından sonra Avrupa dışında bir iki bölge dışında dünyanın her yeri fiiline işgal edilerek bütün ülkeler, milletler sömürgeleştirildi. Fiilen işgal edemedikleri ülkelerden biri Türkiye'ydi.
Türkiye'nin bu azılı emperyal güçlerine karşı direnişinin başarılı olması sömürgeleştirilen öteki ülkelere ilham kaynağı olarak zamanla baş kaldırılar başladı ve 70li 80li yıllarda pek çok ülke bağımsızlığını kazandı.
Ancak bu sözde bir bağımsızlıktı. Emperyal güçler girdikleri ülkelerden gözü kapalı çıkıp gitmediler.
Sömürü düzenini devam ettirmek için yeni yöntemler kullandılar. Artık silah kullanarak zorla sömürü ve kölelik yaptıramayacaklarını anladılar. Ancak bu sefer başkaldırısı imkansız denecek kadar zor yeni yöntemlerle modern sömürü düzeni kurdular, kurmayı tamamlamaya devam ediyorlar. Bu öyle bir sistemdi ki ne köleler köle olduklarının farkında olacaklar ne de toplumların aydınları onları uyandırıp örgütleyebilecekti. Bu başarılabilirse bütün insanlık bir avuç insanın emrinde olacak ve dünyanın bütün kaynakları onların olacaktı.
Ne yaptılar?

Caner Taslaman, Mehmet Okuyan, Mustafa İslamoğlu Teke Tek'de Konuşturlar

Caner Taslaman, Mehmet Okuyan, Mustafa İslamoğlu Teke Tek'de Caner Taslaman, Mehmet Okuyan, Mustafa İslamoğlu Fatih Altaylı'nın sunduğu Teke Tek programına konuk oldular. Konu: İşid, gelenek, cihad, dinde zorlamakonuları işlendi. Teke Tek'te 'gelenekteki uydurmaların zararları konuşuldu. Mustafa İslamoğlu, Mehmet Okuyan ve Caner Taslaman Habertürk'te Fatih Altaylı ile 'gelenekteki uydurmaların zararları'nı tartıştı (Video) Fatih Altaylı'nın Habertürk ekranlarında yayınlanan Teke Tek programı bu hafta çok önemli isimleri ağırladı. İlahiyatçı-yazar Mustafa İslamoğlu, Samsun 19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden Prof. Mehmet Okuyan ve Yıldız Teknik Üniversitesi Felsefe Bölümü'nden Prof. Caner Taslaman programda, IŞİD'in yaptıklarını, hangi saiklerle bunları meşrulaştırdıklarını, gelenekteki uydurmaların zararlarını, nesh meselesini, Kuran'a göre cihad kavramını ve dinde zorlama gibi konuları tartıştı. Yaklaşık 5 saat süren program, sosyal medyada büyük yankı uyandırırken, özellikle twitter'da hararetli tartışmalara sebep oldu.

Dünyada bu kadar çok zulüm olması ile Allah'ın varlığı, merhameti çelişir mi?

Dünyada bu kadar çok zulüm olması ile Allah'ın varlığı, merhameti çelişir mi?

Kâinâtta gerçek mânâda çirkinlik ve kötülük yoktur. “O her şeyi en güzel şekilde yarattı” âyeti her bir çirkin görünen şeyde de bir çok güzelliğin gizli olduğunu haykırır. En çirkin görünen şeylerde, en kötü bilinen olaylarda bile hakîkî bir güzellik ciheti vardır. Kâinâtta her şey ya hüsn-ü bizzattır, yani ya bizzat güzeldir. Ya da hüsn-ü bilgayrdır, yani neticeleri itibariyle güzeldir.
Çirkinlik ve kötülük gibi gözüken ve insanların hoşuna gitmeyen eşya ve olaylar, perde arkasında parlak güzellikler ve büyük intizamlarla sarılmış vaziyettedirler. Meselâ bahar mevsiminde korku veren fırtınalı yağmur ve sevilmeyen çamurlu toprak perdesi altında sonsuz derece güzel çiçek ve muntazam bitkilerin tebessümleri saklanmıştır.
Allah(c.c.), bu alemi hikmetleri gereği insan merkezli ve özgür irade temelinde yaratmıştır. Zulüm ve kötülükler, insanlar tarafından irade ve tercih edilmektedir. Sorumluluk seçene aittir. Allah, peygamberleri ve kitapları vasıtasıyla iyiyi ve kötüyü, doğruyu ve yanlışları bildirmiştir. Tercih insana aittir.

KAĞIT PARA ve EKONOMİ İLİŞKİSİNE DAİR

Para basımı yoluyla çalışan kesimlerin maaşlarının kat kat arttırılması refah seviyesini yükseltir mi?
Seçim dönemlerinde sıkça duyulan maaşların %50 %100 arttırılacağı vaadleri ekonomi dilinde ne anlama geliyor?
Para tüketim mallarına ulaşmak için bir değişim aracıdır. Yoksa kendi başına bir değeri yoktur. Hiçbir ihtiyacı karşılamaz. Maaşın iki kat arttırılması eğer satın alınan ürün miktarını arttırmıyorsa ekonomi dilinde bir şey ifade etmez. Yani 2/1 ile 4/2 veya 8/4 matematikte aynı sonucu verir. Yani 2 dir. Maaşın 100 birim olması ile 200 birim olması satın alma gücüne yansımıyorsa aynı demektir.
Peki maaşın 100den 200e çıkması satın alma gücünü arttırmaz mı?
Cevabı çok açık. Eğer bu artış karşılığı olmayan para basımı yoluyla yapılıyorsa arttırmaz. Tabi toplumun geneline verilen bir para ise. Yoksa çok az sayıda insana verilirse o insanların alım gücü artar. Burada amaç toplumun genelidir.

Birinci esastaki 10 kişilik aile örneğini hatırlayalım. Diyelim ki bir toplumun tamamı bu aile olsun. Bu ailenin üretim miktarı da 10 adet ekmek olsun. Yani herkes çalışıp uğraşıyor ve toplamda günde ancak 10 tane ekmek üretebiliyorlar. Yani ortalamada herkese bir tane ekmek düşüyor. Her biri diyelim ki aynı ücreti aldığı için aynı oranda tüketime sahipler. Yani herkes bir ekmek alacak kadar maaş alıyor. Diyelim ki ayda 30 TL maaşları var. Günlük 1 TL demek. Ekmek de 1 TL olduğu için günlük 1 TL ile 1 adet ekmek alınıyor.

Şimdi biri çıkıp herhangi bir şekilde bunların maaşlarını 2ye 3e katlasa alım güçleri 3 kat artar mı? Diyelim devlet para bastı, maaşları 30 TL den 90 TL ye çıkardı. Günlük 1 TL den 3 TL ye çıktı. Şimdi herkes 1 ekmek yerine 3 adet ekmeğe sahip olabilir mi?
Cevabı gayet açık. Olamaz. Çünkü burada üretilen ekmek miktarı toplamda yine 10 tane. 10 kişinin hepsine 3er tane ekmek düşmesi için 30 ekmek üretilmesi lazım.

YA VARSAYA KARŞI ÖNE SÜRÜLEN YA YOKSA İDDASI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

YA VARSAYA KARŞI ÖNE SÜRÜLEN YA YOKSA İDDASI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

Bütün insanlığın kardeş olması bütün insanların itirazsız kabul ettiği insanlık adına bir özlemdir. Tarih bize hep insanoğlunun birbirinin kanını döktüğü savaşlar ya da bireysel durumları haber verir. Hal böyle olunca savaşsız, kin ve nefretin olmadığı bir dünya hayali ütopik bir durum gibi algılanmaktadır.
İnsanların bencilliği, menfaati, cehaleti, nefreti öylesine güçlüdür ki aynı milletler içinde hatta aynı aile ya sülale içinde bile bu ayrışmalar hep olagelmiştir. İnsanlık şüphesiz günümüzde maddi ve manevi büyük bilgi birikimine ulaşmıştır. Yönetim adına ulaşılan demokrasi kavramı da yüksek bir mefkuredir. Bunun önemli özellikleri arasında düşünce özgürlüğü ve hoşgörü kavramları önde gelir. Ancak bunların uygulaması hep sorunlu olmuştur. Düşünce özgürlüğü de böyledir. Aynı toplumda bile din adına olsun, siyaset adına olsun, spor adına olsun farklı düşünenlerin rahatça konuşmaları pek az rastlanan bir durumdur.

Özellikle işin içine din veya dünya görüşü girince bu hoşgörü daha da zorlaşmakta ve aslında karşı görüşlere saygı duymak yerine onları düşman gibi görüp yok etmeye çalışma eğilimi hep güçlü olmuş, bu yüzden toplumsal birliktelik sağlamak bile zorlaşmıştır. Şüphesiz bunda emperyal büyük güçlerin toplumları bölme faaliyetlerinin de etkisi vardır. Mesela inançlı bir kişi ile inanmayan bir kişinin bir ortamda bulunması, konuşması pek nadir bir durumdur. Ancak bazen insanı sosyallikten kopardığı söylenen internet gibi teknolojiler bu durumda işe yaramaktadır. Her kesim kendi görüşlerini ifade eden siteler kurmakta, bu sitelere her kesimden insan ulaşmakta, hatta yüz yüze yapamadıkları tartışmaları buralarda yapmaktadırlar.

Bu yazımızda, bu şekilde ortaya çıkan bir iddia üzerinde duracağız.

BİR YERLERE GİTMİŞTİK; YOLA ÇIKTIK, GELİYORUZ - Rıza Yorulmaz

Cihannüma İstanbul Başkanı Rıza Yorulmaz ın konuşmasından:

BİR YERLERE GİTMİŞTİK; YOLA ÇIKTIK, GELİYORUZ.

BİR AVUÇTUK BİZ GÖKLERE SIĞMAYAN VE BAZEN BOSNA SAVAŞINDA, BAZEN AFGAN CİHADINDA ŞEHİT TAHTINDA RABBE GÜLÜMSERDİK.

OKUL BİZİM İÇİN DUVARLARINA AFİŞ ASMAK İÇİN STAJ MEKANLARIYDI. HAZIR AFİŞ ASMAYA GİTMİŞKEN; BAZEN DERSLERE UĞRAR, SINAVLARA GİRER, SINIF GEÇTİĞİMİZ DE OLURDU.

HAPİSHANELERE GÜNEŞ DOĞMADIĞINI BİLE BİLE GÖZE ALDIĞIMIZ HAK MÜCADELESİNİN SONUNDA VATANDA, EMNİYETTE, GÜVENLİKTE SAYILIRDIK.

KARNIMIZ AÇ OLSA DA BAŞIMIZ DİKTİ VE ALLAH'TAN BAŞKASINDAN KORKUMUZ YOKTU.

DERKEN;
HEPİMİZ BİNBİR TÜRLÜ İMTİHANA TABİ TUTULDUK.

ARAMIZDA GERİDE KALANLAR, YOLUNU ŞAŞIRANLAR, KAYBOLANLAR, UNUTANLAR VE UNUTULANLAR OLDU.

YOLA ÇIKTIKLARIMIZI YOLDA BULDUKLARIMIZA DEĞİŞMEMEK, DÜŞENİMİZ VARSA EL OLMAK, DÜŞERSEK EL ALMAK, HÜLÂSA ELELE TUTUŞMAK İÇİN; KULA BOYUN EĞME DÖNEMİNİ BİTİRMEYE, GÜÇLÜNÜN DEĞİL HAKLININ YANINDA OLMAYA, İSTERSE KIYAMET KOPSUN YETER Kİ ADALET OLSUN ANLAYIŞIYLA, KOMŞUSU AÇKEN TOK OLAN BİZDEN DEĞİLDİR DÜSTURUNA SAHİP OLARAK,

BURADAYIZ.

VE

MESELENİN FARKINDAYIZ.

HAKKIN YARDIMI VE YOL GÖSTERMESİ SAYESİNDE KİMLİĞİMİZE ŞEKİL VEREN ŞUURUMUZ BİZİ YENİDEN BİR ARAYA GETİRDİ.

MUKADDESTEN BESLENEN AKLIMIZIN YANINDA MÜ’MİN FERASETİYLE BUGÜN ARTIK ZAMANI DAHA İYİ OKUYABİLİYOR, ÖNÜMÜZÜ DAHA NET GÖREBİLİYORUZ.

HADİSELERE YÜKSEK BİR ŞUURLA BAKMAYI GEREKTİREN BU BAKIŞIN BİZE YÜKLEDİĞİ SORUMLULUĞUN FARKINDAYIZ.

HASSASİYET VE DİĞERGAMLIK BİZİM EN ÖNEMLİ ÖZELLİĞİMİZDİR.

İNSANLIĞIN ORTAK TARİHİ TECRÜBESİNDEN SÜZÜLÜP GELEN YÜKSEK AHLAKİ VE İNSANİ DEĞERLERİN HER ORTAMDA, HER ŞARTTA VE HERKES İÇİN SAVUNULMASINI AMAÇLAYAN BİR GÖNÜL BİRLİĞİNİN ADIDIR CİHANNÜMA.

SINIRLARIMIZ MARUF-MÜNKER ÇİZGİSİDİR.

NE İÇİN, NEREDE, KİMİN YANINDA VE KİMİN KARŞISINDA DURMAK GEREKTİĞİNİ BİLİYORUZ.

BU SEBEPLE; AHLAK, ADALET, HİKMET, HÜRRİYET, BARIŞ, EMNİYET VE EMEĞİN YANINDA SAF TUTTUK.

Ashâb-ı Uhdûd, Sihirbaz, Rahip Ve Oğlan Çocuğu Kıssası, Ateş Ashabı

Suheyb (r.a)'tan rivayet edildiğine göre, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyur¬maktadır:

“Sizden öncekiler arasında bir hükümdar vardı. Bu hükümdarın bir de sihirbazı vardı. Sihirbaz ihtiyarlayınca hükümdara:

“Ben ihtiyarladım. Dolayısıyla bana bir çocuk gönder de, bildiğim sihri ona öğreteyim” dedi.

Bunun üzerine hükümdar, ona sihir öğretebileceği bir çocuk gönderdi. Çocuk, sihirbazın yanma gidip geldiği yolun üzerinde bir rahibe rastladı. Çocuk, o rahibin yanına oturup onun konuşmasını dinledi ve onu çok beğendi. Artık çocuk, sihirbazın yanma giderken rahibe de uğruyor, yanında otururdu. Derken çocuk, sihirbaza gel¬diğinde sihirbaz onu dövdü. Çocuk bunu rahibe şikâyet etti. Rahib ona:

“Sihirbazdan korktuğun zaman, “Beni ailem salmadı” de! Ailenden korktuğun zaman ise fbeni sihirbaz salmadı” de!” dedi.

Çocuk bu şekilde devam ederken bir gün büyük bir hayvanın üzerine geldi. Bu hayvan, insanları yollarından alıkoymuştu. Kendi kendine:

“Sihirbaz mı daha faziletli, yoksa râhib mi daha faziletli bugün bunu anlayaca¬ğım” dedi. Bunun üzerine bir taş alıp:

“Allah’ın! Eğer rahibin işi sana sihirbazın işinden daha sevimli ise, yolların¬dan alıkonulmuş bu insanların işlerine gitmeleri için bu hayvanı öldür” deyip taşı fırlattı ve hayvanı öldürdü. İnsanlar da işlerine gittiler. Daha sonra rahibe gelip bu olayı ona anlattı. Râhib, ona:

“Ey oğulcuğum! Bugün sen benden daha faziletlisin. Senin hâlin gördüğüm bu yüksek dereceye ulaşmıştır. Sen muhakkak imtihan olunacaksın. Eğer imtihan olunursan, benim bulunduğum yeri hiçkimseye söyleme” dedi.

Çocuk körler ile abraşları iyileştiriyor, diğer hastalıklardan İnsanları tedavi edi¬yordu. Derken hükümdarın yanında bulunanlardan kör olmuş birisi bunu işitti. Bu kimse, birçok hediyeler getirerek ona:

“Eğer beni İyileştirİrsen, şuradaki şeylerin hepsi senin olsun!” dedi. Çocuk:

Reklam

İçeriği paylaş