şeriat

warning: Creating default object from empty value in /home/islamisi/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Yıkıp şeriatı bambaşka bir bina kurduk / Nebiye atf ile binlerce herze uydurduk

Rasulü’nün ağzına koyduklarını ima etmiş.
Bu yerinde tesbitle kendilerine çekidüzen vereceklerine,
onu taşlamaya çalışmaları, hatayı
hıyanete dönüştüren bir tavırdır. Aynısını ondan
12 asır sonra gelen Akif’imiz de söylüyor:
“Yıkıp şeriatı bambaşka bir bina kurduk
Nebiyeatf ile binlerce herze uydurduk”.
Bunlar Ebu Hanife’ye yapılan hadisçi saldırılarının
zekatı değil. Merak eden, yine hadis
ideolojisinin bir müntesibi olan Bağdadi’nin
Tarihu Bağdad’ındaki ilgili bölüme bakabilirler.
Nebevi örnekliğe bakış sorunu başlığı altında
Ebu Hanife’ye hadisçilerce yapılan bu itibarsızlaştırma,
hakaret, aşağılama, tadlil ve tekfirleri
niçin naklettim? Kendilerini
sünnetin yılmaz savunucusu
ilan eden hadis ideolojisi
mensuplarının (böyle olmayan
hadis ehli başım gözüm
üstüne), hadisini naklettikleri
Rasulullah’ın ahlakıyla
ahlaklanmak, âlemlere rahmet
olanın rahmetinden pay
almak gibi bir dertlerinin olmadığını
göstermek için.
Sünnet ve hadisi ideoloji haline
getirmek böyle bir şeydir.
Sünneti yaşamanın yerini
sünnetin propagandasını
yapmak alır. Bunu yapan da
‘sünnetli’ değil ‘sünnetçi’,
‘hadisli’ değil ‘hadisçi’ olmuş olur. Aklı din için
istihdam eden ehl-i reyin önderi İmam Azam’ı
itibarsızlaştırma yarışına giren kadim sünnetçilerin
günümüzdeki halefleri, daha da zavallı
duruma düşmüş bulunuyorlar. İnsanların
imanı hakkında hüküm veren bu tipin hiçbir
insaf ve adaletinin, standart ve ilkesinin olmadığını
yaşadıklarımızdan öğrendik. Bu sünnetçi-
hadisçi tipinin doğru-yanlışlığından önce
dürüstlüğü ele alınmalıdır. Din insan içindir,
insanın kerametini korumak ve yüceltmek
içindir. Bir dindarlık çeşidi ki, amacı insanın
kerametini korumak ve yüceltmek olan dini,
insanın kerametini yok etmek ve izzetini ayaklar
altına almak için kullanıyorsa, veyl olsun o
dindarlığa, veyl olsun o ‘dinci’ye.

Devletin Dini Adalet Olmalıdır, Ama Nasıl? - Haydar ÖZTÜRK

Müslümanlar arasında “hâkimiyet”in kaynağı konusunda
tartışma olmaz. Bunu kimse tartışmamaktadır.
Ancak tartışılan konu, bu hâkimiyetin yeryüzünde
nasıl temsil edileceğidir.
Mustafa İSLAMOĞLU

Adaletin ikame edilmesi gereken en şümullü alan, yönetimdir. İslam nazarında yöneticilik, insana tevdi edilen emanetlerden biri, hatta en mühimidir. Hangi seviyede olursa olsun, avantaj gibi görünen yöneticilik bu itibarla insanın omuzlarında ağır bir yüktür. Peygamber Efendimiz (s), devlet başkanından evdeki hizmetçiye kadar her seviyedeki yöneticinin idare ettiklerinden mesul olduğunu bildirmiştir (Buharî, Cuma 11). Yönetimde adalet ise, Mü'min idareci için en büyük vazifedir. Kur'an-ı Kerîm'in, "Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adalete uygun tarzda hükmetmenizi emreder.

"Hüküm Allah'ındır" demek - Raşid GANNUŞİ

"Hüküm Allah'ındır." demek "Hüküm Ümmetindir." demektir.
Raşid GANNUŞİ
İslam ve demokrasiden bahsederken ne yazık ki bir grup Batılı ve Müslüman’ın da ortağı olduğu bir sanıyla karşılaşıyoruz: İslamcıların bazıları ve bazı İslam düşmanları İslam’ın demokrasiye karşı olduğu üzerinde birleşiyorlar. Bu garip ötesi bir şeydir. Siyasi bilimlerde uzman olmayan İslamcıların konumu, nesneleri basit bir şekilde sınıflandıran telkinlere dayanmaktadır ve bu, “İslami yönetim Allah’ın yönetimidir, demokrasi ise halk yönetimidir” şeklindeki bir sınıflandırmadır. Birbiriyle çelişen iki anlayış… Şu halde demokrasi küfür ve şirktir.

Reklam

İçeriği paylaş