Abdulhamit Karahan

warning: Creating default object from empty value in /home/islamisi/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Kredi Kartı Gerçeği - Abdulhamit karahan

Menfaatçilik Hastalığı ve
KREDİ KARTI GERÇEĞİ
Riba (faiz) yiyen kimseler, şeytan çarpan kimse kalktığı gibi kalkarlar. Bu durum onların, "alışveriş de tıpkı faiz gibidir" demeleri yüzündendir. (Bakara 2/275)
Menfaat, küçük kârların peşinde koşmak, büyük hayırları terk etmektir. Menfaat hastalığı insanoğlunun içerisine yerleştirilmiş bir fitne ve imtihandır. Menfaatlerinin peşinde kontrolsüzce koşan insanlar bu birçok hayırlardan kaçmış ve mahrum olurlar.
İnsan içindeki bu menfaat putunu öldürmediği sürece gerçek tevhide ve hakiki imana ulaşamaz…
Kredi kartı kullanma ihtiyacı, menfaat hastalığının bir sonucudur.
Bankaların kredi kartı kullanan insanlara verdiği (yemlik) küçük menfaatler, kredi kartlarının arkasındaki acı gerçeği görmemize engel olmaktadır. Aslında kredi kartı büyük bir musibet ve kişinin kendisini tüketmesidir.
Bankacılığın Mantığı:
Bankacılık sektörü en az faizle para alıp, en yüksek faizle para satan kurumlardır. Bütün sistem bunu üzerine kuruludur.
Eğer bir banka hiç faiz ödemeden nakit para elde eder ve bunu yüksek faizlerle satabilirse onun için bulunmaz bir durumdur.
İşte kredi kartları tam burada devreye girer. Çünkü her ay milyonlarca insan bankalara nakit para taşımaktadır. Bu şekilde bankalarda hiç faiz ödemeden topladıkları bu nakit paraları her türlü bankacılık oyunlarıyla yüksek faizle satmaktadır. Kart kullanan insanlar her ay bankaların değirmenine adeta su taşımaktadırlar.
Kredi Kartı Mantığı:

Peygamberin Sahabeyi Yetiştirme Yöntemi - Abdülhamit Karahan

"Rabbimiz, içlerinden onlara bir elçi gönder, onlara ayetleri okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin." (Bakara-129)

Aynı zamanda Hz. İbrahim’in bir duası da olan bu ayet, kendisine Allah (cc) tarafından öğretilen, Hz. Peygamberin (sav) insan yetiştirme yönteminide özetliyordu. Hz. Peygamber (sav) çocukluğundan itibaren özenle yetiştirilmişti. Çünkü O’ da ileride insanları özenle yetiştirecekti. O öncelikle el-emindi. Ve hepsinden önemlisi büyük bir ahlak üzereydi. Allah (cc), O’nu büyük bir olgunluk ve hikmetle yetiştirip, hikmetle davranabilme anlayışı vermişti. İşte o yüzden Kur’an’da da dendiği gibi, etrafından dağılıp gitmemişlerdi.

Şaban Ayı - Abdulhamit Karahan

İlâhî feyz ve bereketin yeryüzünü şenlendirdiği bu mübarek ay, mü'minler için en kârlı ve kazançlı fırsattır. Çünkü Şâban'ın değer ve kıymetini arttıran en önemli tarafı, diğer aylara göre (Ramazan hariç) yapılan her amelin ve ibadetin sevabının üç yüz kattan fazla oluşudur.(1)

Diğer vakitlerde kılınan bir rekât namazın sevabı on ise, Şaban ayında üç yüzden fazladır. Okunan her bir Kur'ân harfi için üç yüz Cennet meyvesi vardır.

Yine bu ihsan ve bağış ayı olan günlerde amel defterimizin sevap hanesine kaydettirdiğimiz ibadetler, her an şeytan ve nefsin fırlattığı gaflet, vesvese ve şüphe oklarına birer kalkan vazifesi görerek gerçek huzurumuzun kaynağı olur. Çünkü farkında olmadan veya bir anlık gaflet sonunda işlediğimiz hatâ ve kusurların keffareti olabilecek hasenat ve iyilikler en bereketli şekilde bu günlerde elde edilmektedir. Ayrıca bu ibadetler ileride hücumuna maruz kalabileceğimiz günahlar için de bir siper hüviyetini taşır.

Resul-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam diğer aylara göre bu ayda daha çok ibadet ve taatte bulunurlardı.

"Şaban benim ayımdır."

"Şaban günahları temizleyendir" buyurarak kadrini yüceltirdi.(2)

Receb ayı geldiği zaman da "Allahım, Receb ve Şaban (ayını) bize mübarek ve bereketli kıl" buyururdu.(3)

Böylece dua ve niyazlarında bu ayların kudsiyetini dile getirmişlerdir.

Peygamberimizin Şaban ayına gösterdiği bu hürmetin bir sebebi de devamında gelecek olan Kur'ân ayı olan Ramazan'dan dolayı idi. Hz. Enes'in rivayetine göre, Peygamberimizden sual ederler:

"Ya Resulallah, Ramazan'dan başka en faziletli oruç ayı hangi aydadır?"
Bu soruya Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam,
"Ramazan'ı tazim için (Ramazan hürmetine) Şâban' da tutulan oruçtur" cevabını verirler.(4)

Kur'an'la Canlı Bir Bağlantı İçinde Olmak - Abdulhamit Karahan

Allah'ın kendini insana en çok tanıttığı ve açtığı alan, hiç kuşkusuz kelâmdır. Tarih boyunca yüce Allah'ın varlıkla ilişkisi kelâmla kurulmuş, O'nun birliği, sıfatları ve insanlara yönelik buyruklarının anlatılması, sözün imkanları içinde insanlara sunulmuştur. Bu yüzden Kelamullah hem yaratıcı, hem buyurucu, hem de ahlâki olanı belirleyicidir.1

13/03/2008

Allah, evreni yaratmak suretiyle realiteyi insanın gözleri önüne sermiş, kelamı ile de hakikati arama kılavuzunu insana vermiştir. Kelamullah, Peygamber(as)'le Allah arasındaki ilk diyalog ortamından çıkıp kitaplaşmış, Kur'an olarak yazılı bir metin haline geldikten sonra da hiç değişmeden bize kadar ulaşmıştır.2 Öyleyse insana düşen görev, kendisini ilahi kelama teslim edip Kur'an'la canlı bir bağlantı içine girmektir. Çünkü insanın kendi türü içinde gelişip olgunlaşması ve hidayete ermesi, İlahi kelamla sürekli ve canlı bir ilişki içine girmesine bağlıdır. Böyle bir ilişki, insanın zihnini, bilincini ve kalbini Kur'an'a açık tutması; onu anlayıp tatbik etmesiyle sağlanabilir.

Kur'an'la canlı bağlantı içinde olmanın en güzel örneğini Peygamber(as) ortaya koymuştur. Onun Kur'an'la bağlantısı, Cebrail'in kendisine getirdiği vahiylerle başladı. Bu vahiyler daha sonra onda bir meleke haline geldi; göğsünü ferahlattı ve belini kıran yükten onu kurtardı.3 Peygamber(as)'in üstün ahlakı temsil etmesi, onun Kur'an'la son derece canlı ve kapsamlı bir bağlantı içine girmesinden ve hayat tarzının Kur'an'a dayanmış olmasından kaynaklanır. İşte bu yüzdenPeygamber(as) Kur'an'ın yaşayan modelidir; onun kişiliği de insanın ve imanın kemalidir.4

Canlı Hitap

Kur'an'la Canlı Bir Bağlantı İçinde Olmak


Kur'an'la Canlı Bir Bağlantı İçinde Olmak
 

Allah'ın kendini insana en çok tanıttığı ve açtığı alan, hiç kuşkusuz kelâmdır. Tarih boyunca yüce Allah'ın varlıkla ilişkisi kelâmla kurulmuş, O'nun birliği, sıfatları ve insanlara yönelik buyruklarının anlatılması, sözün imkanları içinde insanlara sunulmuştur. Bu yüzden Kelamullah hem yaratıcı, hem buyurucu, hem de ahlâki olanı belirleyicidir.1 .

 

Peygamberimizin Ahlaki Özellikleri - Abdülhamit Karahan

Peygamberimizin ahlâkının en önemli özelliği, Allah vergisi oluşudur. O bütün güzel vasıfları, çalışıp, emek verip, bir çaba sonucu kazanmış değildir. Onun ahlâkı Allah tarafından ihsan edilmiş, ikram edilmiştir. Yüce Allah onu insanların örnek alacağı kusursuz, eksiksiz ve seçkin bir şekilde yaratmıştır.

Peygamberimizin Gençliği - Abdulhamit Karahan

Peygamberimizin çocukluğu ve gençliği temiz ve iffetli bir şekilde geçmişti. Peygamberlikten sonra nasıl bir ahlâka sahipse, kırk yaşından önceki hayâtı da öyle temiz ve nezihti. Halbuki gençlik yıllarını geçirdiği Mekke şehri, o zamanlar o kadar karışıktı ki, Mekkeliler arasında yaşayıp da cahiliye çirkinliklerine bulaşmamak âdeta mümkün değildi.

Reklam

İçeriği paylaş