Mehmet Akif Ersoy

warning: Creating default object from empty value in /home/islamisi/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Yıkıp şeriatı bambaşka bir bina kurduk / Nebiye atf ile binlerce herze uydurduk

Rasulü’nün ağzına koyduklarını ima etmiş.
Bu yerinde tesbitle kendilerine çekidüzen vereceklerine,
onu taşlamaya çalışmaları, hatayı
hıyanete dönüştüren bir tavırdır. Aynısını ondan
12 asır sonra gelen Akif’imiz de söylüyor:
“Yıkıp şeriatı bambaşka bir bina kurduk
Nebiyeatf ile binlerce herze uydurduk”.
Bunlar Ebu Hanife’ye yapılan hadisçi saldırılarının
zekatı değil. Merak eden, yine hadis
ideolojisinin bir müntesibi olan Bağdadi’nin
Tarihu Bağdad’ındaki ilgili bölüme bakabilirler.
Nebevi örnekliğe bakış sorunu başlığı altında
Ebu Hanife’ye hadisçilerce yapılan bu itibarsızlaştırma,
hakaret, aşağılama, tadlil ve tekfirleri
niçin naklettim? Kendilerini
sünnetin yılmaz savunucusu
ilan eden hadis ideolojisi
mensuplarının (böyle olmayan
hadis ehli başım gözüm
üstüne), hadisini naklettikleri
Rasulullah’ın ahlakıyla
ahlaklanmak, âlemlere rahmet
olanın rahmetinden pay
almak gibi bir dertlerinin olmadığını
göstermek için.
Sünnet ve hadisi ideoloji haline
getirmek böyle bir şeydir.
Sünneti yaşamanın yerini
sünnetin propagandasını
yapmak alır. Bunu yapan da
‘sünnetli’ değil ‘sünnetçi’,
‘hadisli’ değil ‘hadisçi’ olmuş olur. Aklı din için
istihdam eden ehl-i reyin önderi İmam Azam’ı
itibarsızlaştırma yarışına giren kadim sünnetçilerin
günümüzdeki halefleri, daha da zavallı
duruma düşmüş bulunuyorlar. İnsanların
imanı hakkında hüküm veren bu tipin hiçbir
insaf ve adaletinin, standart ve ilkesinin olmadığını
yaşadıklarımızdan öğrendik. Bu sünnetçi-
hadisçi tipinin doğru-yanlışlığından önce
dürüstlüğü ele alınmalıdır. Din insan içindir,
insanın kerametini korumak ve yüceltmek
içindir. Bir dindarlık çeşidi ki, amacı insanın
kerametini korumak ve yüceltmek olan dini,
insanın kerametini yok etmek ve izzetini ayaklar
altına almak için kullanıyorsa, veyl olsun o
dindarlığa, veyl olsun o ‘dinci’ye.

Üç Evrilme - İhsan ELİAÇIK

Cemaleddin Efgani ile başlayıp günümüze kadar gelen 150 yıllık döneme Çağdaş İslam Düşüncesi diyoruz. Bu sürecin siyaset düşüncesi boyutunu değerlendirdiğimizde birbirinin içinden çıkan üç tür evrilme yaşandığını görmekteyiz...

MEHMET AKİF ERSOY

Büyük şair İslami konularda da derin bilgiye sahipti. Arapçayı Farsçayı ve Fransızcayı çok iyi bilirdi. Babası müderrirdi ve iyi yetiştirmişti. Baytar mektebini bitirdi. Edebiyat sahasında kendini geliştirmişti İstanbul Üniversitesi Edebiyat Profesörlüğüne tayin edildi. Birçok dergide şiir ve makaleler yazdı. Sait Halim Paşa’nın Fransızca olarak yazdığı “İslamlaşmak” adlı eserini Türkçeye çevirdi.
Birinci Dünya Savaşının Osmanlı aleyhine sonuçlanması onu üzmüştü. İstiklal savaşında canla başla halkı bağımsızlık için mücadeleye çağırma girişiminde bulunarak şehir şehir, köy köy gezdi. Halkı bilinçlendirme ve savaşa teşvik için elinden gelen ne varsa yapıyordu. Savaş sona erdi ve İstiklal savaşı kazanılmıştı. Akif çok sevinçliydi. Yıllarca özlemini çektiği İslam birliği gerçekleşiyordu. Meclis Kuran’larla kurbanlarla açılmıştı. Daha sonra Akif’in düşündüğünün tersine durum ortaya çıktı. Medreselerin kaldırılması, şeriatın kaldırılması, şapka ve Latin harflerinin kabul edilmesi Akif’i yüreğinden yaralamıştı. Bu arada yeni devlete karşı yapılan ayaklanmalar da bastırılıyordu.
Akif İslam Birliği idealinin gerçekleşmediğini görünce huzursuzluğunu arttıran başka sebeplerden dolayı da ülkeden ayrılmak zorunda hissetti. Kahire üniversitesinde profesörlük yapmaya başladıysa da üzüntüsü onu yendi. Hastalandı. Tedavi için bir süre Lübnan’da kaldı. 1936’da İstanbul’a döndü, altı ay geçmeden vefat etti. İstanbul’a döndüğünde büyük ilgiyle karşılanmıştı ama cenazesine katılmaya çoğu kimse cesaret edemedi. Şiirlerini Safahat adlı kitabında toplamıştır.

Mehmet Akif Ersoy ve Hayat Kronolojisi

  Erdemli Bir Şahsiyet

Akif’ in hayatını ve ahlâkını oluşturan en önemli unsur, "kendi kendisi" olmaktır. Bu O'nun bütün hayatını yönlendiren bir ilkedir. İmanında, san'atında, yaşantısında, kendi adına ve toplum adına konuşurken hep aynı insandır ve neyse odur. Bir başkasına benzemek, ödünç alınmış kimliklerle ortaya çıkmak, olduğundan fazla görünmek ve söylediği ile yaptığı arasında bir uyumsuzluk, düşünce, duyarlık ve imanıyla ters düşmek O'nun hiç bir şekilde katlanamayacağı bir düşkünlüktür. Bu ilkeli ve bütünlüklü kişilik Akif'i bir erdem anıtı haline getirir. Akif yanılmış olabilir, yanlış yapmış olabilir, ama asla tutarsız ve samimiyetsiz olmamıştır. O'nun için verilmiş bir sözün, kurulmuş bir dostluğun, bağlanılmış bir imanın, sahip olduğu vatanın bedeli hayattır. Akif, hayatı pahasına sever, hayatı pahasına bağlanır, hayatı pahasına inanır ve verdiği sözü hayatı pahasına verir. Bu yüzden dostluğu kelimenin her anlamıyla sonuna kadar güvenli ama o ölçüde de zorludur.

Reklam

İçeriği paylaş