nükte

warning: Creating default object from empty value in /home/islamisi/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

n/a

Geleceğini biliyordum...

Geleceğini biliyordum...
Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker, en iyi arkadaşının az ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Tam siperden dışarı doğru bir hamle yapacağı sırada, başka bir arkadaşı onu omzundan tutarak tekrar içeri çekti,
-Delirdin mi sen? Gitmeye değer mi? Baksana delik deşik olmuş. Büyük bir ihtimalle ölmüştür. Artık onun için yapabileceğin bir şey yok. Boşuna kendi hayatını tehlikeye atma.
Fakat asker onu dinlemedi ve kendisini siperden dışarıya attı. İnanılması güç bir mucize gerçekleşti, asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa geri döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Fakat cesur asker yaralı arkadaşını kurtaramamıştı. Siperdeki diğer arkadaşı;
-Sana değmez demiştim. Hayatını boşu boşuna tehlikeye attın.
-Değdi, dedi, gözleri dolarak,
-Değdi...
-Nasıl değdi? Bu adam ölmüş görmüyor musun?
-Yine de değdi. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim içim.
Ve hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarladı:
-Geleceğini biliyordum... Geleceğini biliyordum...

Ders: Güven vermek önemlidir. Güven duymak önemlidir. Duyulan güveni boşa çıkarmamak daha da önemlidir.

Kavak ağacı ile Kabak

Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:
-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?
-On yılda, demiş kavak.
-On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.
-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!
-Doğru, demiş kavak.
Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:
-Neler oluyor bana ağaç?
-Ölüyorsun, demiş kavak.
-Niçin?
-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.

Ders: Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz. Kolay kazanılan, kolay kaybedilir. Her işte alın teri ve emek şarttır.

Nükteler

Bilgeliği Kimden Öğrendin?
Lokman Hekim'e :
Bilgeliği kimsen öğrendin? diye sorduklarında ondan şu cevabı almışlar:
Körlerden öğrendim. Çünkü onlar elindeki değnekle tam araştırmadan adım atmazlar.
Basacakları yerin sağlam olduğundan emin olduktan sonra adım atarlar... Bundan dolayı ben de bir şey yapacağım zaman düşünür, faydalı ise konuşur, yararlı ise yaparım...
Faydasız ise bırakmayı ve susmayı tercih ederim.
Edeb
Hz. Lokman'a:
- "Edebi kimden öğrendin?" diye sormuşlar. Şu cevabı vermiş:
- Edepsizlerden.
Sandıkta Ne Var?
Lokman Hekim, ailesine bir sandık bırakarak şöyle demiş:
"Ben öldükten sonra bu sandığı açmadan satışa sunun, oradan alacağınız paralar sizindir."
Lokman Hekim vefat edince ailesi onun bu isteği üzerine sandığı satmış.
Sandığı alan şahıs ise heyecanla "acaba sandıkta ne var" düşüncesiyle sandığı açınca, üzerinde şöyle yazan bir kemikle karşılaşmış:
"Ayağını sıcak tut, başını serin; Kendine bir iş bul, düşünme derin..."
Karşılık
Kendisine hakaret edilen Hz. İsa'ya (a.s.):
- "Niçin karşılık vermediniz?" diye sorduklarında:
- Herkes yanındakini verir, demiş. Onda olan, benim yanımda yoktu.
İkisini de Affeyle
Sahabilerden biri Hz. Ebu Bekir'in yanına gelip ona şöyle diyerek bir dua etmiş:
"Çok günahkârım, benim için dua eder misin?"
Hz. Ebu Bekir Efendimiz de şu şekilde bir dua etmiş:
"Yâ Rabbi, bir günahkâr bir diğerinden dua istiyor, ikisini de affeyle."
Allah'ın Takdiri
Suriye'ye gelen Hz. Ömer, burada veba salgını olduğunu öğrenince geri dönmek istedi.
Geri dönme kararı aldığı için Hz. Ebu Ubeyde Hz. Ömer'e itiraz etti ve:
"Allah'ın takdirinden mi kaçıyorsun?" diye sordu.
Bu soruya Hz. Ömer'in cevabı şu oldu:
"Keşke bunu senden başka biri söyleseydi. Evet, ben Allah'ın bir takdirinden diğer

NÜKTELİ BİR ANLATIM

Sultan Mansur huzuruna çıkan bir adama “isteğin nedir?” dedi. Adam “Medine’deki görevlilere yaz da beni sarhoş gördüklerinde cezalandırmasınlar.” Dedi. Mansur bu cezanın iptal edilmesinin mümkün olmadığını söyleyince de, “Benim isteğim sadece budur.” Dedi. Bunun üzerine sultan Mansur Medine Emir’ine “yazın sarhoş yakalanana seksen, onu getirene de yüz sopa vursunlar” diye emretti. Polisler bu adamı sarhoş olarak yakaladıklarında “Kim sekseni yüzle değişecek diye serbest bırakacaklardı.

NÜKTELİ BİR VAKKA

İçinde bir timsah dolaşan havuzun etrafını büyük ödüllü yarışmayı kazanmak için gelmiş olan insanlar doldurmuştu. Havuzun bir ucundan diğer ucuna geçene büyük bir ödül verilecekti. Ancak hiç kimse bu tehlikeyi denemeyi göze alamıyordu. O sırada biri havuza atladı ve can havliyle yüzerek timsaha yakalanmadan karşıya geçti. Bu inanılmaz bir başarıydı ve adam büyük ödülü kazanmıştı.
Televizyoncular gazeteciler röportaj için yarışa girerken genç adam kızgın kızgın birini arıyordu. Ona kimi aradığı sorulduğunda şu cevabı verdi:
-Beni havuza iteni.

NÜKTE

Adamın biri Ebu Hanife’ye gelerek bir yere para gömdüğünü, fakat gömdüğü yeri bir türlü hatırlayamadığını söyledi. Ebu Hanife “Bu fıkıhla ilgili bir şey değil, ama sana bir yol göstereyim. Evine git gece sabaha kadar namaz kıl. İnşallah hatırlarsın” dedi. Onun dediğini yapan adam gecenin dörtte biri geçmeden gömünün yerini hatırladı. Ertesi sabah da gelip durumu haber verdiğinde Ebu Hanife “şeytanın seni namaz kılmaya bırakmayacağını biliyordum. Bari gecenin kalan kısmını da Allah’a şükür için namaz kılmakla geçirseydin dedi.

NÜKTE

İkinci Mahmut devrinin adamlarından biri, Ramazanda bazı arkadaşlarını iftara davet eder. Ünlü şair İzzet Molla da davetlilerin arasındadır. Yatsı ezanı okunur ve cemaatle teravih namazına başlarlar. İmamlık eden zat hemen iki secdeyi bir edecek kadar çabuk çabuk namazı kıldırır. Daha beş dakika olmadan onuncu rekatın sonuna gelinir. O sırada dışarıdan bir adam gelir bunların namaz kıldığını görür hazır abdestim varken bende cemaate yetişeyim diye koşup gireceği sırada cemaat selam verir. İzzet Molla düşünüp derki:
-Be adam! Biz içerdeyken yetişemiyoruz sen dışarıdan geldiğin halde nasıl yetişeceksin?

n/a

n/a

Reklam

İçeriği paylaş