seçim

warning: Creating default object from empty value in /home/islamisi/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Seçimimizi Bir An Önce Yapalım

Zamanın hızla ilerlediğini farkedebilmek için şöyle geriye dönüp bakalım. Uzun yıllar geçmesine rağmen herşey sanki dün yaşanmış gibi gelir insana. Çocukluk yılları, okul heyecanı, evlilik ya da hayatımızın dönüm noktası olan diğer olaylar.. Hepsinin üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen herşey yeni gibidir hafızamızda..

‘Nasıl geçti bunca yıl anlamadım’ dediğimiz olmuştur mutlaka. Peki bu kadar çabuk geçen bir ömrü nasıl değerlendiriyoruz? Allah’ın rızasını gözeterek mi, nefsimizi doyurmaya çalışarak mı?

Hayatın sadece bu dünyayla sınırlı olduğunu düşünen insan ‘anı yaşayıp’ hayatın tadını sonuna kadar çıkarmak ister. Amaç sadece kendini mutlu etmektir. Allah’ın rızası ya da yasakları nefsinin kölesi olmuş bir insan için önemli değildir. Kuran’da ‘..nefis, -Rabbimin kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir..’ (Yusuf Suresi-53) buyrulmaktadır. Nefis insanı Allah’tan uzaklaştıran, dünyevi zevklerle oyalayan, ancak bir türlü insanı tatmin etmeyen, hep daha fazlasını isteyen, insana acı veren bir virüs gibidir. Bu virüs insanı ömür boyu bırakmaz. Her an onu yeni hastalıklara ve huzursuzluklara sürükler. Bu hastalığın ilacı ise vicdandır. Sadece vicdan sahibi bir insan nefsinin kışkırtmalarına karşı Allah'a sığınarak kendini korur. Hem bu dünyada hem ahirette huzuru ve mutluluğu yaşayacak olanlar vicdanına uyanlardır. Hayatı boyunca nefsini doyurup Allah'ı unutanlar ise sonu gelmeyen bir azaba sürüklenirler. İki dünyaları da ızdırapla geçer.
Bu noktada hayatın bizler için ne ifade ettiğini düşünmelim.

Dünya boş bir amaç için mi yaratıldı? Biz neden varız ve nereye gidiyoruz? Hayat ve ölüm nedir? Zaman bu kadar çabuk geçiyorsa yaşadığımız anın anlamı ne? Allah’ın varlığına gereği gibi iman ediyor muyuz? O’nun emirlerine uyuyor muyuz? Bu soruları kendimize soralım ve cevaplarını vicdanımızda sorgulayalım. Şeytanın varlığını unutmadan, bizi Allah’ın yolundan saptırmasına izin vermeden…

İslami Olmayan Yönetime Katılım - Raşid GANNUŞİ

Bu yazı, gayri İslami bir yönetimin rejimin kurulmasında ya da idaresinde takipçilerinin iştiraki hakkında İslam’ın pozisyonuyla alakalı meseleye cevap vermeyi amaçlamaktadır.
Bu meseleye cevap aramaya başlamadan önce bazı gerçeklerin altını çizmek gerekiyor:
Birincisi, “İslami yönetim/hükümet/idare” gibi bir fikrin var olduğu ve Müslümanların hem bireysel hem de gruplar halinde böylesi bir yönetimin/idarenin kurulması için çalışmalarının dini bir görev olduğu gerçeğidir.
İkincisi, böylesi bir “İslami yönetim”in halihazırda mevcut olmadığı ve eğer mevcut olsaydı bir Müslüman’ın onu desteklemekten ve onun içinde var olabilecek çürüme unsurlarının giderilmesi için çalışmaktan başka bir seçeneği olmadığı gerçeğidir.
Üçüncüsü, hali hazırdaki durumlar İslami bir yönetimin kurulması lehine görünmediği gerçeğidir. Tarih boyunca böyle bir yönetimin kurulması için çok fazla çaba sarf edildi. Müslümanların, şu ana kadar böyle bir başarı sağlayamamalarına rağmen yeryüzünde adaleti tesis etmeleri ve Allah’ın emrinin gerçekleşmesi için işbirliği yapmaları ve yapılagelen çabayı devam ettirmeleri onların en önemli görevidir.
Kur’an şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun. Bu Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Maide, 8)
Aynı surenin 49. ayeti şöyle buyuruyor: “Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma.” Yine aynı surenin 44. ayeti ise şöyle buyuruyor: “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerin ta kendileridir.”
İstisnai Durumlar

Reklam

İçeriği paylaş