sorumluluk

warning: Creating default object from empty value in /home/islamisi/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Kavramlar ve Hayat - Feyzullah Akyol

Bu sitedeki herkese ve bu yazıyı okuyan bütün okuyuculara, selam, saygı ve muhabbetlerimi sunarım.
Yazmak, konuşmanın sessiz dilidir.Yani yazı, zihindeki düşüncelerin söze değil de, yazıya dökülmüş biçimidir.İnandığım ve iman ettiğim değere (islama) göre, konuşmak,yazmak bir sorumluluktur.Ve bu satırların sahibi, yazılarını hep bu sorumluluk bilinci içinde yazmaya,gayret edecektir inşallah.
Beşeriz,yanılırız..Olur ki, yazılarımızda hakikate uygun, sorumluluk bilincine aykırı sözcükler çıkarsa,(ki çıkabilir) adabına ve ahlakına uygun her ilmi eleştiri, tarafımızca bir ikram olarak algılanacak ve dönüp bu ikram sahibine,teşekkürü bir borç bileceğiz.

Şahsiyet, Sorumluluk ve Görev Bilinci

Günümüzde genellikle şahsiyetli insan yetiştirememeden şikayet edilir.
Bunun muhakkak çok farklı sebepleri sayılabilir. Bunlarda önemli gördüğüm
"mihenk olma" veya "ölçü alma" diye tabir edilen hususu ele alacağım. İnsan statik,
durgun toplumlarda daima kendim, ölçü alabileceği bir değere, temele veya
skalaya göre oluşturmak durumundaydı. Bu değerler bu yolla aileye, okula, sokağa
ve nihayet topluma rengini, şeklini veren belirlenmişlik hali nerdeyse kalmamıştır.
İnsan amorf bir toplumla karşı karşıyadır. O hep bu yığına atılmak, onda erimek
üzere hazırdır. Yığın, ruhu nerdeyse boşaltılmış, yok eden bir güruh haline
gelmiştir. Fertlere olma yolunda bir biçimlilik, kalıplılık bir örneklik
sunamamaktadır. Aksine onun çocukluğundan beri getirdiklerini silmekte,
yok etmektedir. ' Toplum tek tek fertlere bir çerçeve sunamadığı gibi, onları bir
durumdan (situation) diğerine, bir halden ötekine dengeli bir şekilde
kurtaramamaktadır. İnsanın durum alışlan netlik, belirlenmişlik ifade etmemekte,
tam tersine çözülmüşlük, bulanıklık ve karşıtsızlık göstermektedir. Dahası insan
böyle bir yığında somnanbuldur ve kayıplarının, içinden düşenlerin de farkında
değildir. O, böylece özünü handiyse yitirir, cevherini örter. İçi boşalır. Yığm bu
boş kabuğu, bu dirençsiz, hayır diyemeyen yapılanımı, daha doğrusu kabuğu
daima fizikteki merkezcil kuvvetler gibi kendine çeker ve ona hükmeder. Bu, tam
anlamıyla şahsiyetin yitirilişi, direnmenin teslimiyete dönüşüdür. Karşı koyamama
halidir. Düşüncenin ve aydınlık bir şuur halinin de kaybıdır. Bu zamanda ve
mekânda konumlanıştan, haberdar olamamadır. Tarih dişiliktir. Fertler, ne
hazindir ki, böyle bir konumda olunduklarının farkında da değillerdir. Kitlenin
cazibesi, tahriki, sunî göz alıcı çekiciliği şuuru, ruhu sürekli kamçılar,
bonbardıman eder. Böyle fertlerden olma durumları ortadan kaldırılır. İnsan bu

şartlarda kendini bulamaz. Sürekli tehdit ve istila karşısında kendi olarak

MÜSLÜMAN OLMAM NEYİ GEREKTİRİYOR?

İlk Müslümanlar davalarında ancak cihat etmek kurban vermek bol bol mali fedakârlıkta bulunmak can ve mallarını bu uğurda başarıya ulaşılabileceğini bilmişlerdir. Böylece onlar canlarıyla bu yola atılmışlar ruhlarını feda etmişler ve Allah yolunda hakkıyla cihat etmişlerdir.
Onlara seslenen Allah’ın şu buyruğunu işitmişlerdi. “Deki eğer babalarınız oğullarınız kardeşleriniz eşleriniz, akrabalarınız elde ettiğiniz mallar, durgunluğundan korktuğunuz ticaretiniz ve hoşlandığınız evleriniz Allah’tan peygamberinden ve Allah yolunda cihat etmekten daha sevgili ise Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar güruhunu doğru yola iletmez.” (Tevbe 24)
Sahabeden Hz. Ebubekir Tebük seferinde malını Allah yolunda harcadıktan sonra şöyle demiştir. “Allah için Allah ve resulünü bıraktım.” Sahabelerden biri ölümle karşılaşırken şöyle diyordu. Bu arada kılıç boynuna inmişti. “Müslüman olarak öldükten sonra Allah yolunda hangi tarafa yıkılacağıma önem vermem.”
Onlar böyleydiler. Samimi olarak Allah yolunda cihat ediyorlardı. Allah yolunda mallarını bol bol harcıyorlardı. Bütün fedakârlıklarda bulunuyorlardı. Biz de onlar gibi olmalıyız.

Reklam

İçeriği paylaş