You are hereSınıflandır / makale / Üzücü olan ne biliyor musunuz?
Üzücü olan ne biliyor musunuz?

Yazdıklarıma çok içerleyen bir beyefendi, epey ağır ithamlarla dolu bir e-posta atmış bana.
Fakat kendisine hiç kızmadım…Neden biliyor musunuz ?
Çünkü, senelerdir süregelen laikçi hegemonya, en azından İslam’ın farzlarını yerine getirerek yaşamaya çalışan Müslümanları sinir sahibi yaptı da ondan. Ve sanat için soyunanların alkışlandığı, lakin Allah rızası için örtünenlerin eğitim hakkının dahi olmadığı bir sistem içerisinde, yediğimiz darbelerin ve aldığımız yaraların sonuçları o denli yıpratıcı hale geldi ki, türlü yargılarla üzerilerine gelinen Müslümanlar, doğal olarak sertleşerek, bir yumruk gibi kendi içlerine kapanmaya başladılar.
Ve ben bu psikolojiyi o kadar iyi anlıyorum ki; şahsıma ettiği sözlerin kızılacak hiçbir yanı kalmıyor…Kaldı ki kızacak olsam, meseleyi şahsileştirip nefsime yenik düşecek olurum. O nedenle, bu sözleri hiç tanımadığım, yüzünü dahi görmediğim bir kardeş nasihati olarak telakki ediyorum. Ve o zaman da söylenecek tek bir şey kalıyor ki; Bu kardeşimiz de, aslında sadece kendini korumaya çalışıyordu…
Zira, belki sırf sakallı ya da cübbeli olduğu için kartel medyasının iştahını kabartan ve bu edepsizlerin takibinden kaçmayı başaramamış bir Fatih-Çarşamba sakini idi. Kameralar evinin bahçesine kadar sokularak, mahremine dahi girilmişti.
Veyahut, kim bilir belki de kız kardeşi ya da hanımı, sırf başörtülü olduğu için okul kapısından geri dönmüştü. Oysa okusaydı öğretmen, doktor ya da belki de avukat olacaktı ancak içeri dahi girememiş ve okul kapısına gittiği her yeni gün, ders notu yerine bir sürü acı öykü toplayarak dönmüştü evine.
Velhasıl dönüp dolaşıp geldikleri tek yer bencilliğin huzursuz kuytusu olan ve darbeci generaller gibi kasım kasım kasılan laikçiler tarafından, türlü biçimlerde horlanmış, aşağılanmış, sistemin dışına itilmişti ya da horlanan, aşağılan ve sistemin dışına itilenlerin öykülerini işiten kulak olmuştu.
İşte bu yüzden kızmıyorum, kızamıyorum. Çünkü biliyorum ki, aldığımız yaralar bir türlü kapanmak bilmiyor ve bu yüzden de her türlü samimi düşünce dahi, üzerimizden geçmiş olan o postal heyeti ve sivil destekçilerinden bize yadigar kalan savunma içgüdüsü ile ötekileştiriliyor, tekfir ediliyor ve tehlikeli arz ediliyor.
Laikliği falan geçin de..Deist tahakkümün Müslümanlar üzerine kurmaya çalıştığı baskının tezahürlerinden biri de bu işte…
İslam dairesi içindeki farklı bir takım düşüncelere tahammülü de öldürdüler.
Yaşayan bir hayat dini olan İslam dini üzerine edilen ya da edilecek olan samimi mülahazaların dahi, hoşnutsuzlukla karşılanmasına neden oldular..
Kendi bakış açılarımızın doğruluğuna olan kör inançlarımızı törpülediler, sahip olabileceğimiz yanılgı ve yanılsamaları aklımıza dahi getirmeyecek kadar bir öfkeyle doldurdular içimizi. Düşündüklerimiz, karşımızdaki kişinin düşünceleri ile ne kadar örtüşüyor, onu anlıyor muyum ya da ne derece anlıyorum diye soracak olan özgür akılı, yaralarımıza kurban ettiler.
Zira, bizi yargılayanlar ordusuna direnmenin yolu, katılaşarak, bir yumruk gibi kendi dünyalarımıza kapanmaktan geçiyordu.
Ve biliyorum...
Onlar rahat bırakmıyor…
Onlar zorba
Onlar acımasız
Onlar tüm değerlerimizi harcıyor
Onlar ezip geçmeye çalışıyor
Ve onlar değişmiyor, değiştirilemiyor
Fakat biz onlardan değiliz…Biz aidiyet duyduğumuz için konuşanlardanız ve o yaralar, ah o yaralarımız hepimizin ortak yaraları…
Ve biliyoruz ki; Kuran-ı Kerim’de binlerce senedir anlatılan tüm o kıssaların kahramanları aslında bizleriz. İşte bu yüzden de, anlıyoruz ki; Tüm bu kıssaların devamını da bizler yaşayacağız. Bunun dışında anlatılan tüm hikayeler, daima bir şeylerin bozulmuş veyahut değiştirilmiş hali olacak. Daima özlenecek o cenneti kendi ellerimizle yaratacağız ve hep beraber ağır ağır yürüyeceğiz kötülüklerin üzerine…
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun



