AİLE YAPISI VE İSLAM

AİLE YAPISI VE İSLAM

Aile, toplumların temel yapı taşıdır. Aile yapısının bozulması toplumların çözülmesine ve nihayet yok oluşuna sebebiyet verir. İnsan toplu halde ve ancak sağlam bir aile yapısıyla varlığını devam ettirebilir.

Ailenin önemini ifade eden sözler, yazılar çok olmasına rağmen toplumsal yapımıza baktığımız zaman boşanma oranlarının giderek arttığı ve son zamanlarda oranın %50yi geçtiği görülmektedir. Toplumun devamı adına çok üzücü ve kaygı verici bir durum maalesef. Zira parçalanmış aileler mutsuz bireyleri, annesiz ve babasız büyüyen çocukların dramı toplumsal yaşamı tehdit eder duruma gelmiştir. İnsanların psikolojisi olumsuz etkilenmekte, kimsede hoşgörü, yardımlaşma, saygı kalmamakta, en temel insan hakkı olan yaşam hakkı bile kolayca ihlal edilerek sıklıkla cinayetler işlenmek, adeta toplumsal bir cinnete ve çöküşe doğru gidilmektedir. Bu yüzden hadis-i şerifte, Allah'ın en hoşlanmadığı mübah boşanmaktır, denmiştir. Yani boşanma en son yapılacak iş, her yol denendikten sonra, sabırla işleri düzeltme yolları arandıktan, çeşitli kişilere danışıldıktan sonra hala çözüm bulunamamışsa kerhen yapılacak iş bir olarak düşünülmelidir.

Hal böyle olunca sorunun giderilmesi için ilgili kişi ve kurumlar meseleyi analiz edip soruna çözümler üretmelidir. Ancak özellikle akademik çevrelerin tespitleri medya organlarında sıkça yer aldığı kadarıyla çok yetersiz belki meseleyi asıl çerçevesinden uzaklaştırıp kısır bazı detaylara boğmaktadır.

Madem aile kurumu çok temel bir kurum o halde bu yapının sağlam olması için, boşanmaların azaltılması için aile kurmanın nasıl olması gerektiği tespit edilmelidir. Bunda da boşanma sebepleri de düşünülerek bir çerçeve çizilebilir.
Peki insanlar neden evlenip aile kurma ihtiyacı duyar. Yukarıda aile önemini ifade eden yazıya bakılırsa insanlar kendi toplumlarının devamını sağlamak için evleniyor olsa gerek. Ancak sonuç bu olsa da bireysel olarak evlenip aile kurmada bu amaç ya da düşünceden pek bahsedilemez. Yani insanlar kendi toplumu devam etsin diye evlilik yapmaz.

Aslında evliliğin kişiden kişiye değişen pek çok sebebi vardır. Mesela bazı insanlar maddiyat beklentisiyle evlenir, bazıları sosyal statü elde etmek için, makam, mevki için, şöhret için, benzer zevkleri yaşamak için, yalnızlıktan korkulduğu için, bazı sosyologlara göre güven ve değer görmek için, aile veya çevre baskısıyla vs. Ancak bunlar asıl gerekçeler değildir.
Bunlar ancak az sayıda kişinin belki çevreden edindiği yanlış izlenimler sonucu ortaya çıkan sebeplerdir veya evliliğin doğal sonuçlarıdır. Zira insan evlenmeden de güven duyar, çevresinde değer görür, aynı zevklere sahip arkadaşlarıyla eğlenir. Makam, şöhret, statü elde edebilir.

Aile kurmanın, evliliğin temelinde aslında iki temel sebep vardır. Bunların biri insanın yaratılışından gelen karşı cinsi sevme duygusudur. Buna aşk diyebiliriz. Cinsel ihtiyaç duygusu da buna eklemlenebilir. İkincisi ise çocuk sevgisi, kendi soyunu devam ettirme isteğidir. Tabii ki bunlar arada evlilik akdi olmadan da mümkündür. Ancak toplumsal kurallar insanları bu ihtiyaçlar için evlilik akdini zorunlu kılmıştır. Dini açıdan veya seküler hukuk açısından mecburiyet vardır.
O halde insanlar iki veya üç diyebileceğimiz temel sebepten dolayı evlilik yapar, aile kurar. Madem durum böyledir, demek ki ailenin devam etmesi veya son bulması da yine temelde bunlarla ilintili olmalıdır.

Boşanmalar araştırıldığında şiddet, anlayışsızlık, uyuşmazlık, alkol, aileyi ihmal, maddi sorunlar, aldatma, cinsellik sorunları gibi sebepler dile getirilse de bütün bu sebepler de aslında üç temel sebeple bağlantılıdır.
İnsanın fıtratında olan aşk veya sevme duygusuna dayanmayan evliliklerin daha kolay bittiği görülür. Aşka dayanıp da yine bitenler vardır. Bunlar incelendiğinde karşı cinse duyulan aşk duygusunun evlenmeden sonra yavaş yavaş normale döndüğü, bundan sonra hayatın başka meşgalelerinin öne çıktığı ve bunlardaki sorunların boşanmalara sebep olduğu görülür.

Cinsellik konusundaki karşı tarafı anlamamak veya uyumsuzluk da zamanla aşkı veya öteki evlenme sebeplerini gölgeleyebilmektedir. Çocuk asıl sebebi ise çocuklar doğduktan sonra ortadan kalktığı için boşanmada bir engel teşkil etmez. Ancak boşanmanın çocuklar üstündeki olumsuz hatta tramvatik etkileri düşünülerek boşanmaları bir müddet geciktirebilse de neticede nesli devam ettirme amaçlı çocuk sahibi olma durumu ortadan kalkmayacağı için yine boşanmaları engelleyememektedir.

O halde aile kurumu bu üç temel prensip düşünülerek kurulursa baştan sağlam temeller üzerine bina edilmiş olur. Ancak sağlam temellerin devam etmesi için aile kuran iki tarafın bazı şeyleri bilmesi gerekir. Gerçi bu olumsuzluklar belki bazı çiftlerde ortaya çıkmaz. Ancak günümüz şartları dikkate alındığında pek çok çiftte bu eksiklik görülmektedir.

Çözüm önerileri:

Evlenecek çiftler ve aile çevresi evliliğin esasen üç temel prensiple ilgili olduğunu bilmeli ve bu konuda gençleri zorlamamaları gerektiğini bilmelidir. Yani aşk(karşı cinsi sevmek ve onun tarafından sevilmek), cinsellik ve çocuk sevgisi temelli bir aile kurulmasının zaruretini bilmeli, idrak etmeli aksi durumların boşanmalara davetiye çıkardığı ve boşanmaların gerek çiftler, gerekse çocuklar veya aile efradı için maddi ve manevi zararları iyice anlatılmalıdır. Yine de başka özel sebeplerle evlenmeler olacaktır. Ancak oran düşük olacağı için toplumu tehdit etmeyecektir.

1. Üç temel sebepten en başta gelenin aşk olduğu, sevgi olduğu kabul edilmelidir. Ancak böyle olursa cinsel ihtiyaçlar konusu, çocuk yetiştirmedeki zorlukların paylaşılması, maddi sıkıntılara sabredilmesi mümkün olabilir.
Aşk konusunda ise evlenme akdinden sonra aradaki zaman ve mesafenin kalkmasından dolayı bir iki yıl gibi bir sürede doyuma ulaşıp normalleşeceği bilinmeli ve aşkın belki saygı kıyafetine bürünerek sevgi şeklinde hafifletilmiş şekilde devam etmesi gerektiği bilinmelidir.
Ancak aşk duygusunun merkezde olduğunun bilinmesi her şeyi çözmez. Zira burada temel husus aşkın ne olduğudur. Çünkü duygular geçici veya aldatıcı olabilir. Özellikle genç yaşlarda hissedilen duygular aşk diye düşünülür. Ancak bunlar çoğu zaman ya olgunlaşmamış aşk duygusudur ya da cinsellikle karışmış bir duygudur. Bu yüzden birliktelik aşk duygusunu elektrik alma gibi sözlerle ifade edilen meyletme, yakınlık duyma gibi durumlar ifade edebilir. Bu konuda ne çok aşırı hassas ne de ilk hislere hemen kapılıp karar vermemelidir. Bu duygu evlilik öncesi süreçte bazen ayrılık olduğunda izale olur. Sonra başka birine karşı aynı hisler ortaya çıkar. Bu yüzden bu hisler temel olmakla beraber bunun yanında dünya görüşü uyumu, yaşam tarzı yakınlığı, ekonomik ve sosyal seviyedeki denge, kültürel yakınlık gibi durumlar da dikkate alınmalıdır.

2. Cinsellik konusunun çok önemli olduğu bilinmeli ve çiftler bu konuda birbirlerini anlamaya çalışmalıdır. Bu konudaki sıkıntının zamanla aşkı, sevgiyi, saygıyı ve güveni zedeleyip ayrılıklara sebep olacağı iyi anlaşılmalıdır.Sorunlar gerektiğinde uzman doktorlara, psikologlara danışılarak çözümlenmelidir.

3. Çocuk yetiştirmede ise çiftler birbirlerine yardımcı olmalıdır. Eğer iki taraf da çalışıyorsa ev işleri ve çocuk bakımında müşterek hareket edilmeli. Baba tek çalışıyorsa baba sabahtan akşama kadar çocuk bakmanın ev işlerini yapmanın zorluğunu kabul edip elinden geldiğince eşine yardımcı olmalı. Anne de işi zor da olsa babanın işini ve psikolojini düşünerek iş yoğunluğuna göre bazı günler gerekirse eşini fazla zorlamamalıdır.

Tali sebepler

Bu üç temel sağlam olursa diğer durumların tesiri zayıf olacaktır. Ancak yine de binayı ayakta tutan kolonların her gün azar azar kırılması halinde bir süre sonra binanın çökmesi gibi bu sağlam temelleri zayıflatacak bazı olumsuzlukların da olabildiğince engellenmesi gerekir.

1. Bunların başında anne babaların çocuklarının evlilik yaşamlarına fazla müdahil olmaları gelir. Bu ebeveynlere düşen bir görevdir. Çiftler açısından ise birtakım olumsuz durumlar olsa da karşı tarafın ailesiyle ilgili olumsuz kanaatler dile getirilmemesi, sevgi veya en azından saygı bağının korunması, irtibatın kesilmemesi gerekir.

2. Diğer bir husus aile bütçesine göre yaşamaktır. Çalışan tek de olsa çift de olsa gelire göre harcama prensibi aşılmamalı, özellikle zaruri olmayan bir takım ihtiyaçlar sürekli borçlanarak yapılmamalıdır. Kanaatkar olmalı, benim neden başkaları gibi bazı şeylerim yok dememelidir. Bunun için ailelerin olabildiğince maddi olarak birbirlerine yakın aileler ile arkadaşlık yapmaları, misafirlikleri bu çerçevede tutmaları, gönlün bunlara meyletmemesi için iyi olur. Ayrıca televizyonlarda aşırı eğlence, zenginlik temalı diziler seyredilmemelidir.

3. Başka bir husus çiftlerin, çocuklar da dahil iş dışında birbirlerine zaman ayırması, beraber gezme, eğlenme faaliyetlerine katılmasıdır. Zevklerin çok uyuşmaması durumunda en azından ara sıra karşı tarafa jest yapılmalıdır. Mesela erkek fazla sinema sevmese de ara sıra ailesinin isteğine göre hareket etmeli veya kadın futbolu sevmese de eşinin futboldan tamamen kopması beklentisinde olmamalıdır. Anlayışlı olmalıdır. Tabii kültürel farkların büyük oluşu ortak yaşamı çok zorlarsa bu da zamanla birlikteliğin sona gitmesine sebep olur. Bunun için evlenmeden önce dikkat edilecek şeylerin başında kültürel ve yaşam tarzı yakınlığı olması gerekir.

4. Çiftler birbirlerine küçük bile olsa asla yalan söylememelidir. Zira yalan güveni yıkar. Güven ortadan kalkarsa şüpheler artar. Şüpheci davranış ve konuşmalar karşı tarafı rahatsız eder. Aile bağı kökünden sarsılır.

5. Diğer bir husus da karşı tarafa değer verme, değer verdiğini göstermedir. Zira herkes sevdiği kişinin kendisine değer verdiğini bilmek, bunu ara sıra görmek ister. Bu bazen kırılan bir bardak için sana bir şey olmadı ya ifadesidir, bazen bir çiçek almaktır, bazen büyük olumsuzluklar karşısında, "sen yanımdasın ya" demek, bazen sürpriz hediyeler almaktır, bazen kişiden kişiye değişen bazı küçük gibi görünen hassasiyetlerdir. Ev düzeninde orta yolu bulma, bazen kendi isteklerinden feragat etmektir. Mesela evin boya renginde, eşyaların yerleştirilmesinde bencil davranmamaktır. Giyim kıyafet konusunda birbirlerinin sınırlarını bilip orta yolu bulmaya çalışmalıdır. Karşı tarafın kişiliğini yok sayan her şey benim istediğim gibi olsun, doğrusu budur, gibi yaklaşımlar zamanla aradaki sevgi ve saygıyı zayıflatır.

6. İçki konusuna dikkat edilmelidir. Sarhoş olarak evde bulunmak zamanla huzursuzluk çıkaracaktır. Zira sarhoşken yapılan hareketlerin farkında olunmaz. Eziyet derecesine varan hareket ve sözler zamanla katlanılmaz hale gelir. Şiddetin ortaya çıkması çok kolay olur. Erkeğin bir kere de olsa ister sarhoşluk sebebiyle ister hayatın başka sorunlarından kaynaklanan sıkıntıların tetiklediği öfkeden olsun eşini dövmesi aradaki sevgi ve saygıyı bir anda bitirir.

7. Sadakat. Erkek çalışma ortamında veya çevrede yabancı kadınlarla içli dışlı olmamalıdır. Zira evlilik birkaç yıl içinde sıradanlaşınca özellikle erkek için yabancı kadınların, hususen bekar kızların bulunması fitne ateşini körükleyebilir. Zira buna Hz. Yusuf(a.s.) bile karşı koyamayacağını belirtmiştir. Zira erkeklerin yapısında güzelliğin peşinde koşmak vardır. Ulaşılan güzellik zamanla sıradanlaşır. Ancak güzelliğe duyulan şevk ve cinsellik kolayca birbirine karışır. Bu yüzden para, şöhret, makam, yakışıklılık gibi imkanları bulan erkeklerin aldatmaları veya aldanmaları çok kolaydır. Bunu önlemenin en garanti yolu bu tür ortamlardan uzak durmaktır. Bu yüzden İslam'da mahrem kadın ve erkeğin yalnız kalmaları yasaklanmıştır. Televizyonlarda de bu tür ilişkileri yansıtan dizi ve magazin programlarından tamamen uzak durulmalıdır. Böyle bir durum olmasa bile karşı tarafın içine şüphe tohumları eker. Ekilen tohumların filizlenmesi de çok kolaydır.

Ancak bu noktadaki temel prensip eşlerin, özellikle de erkeğin ahiret inancı taşıyor olmasıdır. Zira Allah bilinci, korkusu veya saygısı dışında hiçbir güç insanı bu yola girmekten alıkoyamaz. Eğer şartlar elverirse kolayca meyleder. Hatta iman bile garanti veremediği için peygamber bile bunu önlemenin kolaylaştırıcı yolu olarak bu tür ortamlardan uzak durulması ifade edilmiştir. Ancak iman yoksa zaten o ortamı arayacak, fırsat kollayacak demektir. Bu yüzden iman zafiyeti olan erkeklerde imkanlar da elverirse sadakat çok zor bir durumdur. Bu durum aslında kişinin eşini, çocuklarını sevmediği anlamında değildir. Onlar yine asıldır belki ama nefsi dizginlemek mümkün değildir. Aldatmanın gerçekleşmesi ise karşı tarafa yapılan büyük bir hakaret ve saygısızlık olduğu için ailenin yıkılması kaçınılmazıdır. Bu noktada iki tarafın da ama özellikle erkeğin, inançlı olması, Allah'ın kendisini her an gördüğünü hatırlaması, ahirette yaşayacağı rezilliği düşünmesi, eşine ve çocuklarına büyük saygısızlık olduğunu bilmesi, bu işin gizli kalamayacağını, mutlaka duyulacağını ve yuvasının dağılacağını, bunun esas vebalinin kendisi olacağını iyi kavraması ve ilahi ikaza uyarak bu tür ortamlardan uzak durarak baştan tedbirini alması elzemdir.

Özet:

Aile kurumu hem bireylerin yaşamı hem de toplumun huzurlu yaşamı ve devamı bakımından çok önemlidir. Bu kurumun sağlam olması gerekir. Boşanmaların mümkün olduğu kadar önlenmesi, azaltılması gereklidir.
Bunun için öncelikle hem çiftler hem de onların aileleri bilinçlendirilmelidir. Belki lisede bu konuda aile kurumunu işleyen bir ders verilebilir.

Ailenin kurulmasının temelinde üç asıl sebep vardır. Ailenin devamı için bunların doğru şekilde yönetilmesi gerekir.

1-Aşk(sevgi). Karşı cinsi sevme ve onun tarafından sevilme ihtiyacı.
2-Cinsel ihtiyaç
3-Çocuk sahibi olma, soyun devamı ve çocuk sevgisi

Bu esasları destekleyen veya olmadığında yavaş yavaş bu temelleri harap eden yedi tali sebep şunlardır:

1- Çiftlerin ailelerinin çiftlere fazla müdahale etmesi veya çiftlerin karşı tarafın ailesiyle sorunlar yaşaması, saygı ve irtibatın kalmaması.
2- Aile bütçesine göre hareket etmemek, kendi durumların yüksekte olanlara özenip borçla yaşamak
3-Birlikte zaman geçirmemek. Bunda yaşam tarzı uzaklığı, kültürel farklılık veya ağır iş hayatı gibi olumsuzlukların etkisi olabilir.
4-Karşı tarafa yalan söylemek. Yalan bir gün mutlaka ortaya çıkar. Aileyi temelden yıkar.
5-Karşı tarafa değer verdiğini çeşitli şekillerde göstermek.
6-İçki veya başka sebeplerden kaynaklanan kötü sözler veya şiddet
7-Aldatma

Evliliğin devamı için bunlara mutlaka riayet edilmesi gerekir.

Bütün bunların bilinmesi ile uygulanabilmesi birbirinden farklı şeylerdir. Bilgi önce gelir. Ancak uygulama da tamamlayıcıdır. Bilgi uygulama için bir kıymet taşır. Uygulama aşamasında eksiklik olmaması da büyük ölçüde inançla, Allah'a iman ve İslami ahlakı benimsemiş olmakla, Allah'ın belirlediği sınırları aşmamak yani günaha girmemekle ilgilidir. Bundaki temel husus da evliliğin sadece dünya hayatı ile sınırlı olmadığı, İslami inançta evliliklerin kısacık olan imtihan dünyasından sonsuz ahiret hayatına da uzandığı bilgisini idrak etmektir.

Reklam