Aktif iyi Pasif iyi ve Kuran - Mustafa İslamoğlu

PASİF İYİ İLE AKTİF İYİ KUR’AN’DA NEYE TEKABÜL EDER?

Pasif iyiler, kendine iyi olanlardır. Aktif iyiler hem kendilerine hem başkalarına iyi olanlardır. Pasif iyilerin iyilikleri kendilerine dönüktür. Aktif iyilerin iyilikleri, hem kendilerine hem de başkalarına dönüktür.
Kur’an’da iki kavram yer alır: “Hasenat” ve “salih amel”. Yani hasenât ve sâlihât. Bu ikisi arasında muazzam fark vardır. Nedir hasenat ile salihat arasındaki o fark?
Hasenât, “iyilikler” demektir. Hasenât’ın tekili hasene’dir. Hasen, “güzel ve iyi olmak” manasına gelir. Onun da türetildiği husn, “güzellik, hoşluk, iyilik” demektir. Kur’an’da geçen husnâ, “güzel ve iyi son” demektir. Hasenât’ın zıttı seyyiât’tır. Seyyiât “kötülükler” demektir.
Sâlihât, “sâlih ameller”, “ıslah edici iyilikler” demektir. Kur’anî bir kavramdır ve Kur’an’da tek başına sâlihât olarak da geçer. Sâlihât’ın türetildiği sulh kökü, “birden fazla taraf arasında barışı sağlamak” anlamına gelir. Yani, üçüncü şahıslara yönelik bir iyiliği ifade eder. Islâh, “düzeltmek, iyileştirmek” demektir. Bu da üçüncü şahısları ilgilendiren bir durumdur. Sâlih amel (el-‘amelu’s-sâlihât) Kur’an’da 6 kez tek başına, 56 kez ise iman ile birlikte gelir.
Hasenât ile sâlihât arasındaki fark açıktır: İlki sonuçları kişinin kendisine dönük olan iyilik, ikincisi sonuçları başkalarına dönük olan iyiliktir.
Hasenat, insanın sırf kendisi için yaptığı iyiliklerdir. Bu iyiliklerden bir başkası yararlanmaz. Sadece kişinin kendisi yararlanır. Mesela namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek gibi ibadetler hasenattır. Bakara 277. ayette Rablerinden ödül alacakları müjdelenen kimselerin 4 özelliği sayılır:
1. İman.
2. Sâlihât.
3. Namaz.
4. Zekât.
Eğer “namaz” ve “zekât” salihât’tan addedilseydi, ayrıca zikredilmezlerdi.
Buna şöyle itiraz edilebilir:
Ayetteki namaz ve zekât “külden cüz”, yani “bütünden parça”dır. Başlarındaki vav da önceki vav’lardan farklı olarak “mesela” anlamında atf-ı beyandır. Bakara 277’nin manası şöyle olur: “Şüphesiz iman edenler, sâlihât işleyenler; mesela namaz kılıp, zekât verenler… İşte bunların karşılığı Rabberi katında bakidir…”
Biz de bu itiraza şu cevabı veririz: O zaman Asr suresini ne yapalım? Orada da dört şey sayılıyor:
1. İman.
2. Sâlihât.
3. Hakkı tavsiye.
4. Sabrı tavsiye.
Bakara’daki namaz ve zekâtın yerini Asr’da hakkı tavsiye ve sabrı tavsiye almış. Bu son iki tavsiye, sâlihât ile tam uyumludur. Zira üçüncü şahıslara yöneliktir. Bu takdirde Asr suresinin manası şöyle olur: “Asr’a yemin olsun ki insan hüsrandadır; ancak iman edenler, sâlihât işleyenler; mesela hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnâ!”
Bir başka örnek de Hûd 23. Orada cenneti hak edenlerin üç vasfı sayılıyor:
1. İman.
2. Sâlihât.
3. Rablerine gönülden boyun eğenler.
Bu sonuncusunun öteki şahısları hiç ilgilendirmeyin tamamen kişisel olduğu tartışılmaz. Bu takdirde, “Rabbe gönülden boyun eğmek”, hemen önceki madde olan sâlihât’ın dışında ve ondan farklı bir şeydir.
- Peki, bu takdirde Bakara 277’deki namaz ve zekâtı nasıl anlayalım?
- Bakara 277’deki namaz ve zekât özü itibarıyla sâlihât’tan değil, hasenât’tandır. Fakat kişi namaz, oruç, hac, zekat gibi kişisel ibadetleri de salihata dönüştürebilir.
- Nasıl?
- Bu ibadetleri toplumsal bir ıslah için istihdam ederek.
- İyi de, kişisel ibadetler, nasıl toplumsal bir ıslaha dönüşebilir?
- Maun suresi (107. sure) bunun formülüdür. Surede “Yazıklar olsun o ibadet edenlere” denilir. Bu kimseler, ibadeti kişisel bir iyilik gösterisine dönüştürüp, yetimi gözetmeyen ve yoksulu doyurmayan, yardıma engel olanlardır. Oysa bu sonuncular sâlihâttandır.
Özetle salihat, öznesiyle birlikte başkalarını da kuşatan ve iyi eden iyiliklerdir. Hasenat ise, sonucu sadece onu işleyene dönük iyiliklerdir. Salihat şahsıyla birlikte başkalarını daiyi etmek için çalışmak, hasenat ise sadece şahsını iyileştirmek için çalışmaktır.
Salihat ile hasenat arasındaki fark sadece mana ve mahiyet farkından ibaret değildir. Bu ikisinin getirisi de farklıdır. Yine Allah’ın kitabına müracaat edelim.

Hasenatın getirisi bire on, salihatın getirisi cennettir

Hasenatın karşılığına Kur’an’da bire on vaat edilir: “Kim bir hasene ile gelirse, ona onun 10 misli ödül vardır.” (En’âm 6:160)
Fakat salihatın karşılığı bire on falan değildir. Salihatın karşılığı doğrudan cennettir:
“Kim imanlı bir halde salihat işlerse, -erkek veya kadın fark etmez- işte onlar cennete gireceklerdir.” (Nisa 4:124)
Hasenatın karşılığı oranla sınırlanmıştır, fakat salihatın karşılığı sınırsızdır:
“Salihat işleyen mü’min kimseleri muazzam bir ödül ile müjdele.” (İsra 17:9)
Başka ayetlerde de sâlihat’a kesintisiz nimet ve cennet vaad edilmektedir (Msl: 95:6; 85:11)
Hasenat artıdır, seyyiat eksidir. “Şüphesiz hasenat seyyiatı götürür” (Hûd 11:114). Bu artı eksiyi götürür demektir. Yine Kur’an hasenatın seyyiatın üstüne örtüleceğini ifade eder.
Fakat salihat sahipleri “canlıların en iyisi”dir (25:70 ve 98:7).
Salihatı hasenattan ayıran şey, sadece verilecek karşılığın ne olduğu değildir. Bu ikisini birbirinden ayıran bir başka şey de “Geriye neyin kalacağı” sorusudur.
Kur’an’da geriye hasenatın kalacağını söyleyen bir ayete rastlanmaz.
Fakat geriye salihatın kalacağını söyleyen ayetler vardır:
“Mal ve çocuklar dünya hayatının geçici süsüdürler. Baki kalacak olan salihat ise, Rabbinin katında sevapça ve umutlanma açısından daha hayırlıdır.” (Kehf 18:46)
“Baki kalacak olanlar salihat ise Rabbinin katında sevapça daha hayırlı ve kazanç bakımından daha üstündür.” (Meryem 19:76)
“Bana hasenat yeter” deyip salihat işlemek için çaba göstermeyen kişi pasif iyidir. İnsan aktif iyi olmak istiyorsa, hasenatla yetinmeyip salihat işlemelidir. Bu, insan hasenatı bıraksın da salihat yapsın anlamına gelmez. Böyle birinin durumu, mumun durumuna benzer: Başkalarını aydınlatacağım derken kendisini yakıp bitirir. İnsandan yanarak aydınlatması değil, aydınlanarak aydınlatması istenmektedir. Muhatabını “karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için indiği” beyan edilen vahiy, yakmadan aydınlatan ilahi bir ışıktır, nurdur.
İlahi nur, dışarıdan aydınlatan bir ışık kaynağına benzemez. İlahi nur ile aydınlanmak da dışından aydınlanmak değildir. İlahi nur içeriden aydınlatan bir ışık kaynağıdır. İlahi nur ile aydınlanan içinden aydınlanır.
İçinden aydınlanan şu üç vasfa sahip olmak zorundadır: Aşk, adanmışlık, aidiyyet.

Reklam