DEPRESYONUN TEDAVİSİ; FİYASKO!

DEPRESYONUN TEDAVİSİ; FİYASKO!

İnsan yavrusu aciz insancık öyle bir hala gelmiş ki kendi ihtiyacına sunulan şeylere bile kızar haldedir. Kendi evladına el kaldırır olmuş... En yakınının kalbini kırar olmuş... En ufak rahatsızlığa dayanamaz hala gelmiştir... Nerden geliyor bu su sesi !!! Neden burası havasız!!! Neden bu kapı açık!!! Gibi çıkışlarla etrafında şimşekler çaktırır. İnsan içinde bulunduğu fevri durumdan kendisi de rahatsızdır fakat kendini frenleyemez... Kişi nedensiz daha önceden isteyerek ve severek yaptığı günlük aktivitelere karşı isteksizlik ve hayattan zevk alamama durumu içindedir. Ek olarak kişide kederli ve üzgün bir duygu durumu ile birlikte görülen bazı değişiklikler zamanla oluşur. Bu durumda kişi her şeyi olumsuz olarak değerlendirerek karamsarlık düşünceleri ile geçmişi ve geleceği düşünmeye başlar. Bu düşünceler istemese de kişinin aklına gelir. Yani günlük yaşantıda her şeyin olumsuz taraflarını görür. Geçmişte yaşanmış olayların olumsuz ve kötü taraflarını görerek kendisini suçlu ve cezalandırılmış hisseder. Ve bu olumsuz ruh hali aylarca devam eder.
Günümüzde bu durumu doktorlar depresyon olarak addediyorlar. Ve bu ruhi rahatsızlığı ilaç tedavisiyle yenmeye çalışmaktalar. Dünyada 30 milyonu aşkın kişi depresyon haplarından sadece biri olan bir markayı kullanıyor. İngiliz Hull Üniversitesi bilim insanları, antidepresanlarla ilgili 47 klinik deneye dayanarak sanıldıkları kadar etkili olmadığını ortaya koydu. Türkiye Klinik Farmakoloji Derneği Başkanı Prof. Cankat Tülunay, antidepresanların işe yaramamasının yanı sıra çok sayıda yan etkisi olduğunu ve bu yöndeki araştırma sonuçlarının gizlendiğini savundu. Bu ilaçların işe yaradığı şeklinde demeç veren hekimlerin doğru söylemediğini belirten Tülunay, "Prozac vahşeti de arttırıyor, geçenlerde ABD'de 7 kişiyi öldüren öğrenci, Prozac'ın etkisi altındaymış. Elimde FDA'ya bildirilmiş raporlar arasından buna benzer 70 tane vaka var" dedi.
Antideprasan ilaç üreticileri ise elbette ki bu durumu yalanlamaktadırlar. Bu derdin hastalık olduğu kesindir fakat adı üstünde ruhi bir hastalıktır. Ve bunun tedavisi bedeni ve beyni uyuşturan haplarla değil tam tersine insanın kalbini ferahlatacak imani ilaçlarla olmaktadır. Doktorların depresyon teşhisini koymuş olduğu ve bu ilaçları kullanan bazı kişilerle görüşme yaptığımda da bana şu söylentilerde bulundular. "İlaç gerçekten işe yarıyor daha sakin daha sabırlı olduğumu hissediyorum. İlacın etkisi muhakkak ama bırakamıyorum, ilaç bende uyku ve uyuşukluk yaptı kendimi dinç ve diri hissetmiyorum sakinleştim ama bir o kadarda miskinleştim".
Bazı psikiyatrların depresif hastalarına ilaç tedavisinin yanı sıra önerdikleri bazı başka çözümler de vardır. Bunlar evinizi değiştirin, kısa bir seyahate çıkın, iş temponuzu azaltın, çocukları bir kaç haftalığına bir yakınınıza baktırın, sınav stresinden uzak durun, kitap okuyun, mozart dinleyin gibi... Bunlar geçici olarak çözüm olabilir fakat bu yamalı çözümlerle dibe inilemeyeceği için var olan sorun geçici süre ortadan kaybolsa da tekrar nüksedecektir.
Dünyanın oyalayıcı telaşına kapılan insanlar, Allah'la olan bağlarını zayıflatınca ve asıl yapmaları gereken ahiretlik işlerin yerini çoğunlukla dünya alınca işte maalesef olanlar o andan itibaren başlıyor.
Bu mesele kapitalist sistemin getirdiği sonuçlardan biridir. Her derdin devası ve şifası Rabbimiz Rad suresı 28. ayette mealen buyuruyor ki:
الَّذِينَ آمَنُواْ وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُم بِذِكْرِ اللّهِ أَلاَ بِذِكْرِ اللّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ
"İman edenlerin kalpleri Allah'ın zikriyle huzura kavuşmuştur. Dikkat edin, kalpler ancak Allah'ın zikri ile huzura kavuşur."
Kalp Allah'la dolar ve taşarsa o z aman rahata erer. Çünkü kalbi saran, onu dinlendiren, neşelendiren, yumuşatan, rahatlatan, kendini güvende hissetmesini sağlayan ruhani bağdır. Bu bağ ile insan varlık aleminde tek başına, yapayalnız olmadığını anlar, çevresindeki her şeyin Allah'ın himayesinde bulunduğu ve eseri olduğunu bilir. Kendi iradesi ve Allah'ın iradesi arasındaki çizgiyi görür.
Müslim'de yer alan bir Kutsî hadise göre de Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor:
"Yüce Allah diyor ki: `Ey Ademoğlu, eğer sen beni içinden anarsan, ben de seni içimden anarım. Eğer sen beni bir topluluk içinde anarsan ben de seni bir melek topluluğu -ya da ondan daha hayırlı bir topluluk- içinde anarım. Eğer sen hana bir karış yaklaşırsan ben de sana bir dirsek boyu yaklaşırım. Eğer sen bana bir dirsek boyu yaklaşırsan ben de sana bir arşın yaklaşırım. Eğer sen bana yürüyerek gelirsen ben sana koşarak gelirim."
Beş saniye düşünelim, düşünelim ki Allah'ın anması nasıl olabilir? Bu nasıl bir merhamet, müşfiklik ve hediyedir. Rabbini anan bir kul saf-i kalple Rabbi anmışsa Rabbi ona nasıl mukabele eder?
İşte, Hz. Muhammedin (SAV.)'in "ümmetim, ümmetim" dediği ümmet gör!!! Senin RABBİN BÖYLE!!! Sen onu anarsan o senin ruhunu korur, sana kaç misliyle karşılık verir!!!
Haşr suresinin 19. ayetine mealen de baktığımız da ise:
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ نَسُوا اللَّهَ فَأَنسَاهُمْ أَنفُسَهُمْ أُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
"Allah'ı unutan ve Allah'ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar, yoldan çıkmış olanlar onlardır."
İşte eğer insan bu eşsiz evrenle ilişkini kesmişse, zorluklar karşısında da problem çözmek için aklından başka sığınağı yoksa, o kişi ıssız kapkaranlık bir ormanda vahşi hayvanlarla baş başa kalmış insandan daha mutsuz daha aciz ve daha acınacak durumdadır. Çünkü ona siper olacak imanının gücünü kaybetmiştir. Necip fazıl şöyle diyor;
İlaç eczanede ama hangi rafta şişede?
İslam ki, tek ilaçtır, örümcekli köşede..
İslam insana sunulan en büyük nimet ve yegâne ilaçtır, İslam üzere olan ruhsal hastalığa yakalanmaz. İslam denizinde yüzen depresyon limanına düşmez. Eğer Müslüman bir hal olup ta bu duruma düşmüşse tekrar Rabbine dönerek eski haline kavuşmalıdır. Dünya da bedbaht olan ahirette tamamen hüsrana uğrayacaktır. Hem dünyasını hem de ahiretini zehir edecektir. Müslüman imtihan diyarında olduğunu hiç bir an aklından çıkarmamalı ve ne ekerse onu biçeceğini hep düşünmelidir; yaşadığı müsbet veya menfi küçük bir olaya dahi hikmet nazarıyla bakıp, hastalık, fakirlik, ayrılık, ölüm, felaket, deprem, işsizlik, davetteki zorluklar gibi yaşanabilecek hayatın gerçeklerine bu Rabbimdendir diyerek içini ferahlatmalıdır. Yaratılış gayesini ve İslam'ın teslim olmak olduğunu bilen bir mümin bu tip acı durumlara tebessüm ederek geçer ve en ufak bir stres dahi yaşamaz. M. Akif Ersoy'da sorunlar karşısında tek çıkar yolun Allah ve Resulü olduğunu şu dizelerle anlatmaktadır.
ALLAH`a dayan, sa`ye sarıl, hikmete râm ol...
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.
Müslüman kardeşlerim!
Hepimizin de bildiği gibi o kadar çok hastalık çıktı ki. O kadar virüsler dolaşıyor ki ortalıkta o kadar İslam düşmanı çok ki üzerimize virüs peyda ederek yollamaya hazır olan. Biz istesek bile virüsle değil tek bir mikropla bile başa çıkamayız. Ayetlerde de belirtildiği üzere "ol" deyince olu verdiren yaratan, müptela eden ve şifa verecek olan da ancak ve ancak Rabbimizdir.. Bizim şuurunda olmamız ve çevremizdekileri de düşünmeye sevk etmemiz gereken tek bir mesele vardır ki o d; Allah düşmanları, Müslümanları bu zamana kadar kendi fikirleriyle yeterince uyuşturdular. Artık şu gerçeğin farkına varıp kendimize gelme anı...
Tıbbın ne olduğunu Müslümanlardan öğrenen ve Müslümanları yıkmak için Müslümanların aleyhine bilim tellallığı yapan bu haçlı zihniyetinin sunduğu tedavi ancak kendi ideolojisine mutabıktır. Müslümanlara uygulanması ise bilakis biyolojik bir silahtır. Psikolojik hastalıklar bedenle alakalı değildir. Bu hastalıklar ruhla alakalıdır. Laboratuara insan ruhu koyulup tedavi edilemez. Bu ancak insanın hayatının merkezine kişinin Rabbini koymasıyla tedavi edilir. Kalpler ancak Allah'ı anmakla huzura erebilirler.
Velhamdulillahi Rabbul Alemin.
Zeyneb Afra

Reklam