Din Ahlakı Nasıl Yaşanmalı?

İnsanların birçoğu Allah'ın hükümlerine tam olarak itaat etmez, nefislerinin de tatmin olacağı bir yaşam tarzı oluşturmak isterler. Dinin kurallarına uymak yerine dini, kendi kuralları ve prensiplerine uygun hale getirmeye çalışırlar. Din ahlakını, nefislerine uygun düştüğü sürece yaşarlar.

Kur’an bize nasıl bir ahlaka sahip olmamız ve nasıl bir yaşam sürmemiz gerektiğini ayrıntılarıyla haber verir. Allah'ın emirleri eksiksiz yerine getirilerek gerçek din ahlakı yaşanır.

Kur’an’da, "...Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah'tan daha güzel olan kimdir?" (Maide Suresi, 50) buyrulur. İnsanların yaratılışına en uygun olan, Allah’ın dinidir. İnsanların kendi mantıklarına, kültür ve birikimlerine göre çıkardıkları sonuçlar, sıkıntılara sebep olur.

İnsanların birçoğu Allah'ın hükümlerine tam olarak itaat etmez, nefislerinin de tatmin olacağı bir yaşam tarzı oluşturmak isterler. Dinin kurallarına uymak yerine dini, kendi kuralları ve prensiplerine uygun hale getirmeye çalışırlar. Din ahlakını, nefislerine uygun düştüğü sürece yaşarlar.

İçinde bulundukları yanılgı, söz konusu kişileri sapkın bir yola sürükler. Akıl ve vicdanlarını değil, nefislerini dinlemeleri, çoğu insanı Allah'ın emrettiği ahlakı yaşamaktan alıkoyan önemli bir unsurdur. Nefislerinin istek ve tutkularına göre hareket eden bu kişiler hak olana değil, batıl olana uyar, hem kendilerine hem de çevrelerine büyük sıkıntılar verirler.

Olaylar nefsani planlarına uygun gelişmediğinde, bu kimseler çok ani çıkışlar yapabilirler. Öfke, duygusallık, küsme gibi Kur’an ahlakına aykırı davranışlar gösterilebilirler. Öfkeyle bağırıp çağıran kişi, o an Allah’ı ve her olayı O’nun yarattığını unutmuş demektir. Allah’ı unutan kimsenin ise, Kur’an ahlakıyla bağdaşmayan her türlü yanlış davranışı yapması olasıdır.

Söz konusu bu insanlar bencil, sevgisiz, kibirlidirler ve en çok kendilerini severler. Yakınlarını, dostlarını veya ailelerini sevdiklerini iddia etseler de, bu sevgi anlayışının da onların nefislerine uygun olması gerekir. Yani, sevgilerinde Allah’ın hoşnutluğunu ve rahmetini gözetmez, dünyevi çıkarlarına göre hareket ederler. Bencillikleri ve duygusallıkları nedeniyle adil olamazlar, adaleti ayakta tutamazlar.

Müminler ise en çok Allah'ı severler. Allah'ın her şeyi bir hayır ve güzellikle yarattığının, her olayın-hatta musibetlerin- bir hikmetle geliştiğinin, kaderlerinde olanı yaşadıklarının bilincinde hareket ederler. Rabbimiz'in verdiği tüm nimetlere şükür içindedirler ve yalnızca O'na tevekkül ederler.

Bu nedenle, iman etmeyen insanların yaşadıkları endişeden, korkudan, güvensizlikten uzaktırlar. Çünkü isteklerini insanların değil, Allah'ın yerine getireceğini bilerek, yalnızca O'na yönelip dönerler. Allah'ın sevdiği gibi bir yaşam sürdüklerinde, kendilerine en güzel karşılığı vereceğini umut ederler. Rabbimiz'in nimetlerinden biri olan sevgiyi de, bu şuur ve bilinçle derin ve güzel yaşarlar. Allah'ın bildirdiği gibi yaşayanlarla, insanların koyduğu kurallara göre yaşayanlar arasında yaşamlarının her anında derin ayrılıklar vardır.

Gerçek Kur’an ahlakı, Allah'ın emrettiği ahlaktır. Eksiksiz olarak yaşamak ise Kur’an ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetine tam olarak uyulduğunda yaşanabilir. Allah'ın indirdiği dışında açıklamalar getirmeye çalışmak, yorumlarda bulunmak insana her zaman kayıp getirecektir. Yüce Allah, "... Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma..." (Maide Suresi, 48) ayetiyle müminlerin ölçüsünün ve yol göstericisinin, Allah'ın indirdiği hükümler olduğunu bildirir. Bundan başka yollar insanı doğrulara ve aydınlığa değil, yanlışa ve karanlıklara çıkarır.

İnsan önündeki iki yoldan birini tercih etmeli; ikisinin arasında bir ahlak olmaz. Kur’an’a iman eden samimi insanın yaşadığı; hükümlerinde ortağı, benzeri ve dengi bulunmayan, hüküm koyanların Hakimi olan Allah’ın dinidir.

Süheyl Okur

Reklam