You are hereÇağdaş İslam Siyaset Düşüncesi: Üç Evrilme - İhsan ELİAÇIK / Hasan Turabi
Hasan Turabi
Hasan Turabi ye göre İslam devletinde Allah yegane hakimdir ve mutlak yetkiye sahiptir. Her kim iktidarda bulunuyorsa Allah ın kanunlarına boyun eğmek durumundadır. Bu, aynı zamanda anayasal devlet sisteminin öngörüldüğü anlamına gelmektedir. Bir ülkeyi yönetme fiili dinin ayrılmaz bir parçasını teşkil eder. Hz. İbrahim zürriyetinden yönetici imamlar çıkması için dua ettiğinde Allah zülmedenlerin yönetici olamayacağını söyledi. Hz. Peygamber kendisinden sonra hiç kimseyi yönetici olarak tayin etmedi. İslam da yönetim miras yoluyla geçmez; monarşi, oligarşi, diktatörlük, teokrasi, kilise vb. yönetimler İslam da yoktur. İslam devletinde yöneticiler meşveret ve icma ilkesi gereğince halk tarafından belirlenir. Halkın seçtiği milletvekilleri oy kullanarak yasamada bulunurlar ve ülkeyi idare ederler. Biat, halkla yönetim arasında gerçekleşen bir toplumsal sözleşmedir. İktidar meşruiyetini buradan alır. İslam da din ile devletin birbirinden ayrılması anlamına gelen laiklik yoktur. Devlet yöneticisi de Allah ın bir kuludur ve icraatlarından Allah a hesap verecektir. Kendisinin Allah ve melekler tarafından gözetildiğini hiç bir zaman unutmamalıdır. İslam toplumunda gayr-ı Müslimler güvenlik ve barış içinde yaşarlar. Zimmet esasında güvenlik sağlama demektedir. Gayr-i müslimler devlette görev alabilirler, hatta bir Hıristiyan seçildiği takdirde devlet başkanı bile olabilir. İslam devletinde mürtedin öldürülmesi diye bir şey yoktur. Mürted dinden dönen değil devlete başkaldıran ve yabancılar lehine vatana ihanet kanunu suçunu işleyen kimse demektedir. İslam devletinde bir ateist, tanrısızlık propagandası yapabilir, fikirlerini şiddete başvurmadan açıklayabilir, buna yine fikirle karşılık verilir. İslam devletinde partiler değil partizanlık yoktur. Devlet, partilerin varlığını resmen tanımasa da, çalışmalarına engel olmamalıdır... (30)
Turabi, Sudan için hazırlanan 146 maddelik yeni anayasada tevhid (Allah a kulluk) adalet, özgürlük, meşveret-icma esaslarına dayalı bir hukuk devleti öngörmektedir. Anayasa nın 4. maddesinde el-Hakimiyyetü lillah ve s-Siyadetü li ş-Şaabi l-Sudani (Hakimiyet Allah ın Egemenlik-önderlik Sudan halkınındır) ilkesini vaz ederek yıllardır Allah ın hakimiyeti mi milletin hakimiyeti mi? şeklinde tezahür eden tartışmaya yeni bir açılım getirmektedir. Buna göre külli hakimiyet, hayatın temel nizamlarını belirleme hakkı yüce Allah a aittir. Ancak bu hakimiyeti bir kral veya hanedan veya sosyal bir sınıf Allah adına kullanamaz. Siyasal iktidarı halk belirler ve bu meşveret-icma kuralı ile yani seçimle ortaya çıkar...
Burada ifade edilen devlet anlayışı, görüldüğü gibi geçmişteki saltanata dayalı İslam devletlerine hiç benzemiyor. Örneğin Turabi nin Sudan anayasasında devletin dini ve mezhebi belirlenmezken tevhid, adalet, hürriyet (özgürlük), meşveret, icma ve örfe dayalı hukuk devleti öngörülüyor. Bu haliyle Sudan anayasasının, İran İslam Cumhuriyeti anayasasından daha ileri bir anlayışla hazırlandığı söylenebilir. Özellikle devlete resmi bir din ve mezhep belirlenmemesi oldukça dikkat çekicidir. Buradan anlaşılıyor ki özellikle Turabi, resmi din ve mezhep dayatmacısı geçmiş saltanat modellerini dışlıyor fakat batılı laik modellere de pirim vermiyor. Kur an ın sadece siyasi değerlerini (adalet, ehliyet, hürriyet, meşveret, maslahat) öne çıkaran, çağdaş bir adalet devleti projesi geliştirmeye çalışıyor. Bunu yaparken de Kur ani değerleri özellikle ismen zikrediyor. Örneğin demokrasi demiyor; ısrarla meşveret, icma gibi kavramları kullanıyor.
Londra da master, Paris te doktora yapmış bir hukukçu olan Turabi nin şura-icma ilkesiyle ilgili ileri sürdüğü fikirler Fazlurrahman ın geliştirmeye çalıştığı siyasi meşveret yorumunu çağrıştırıyor;
İcma, tarihi belli şartlar nedeniyle sapmaya uğradı. İcma nın zorunluluk olduğunu ifade eden ayette mü minler den bahsedilir. Örneğin Nisa suresinin 115. ayetinde insanlar müminlerin yoluna uymaya çağrılıyor. Şura yı emreden ayet ise şurayı muminlere has kılıyor. Onların işleri aralarında şura iledir ayeti bağlayıcı bir emirdir. Ümmetim delalette toplanmaz , Müslümanların güzel gördüğü, Allah katında da güzeldir.. gibi çok sayıda hadis cemaata bağlanmaya çağırır. Cemaat belli kişilerden oluşmaz, Müslümanların cemaatıdır, o da halktır.. Müslümanlar, tarihte, dini bilmeyen kavimlerin İslam a girdikleri dönemler yaşadı, çoğaldılar, öyle bir konuma geldiler ki istişare edebilme şartları ortadan kalktı, yüzbinlerce, hatta milyonlarca Müslüman nasıl istişare edecekti? Müslümanlar yeryüzünün doğu ve batısında yaşıyorlar, aralarındaki ulaşım deve sırtlarında gerçekleşiyordu. Doğudan batıya gitmek için aylar gerekiyordu. Hz. Peygamber döneminde meşveret kolaydı. Hz. Ebubekir in hilafetinde bu kolaylık kalkmış müslümanların toplanmaları zorlaşmıştı. Tüm halkla değil siyasal temsilcilerle toplanılmak zorunda kalınmıştı. Bunun için de şura, alimler arasında yapılmak zorunda kalınmıştı. O zaman da icma alimlerin icması oldu. Halbuki bu, o günkü şartlar sonucu oluşmuş bir zaruretti. Asıl olan icma müslümanların icmasıdır. Belki bu noktada söylediklerime itiraz edilerek ‘Siz meseleyi başıboşluğa itiyorsunuz, avama aktarıyorsunuz, insanların heva ve hevesleriyle konuşmalarına fırsat tanıyorsunuz diyenler olabilir. Aslında hiç de başı boşluk yoktur; tıpkı namazda olduğu gibi... Her müslüman namaz kılmak zorundadır; ‘Bazı müslümanlar avamdır namazın idrakini kavrayamazlar dolayısıyla onların namaz kılması gerekmez diye bir şey olmaz, bilakis insanlara öğretmeli, müslümanların kültür ve bilgi seviyesi artırılmalıdır .. Aslında icma düşüncesini günümüzde refarandumla veya dolaylı icma sayılabilecek çağdaş parlementer sistemle ifade edebiliriz. Müslümanların hür seçimle seçtikleri parlemento meclisi müslümanların toplumsal planı olabilir. Dolasıyla Kur an ve Sünnet e uymayan bir icma olmaz.. (31)
Hiç korkmaksızın İslam ın özgürlük anlayışını uygulamalıyız. İslam ın özgürlük anlayışından bahsettiğimizde insanlar korkuyorlar ve Her şey anarşiye dönüşür diyorlar. Halbuki bizler İslam düşüncesinin uzun süredir donuklaştığını biliyoruz, çözüm insanları özgürlüğe itmektir, kapsamlı bir devrim yapmaktır. İçtihat kapısını kapatmamalıyız. İnsanlar düzen ve özgürlük arasındaki dengeyi korumalıdır. Donuklaşma dönemlerinde düzene değil özgürlüğe çağrı yapılmalıdır. Dini düşünce özgürlüğünü sağlamaktan başka çare yok. ‘Bazı sapık düşünürlere özgürlük verirsek ekolleri yaygınlaşabilir endişesi yersizdir. Ümmetin delalet Üzerine birleşeceğini hiç sanmıyorum. Eski İslam fıkhı özgür ortamda gelişmiştir, baskının olduğu yerde donuklaşmıştır, bunu yenilememiz gerekir. Müslümanlar içtihat yapan yüzlerce insandan niçin dördü üzerinde yoğunlaştılar? Bu kendiliğinden oluşan bir meseledir... (32)
Yüksek sesle ve açıkca İslam düşüncesinde yenilik çağrısı yapan; ‘alemde nasıl hareket varsa din de aynen böyledir diyen; son peygamberden sonra şeriatın yenilenmesi görevinin ümmete ve ilimde derinleşen müçtehidlere verildiğini söyleyen; sürekli içtihadı ayet ve hadis metinlerini zamana uyarlama girişimi olarak gören; bu ictihadın tahsis, beyan ve tadil yoluyla yapılacağını söyleyen; kadının devlet başkanı olabileceğini, gayr-i müslim için de bu yolun açık olduğunu, mürtedin öldürülemeyeceğini, hazırladığı anayasanın sloganik değil muhteva olarak İslâmi olduğunu, devletin zorla başörtüsü taktırma gibi bir görevinin bulunmadığını, icmanın referandum , şuranın toplumsal istişare , biatın toplumsal sözleşme anlamına geldiğini söyleyen Turabi, açıkca anlaşılmış olmalı ki çağdaş İslâm düşüncesinin en önemli simalarından birisidir.
Bu açıdan Turabi nin Sudan deneyimi İslâm düşüncesi için önemli bir bir misyon yüklenmektedir. Turabi nin yukarıda aktardığımız temel görüşlerinin daha önce ele aldığımız simalarla büyük oranda örtüştüğü farkedilmiş olmalıdır. İkinci evrilmenin içinden çıkan ve fakat onu aşan dinamik bir beyinle karşı karşıya olduğumuz apaçık ortadadır...
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun



