You are hereIssız Çölde Bir Adam ve Mezar : EBU ZER
Issız Çölde Bir Adam ve Mezar : EBU ZER
Hz. Peygamber’in, getirdiği din için “Garip geldi garip gidecek”, Ebuzer için de “Yalnız yaşayacak, yalnız ölecek, yalnız dirilecek” öngörüsünde bulunduğu malumdur.
Acaba bu öngörüyle dünya tarihinde ezilenlerin bir türlü kırılamayan makus talihine mi işaret ediliyor? Ya da insanlığı ayakta tutan esas muharrik gücün bu arayış ve mücadele ve olduğu mu anlatılmaya çalışılıyor?
Her ne şekilde olursa olsun, çölün ortasında yapayalnız ancak görkemli mezarında bir başına yatan Ebuzer, bu haliyle, kanımca İslam’ın gelmiş geçmiş bütün imparatorluklarından çok daha büyük mesajlar veriyor.
Öyle ki Ebuzer’in yalnızlığı bu dinin garip gelmiş garip gidecek olmasıyla da paralel bir tarihe sahiptir. Ebuzer tek başına kalmış, Ammar vurulmuş, Ali yenilmiştir. Bu yalnızlık, vurulmuşluk ve yenilmişlik sanki ezilenlerin (müstazafların) de dili olmuştur. Kermatiler de yenilmiş, Spartaküs de kaybetmişti…
Bu nedenle İslam’ı yenilenlerin, vurulanların ve mağlupların tarihi ile değil; yenenlerin, vuranların ve galiplerin tarihi ile okuyanlar bu dinin özünden ve mesajından hiçbir şey anlamayamazlar.
Çünkü görünüşte yenenler aslında yenilenler, galipler aslında mağluplardır.
***
Biliyorum, Ebuzer’den bahis açmak, İslam içinde, gayet rahatsız edici, iğneleyici ve çuvaldız gibi içe batan bir bahistir. Sadece bu bile ne kadar doğru yerde durduğumuzu göstermeye yeter.
Ebuzer’in tabiri caizse “kapak” yaptığı ayet şuydu:
“Ey iman edenler! Hahamların ve rahiplerin birçoğu, insanların mallarını hem haksızlıkla yer, hem de Allah yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanları acı bir azabın beklediğini haber ver. O gün biriktirip yığdıkları ateşte kızartılacak ve alınları, böğürleri ve sırtları onlarla dağlanacak. ‘İşte bu bencilce biriktirip yığdıklarınız; haydi tadın bakalım’ denecek.” (Tövbe; 9/34).
Bu ayeti Ebuzer, diğerlerinden farklı olarak sadece “ahlaki öğüt” olarak değil; yaptırım gerektiren bir ayet olarak anlıyordu. Öyle ya içki ile ilgili de Kur’an’da üç ayet olmasına rağmen cezai yaptırım gelmemişti.
Burada soru şu: İçki niye sadece ahlaki öğüt olarak alınmadı da 80 sopa gibi ceza tayin edildi de, altın ve gümüş (mal, servet) biriktirmemek sadece ahlaki öğüt olarak alındı ve biriktirmenin/yığmanın alabildiğine önü açıldı? Üstelik ne zekat, ne sadaka, ne infak da buna mani olamadı? Karun gibi Müslüman zenginler türedi?
Ebuzer’in, Muhammed ümmetine, yalnız fakat görkemli mezarından hala çuvaldız gibi batan sorusu budur.
Ayeti çoğu ulema nedense hep ahlaki öğüt olarak anlamış ve Ebuzer’in tefsir ettiği gibi haram (yasak) kapsamında değerlendirmemiştir. Buradan günümüz için çıkan sonuç ise şudur: İslam, kapitalizme sadece ahlaki öğüt verebilir. Muhammed’in getirdiği dinden kapitalizmine alternatif çıkmaz, çıksa çıksa kapitalizmin biraz daha ahlaklısı çıkar. Bu da kapitalizmin insanlıkta açtığı yaraları sarmaya yetmez. Bu yara öyle derin bir yara ki zekatla, sadakayla sarılacak gibi değil…
Çağımız Müslüman aydınının kafa patlatması gereken en önemli sorununun bu olduğu kanaatindeyim. Ebuzer dilinin bu hususta ufuk açıcı olabileceğini düşünmekteyim.
Ancak bu yazıda amacım, İslam kapitalizm analizi yapmaktan ziyade, Ebuzer’den bahsetmek. Bu konuya başka yazılarda tekrar döneceğiz…
***
Eh artık “Ebuzer ayeti” diye de anabileceğimiz yukarıdaki “kapak” ayetin tefsiri kısaca şu olmak icap eder:
Yani: Hahamlar ve rahipler din (en büyük kamu) üzerinden mal yığarlar. Üstelik hem yığarlar hem de Allah yolunda (kamu yararına, insanlık yararına) harcamazlar. Kendilerine yontarlar. Din namına toplanan paraları (altın, gümüş, mal, servet) ulaştırılması gereken yere ulaştırmazlar. Arada tefeci bezirgan sınıf oluşur ve kendi aralarında üleşirler. Bunların o günkü adı haham ve rahipti (din adamı, din simsarı, din baronu). Bugün ise benzer şekilde daha cafcaflı isimlerle anılırlar.
Bunlar insanları din ile aldatanlardır. Dini yalanlayanlar, dinin direğini yıkanlardır. Çünkü dinin direği doğruluk ve dürüstlüktür. Bunlar kimsesizi (yetim) görmeyerek, yoksulları ve ezilenleri (mesâkin) umursamayarak, gelen yardımları (maun) yerine ulaştırmayarak dine en büyük ihaneti yapmaktadırlar.
Bunların piri de Ebucehil’dir. Çünkü Ebucehil, Kabe’nin örtüsünü yıkamakla, hacılara su vermekle, Kabe’ye gelip üstelik putlar aracılığı ile “salat” etmekle dindar olduğunu sanıyordu. Halbuki yetimi görmüyor, yoksulu ve ezileni umursamıyordu. Birkaç şekli ritüeli (nüsuk) yerine getirmekle dinin bütün gereğini yaptığını sanıyordu.
İşte bu din anlayışı Maun suresinde Ebucehil’in suratına çarpıldı. Bu nedenle Maun suresi Ebucehil’in şahsında dini böyle algılayanları mahkum etmek için nazil oldu. Şöyle denmek istendi: Eğer bir din yetimi korumuyor, kimsesize sahip çıkmıyor, ezilenlerin sesi ve soluğu olmuyorsa yalandır, afyondur!
Bunlar olmadan kılınan namaz, tutulan oruç, gidilen hac, kesilen kurban, ihya edilen kandil geceleri, ziyaret edilen türbeler vs. Ebucehil’in hacılara su verip de yetimi ve yoksulu görmemesi gibi yalandır, afyondur!
Yine bunlar olmadan “Camiler ardına kadar açık, ezanlar okunuyor, hacca gidiliyor, oruca karışan mı var, minarelerde mahyalar, buhur kokulu geceler, fatihalar, yasinler…” edebiyatı yapılıyorsa Ebucehil’in Kabe’nin örtüsünü yıkayıp, kapısını temizleyip de yetimi ve yoksulu görmemesi gibi yalandır, afyondur!
Çünkü burada gerçek din ve samimi dindarlık yoktur. Riyaizm (gösteriş dindarlığı) vardır.
Vay onların salâtına! Yani: Hacılara su vermesine, Kabe’yi yıkaması yumasına, namaz kılmasına, oruç tutmasına, dana kesmesine, deri toplamasına, kandil gecesine, buhur kokusuna, Fatihasına, Yasinine, camiler ardına kadar açık demesine vs. vay!
Hem onların yığdıkları servetler ahirette cehennem azabı olarak karşılarına çıkacak. Fakat bu dünyada da ilahi adalet yakalarına yapışacak! O kamudan (din ve devletten) yığıp da kendilerine yonttukları paralar burunlarından fitil fitil getirilecek! Alınlarına hiç çıkmayan kara bir leke çalınacak, adaletin pençesi altında mahkum olacaklar (alınları dağlanacak). İçlerine oturacak, hiç dinmeyen bir huzursuzluk yaşayacaklar (böğürleri dağlanacak). Onları arkalarından hayırla anan çıkmayacak (sırtları dağlanacak)
…
Bu, onların kendi elleriyle yaptıklarının dünyadaki karşılığıdır. Ahirette ise cehennem azabından kurtulamayacaklar.
“Ebuzer ayetini” Maun suresi ile birlikte tefsir ettiğimizde ortaya çıkan bundan başka bir şey olabilir mi?
Recep İhsan ELİAÇIK
http://www.haber10.com/makale/12829
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun



