You are hereKALPLERİN SIRLARI

KALPLERİN SIRLARI


By genogen - Posted on 26 July 2010

EUZU BİLLAHİMİNE şEYTANİRRACİM BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM.

(Esenlik ve tüm hayırlar Allah’ın Peygamberi Hz.Muhammed(S.A.V.) efendimize ve onun arkadaşlarına(Şehidler-Tabiin-Ensar-Muhacirin-Ve diğer sayamadıklarımıza) ve günümüzde Müslümanların yükselmesi ve Yücelmesi için yılmadan mücadele edenlere olsun.Onlar öyle ümmettirler ki ;iyiliği emrederler ve kötülükten men ederler.Onların içlerinde öyle kişiler vardır ki ;Onlar sabah akşam Rablerini zikrederler ,Rablerinin adı duyduklarında imanları artar ve göz yaşları ırmaklar gibi sel olur.Günahlardan kaçmak için her şeyleri yaparlar.Onlar günahlarından dolayı daima pişman olurlar ve hemen tövbe ederler.Rabbimiz onların tövbelerini daima kabul etsin.Onları Katında,Ru’yetullah’ta buluştursun(Amin )

Bizi tekrar buluşturan; Adı Şanı bitmez olan sonsuz Rahmet sahibine sonsuz defa hamd ederim.O ki kullarına karşı gerçekten çok merhametlidir.hepimizi sarıp sarmalamıştır.Bizi her an dinlemekte ve işlediklerimizi bilmektedir.

Bu yazı çok merak edilen bir konu hakkında olacaktır.Kendi kendimizi keşfetmemize inşallah yardımcı olacak tarz da yazmayı düşünmekteyim.Bu yazı sahip olduğumuz kalbin sırlarını bildiğimiz kadarıyla açıklamaya yöneliktir.

KALP

Buradaki söz konusu kalb hayvani kalb değildir.Yani bizim bünyemize kan pompalayan kalp değildir. Burdaki kalp niyetlerimizi içinde tuttuğumuz,gönüllerimizi oluşturan kalptir.Bu kalb bizim manevi kalbimizdir.Bu kalbimizin yeri adap ehline(İmam-ı Rabbani) göre sol mememizin 4 parmak altındadır.

Manevi kalbimizin bazı özellikleri vardır.Bunlar bebeklikten gelen haz alma hissiyle beraber gelişerek olgunluk çağımızda karşımıza bazı kötü halleriyle çıkabilir.Tabii küçük yaşlarda iyi bir manevi eğitim almamışsak.Günümüz insanı İman ile birlikte kalplerinde maalesef kin ve nefret,kıskançlık gibi kötü huylar tutmaktadırlar.Bu nasıl olur?.İman olan kalpte bu tür huylar nasıl gelişebilir.İşte bunları inceleyerek açığa çıkarmak istiyorum.(İnşAllah)

Kalbin içinde iki tür katman mevcuttur.Bunlar iman katmanı ve nefs katmanı olarak karşımıza çıkmaktadır.İman katmanı dışardan akıl ve ruh ve vicdandan destek alırken Nefs katmanı şeytandan destek almaktadırlar.Dikkat edilirse akıl ve ruh kalbin dışındadır.şeytanda kalbin dışındadır.Kalbimiz adeta dış etkilerle karşı karşıyadır.Nasıl olacakta kendi koruyacak böylece gerçek olgunlaşmış bir imana erişecek böylece Allah’ın aşkıyla dolacak.Allah’ın huzuruna saf ve temiz bir şekilde çıkacaktır.

“Allah’a arınmış bir kalp ile gelen başka.” (Şuara-89)

Rabbimiz bizim görünürdeki temizliğimize ilaveten içerdeki temizliğimize de çok önem vermektedir. Rabbimiz ancak içi ve dışı tertemiz olan kullarından razı olmaktadır.Bu açıdan sadece görünür ibadetlerimizi yaparak Rabbimize karşı görevimizi bitirmiş olamayız.Çoğu yaşlılarımız hacca gidip arınırlar ama sonra hacdan dönüp yine aynı günah çukurlara neden düşerler?.İşte cevap buradadır.Onlar yıllarca dışlarını temizlemişlerdir.Namaz kılmışlar (İç temizliği yoksa tadil-i Erkana tam uyamazlar),oruç tutmuşlar(İç temizliği yoksa orucun hakkını tam veremezler) hülasa bütün ibadetlerini yıllarca yapmaya çalışırlar sonra hacca da giderler ama kendilerinin çıkarına dokunduğunuzda nasılda inanılmaz bir vahşiye dönüşürler hiç düşündünüz mü?Evet hac dönüşünde ticaretlerine yine aynı hurdayı katarlar,yine aynı huylarında diretirler.Görünüşte Hacı olmuşlardır ama içleri hala düzelmemiştir.İçlerinde hala dünyaya bağlı kalmak,mal yığmak vb.duyguları büyük bir volkan gibi patlamaktadır.Halbuki iç temizliği yapan kişi Allah’ın izniyle Namazını daha çok Tadil-i Erkana yakınlaştıracak,Orucunun hakkını daha güçlü bir şekilde verecektir.Kısacası iç temizliği yapmasının ona farz ibadetlerini hakkıyla yerine getirmede büyük fırsat vereceği aşikardır.İç temizliğinin en büyük özelliği ise zikretmektir.Evet Allah’ı Zikretmektir.Kişi kalbin kötü özelliklerini yenmeden yani kalbe nefsten gelen kıskançlık,büyük görünmek,yalan söylemek,gösteriş yapmak gibi çeşitli duyguları tedavi etmeden kamil bir mümin olamaz.Yapılan her günah kalpte kötü bir leke iz bırakır.

“Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.”(Ra’d-28)

Yukardaki ayette Allah’ı anmanın yani zikr etmenin nedenli önemli olduğunu Yüce Rabbimiz bize bildirmektedir.Bilinmelidir ki;Allah’ı zikretmenin metodları vardır.Bunlar tarikatlarda mevcuttur.Yoksa lanettayn Allah Allah demenin kişiye istediğimiz manevi gücü vermeyeceği bilinmelidir.Kalp maneviyatı ruha ileten ve İmanı tutan bir araçtır.Kalbin durumu kişinin durumunun aynısıdır.Kalp nasılsa kişide öyledir.Kalp temizliği elde etmek için ,evliya olmak için yıllarca metoduna göre yani velayet sahibi birinden gelen önerilerle ona tabii olarak Allah’ı zikretmek gerekir.Hiç Allah’ı zikretmeyen kişi,namazını kılsa ve dini ibadetlerini yerine getirmiş olsa yine kalbi temizdir denemez.Çünkü bu tarzda yaşayıp da vahşi olan kimseler mevcuttur.Kişi ibadetlerinde süreklilik halindedir ama karşısına çıkan zina fırsatını kaçırmaz,çok büyük paraya yalan söyleyebilir,hemen hemen herkese karşı ön yargılı olabilir.Birilerinden nefret ederken diğerlerine derin sevgi duyabilir.Bu kişi nasıl benim kalbim temizdir diyebilir.Halbuki yıllarca kendi nefslerini yenmek için Allah’ı zikredenler bile bunu söyleyemezken o bunu nasıl söyleyebilir.?Tabiiki cahilliğinden.Onda kıskançlık vardır.Onda gösteriş vardır.Onda gurur vardır.Ama şeref yoktur.Bu arada gurur İslam literatüründe istenmeyen bir duygu iken şeref istenen bir duygudur.Bunların arasındaki fark İslamiyet’in çizgisidir.Gururda İslamiyete rağmen dini hakikatlere rağmen kuralları ihlal etme var iken şerefte ise Karşısına İslami kurallar çıkınca kişinin vakarını edebini hiç kaybetmemesidir.İslamiyetin kurallarını gururuna rağmen şerefle dayatmasıdır.Söylemesidir.Kabul etmesidir.Hele hele hiç bir manevi bilgi bilemeyen hatta ibadetlerinde süreklilik göstermeyen bir kişinin insanın karşısına geçip benim kalbim temiz demesi gerçekten büyük bir karanlığın içindeki cehaletin apaçık göstergesidir.

Evet kalp de bulunan nefs,İman devamlı surette kişi farkına varsa da varmasa daki varması varmayana göre çok daha iyidir devamlı bir savaş halindedir.Hele yeni yeni filizlenen imaniyetle nefs arasında kişiye acı veren bir savaş ortaya çıkar.İşte böylece savaşın galibi yıllar içinde iman olmaya başladığı zaman bu savaşın imani izleri kalpte bir çeşit kalıcı işaretler bırakır. işte Nakşibendilik buradan doğar.Sonunda kalbin her yerinde imani iz yaparak yıkılmayan bir kale inşa edilir kalpte.Bu kalenin iz düşümü ruha yansır.İşte buna maneviyat denir.

NEFS

Peki kalbimizde bulunan bu nefs dediğimiz şey nedir.?Bunun barındırdığı bilgiler nelerdir.?Nefs nasıl temizlenir?.İslam literatüründe nefs bir çok anlama gelmektedir.Nefsin yeri hakkında Tarikat-ı Aliye de verilen bilgi iki kaşın tam ortasında olduğudur.Nefs kişinin kendisi olabildiği gibi,can olarak da anlatılmaktadır.Kısaca kullanıldığı yere göre anlamı değişebilmektedir.Mesela arzuların merkezine de nefs denebilir.Keyifi hisseden de nefstir.Buradaki anlam kargaşasına girmeyeceğim ancak bilinmesi gereken temel bilgi şudur ki nefs bilinçimiz dışında bildiğimiz kendisine direk ulaşamadığımız kendisini kontrol edemediğimiz bilakis onun bizi yönettiği ve bilinç altımızla da büyük bir ilişkisi olan soyut bir kavramdır.O bakımdan nefsini bilen kendisini bilmiştir.Denilmektedir.Nefsi emare ve Nefsi levvame diye bilinen iki kavram vardır.Derinine girmeden açıklamak istiyorum.Nefsi emare kişinin imanen en zayıf olduğu ve nefsen en büyük olduğu durumudur.Nefs-i emare de kişiye iblis kolaylıkla erişip ona vesvesesini verirken.Nefs-i Levvame de nefs oldukça kontrol altına alınmıştır.İman oldukça kuvvetli haldedir.Bunun için iblis bu durumdaki kişiyi mesela Rabbimizi kullanarak kandırır.Onu Allah için büyük günahlara bile sokabilir.

(Bununla beraber) nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder; Rabbim acıyıp korumuş başka. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.(Yusuf 53)

Yukarıdaki Ayeti kerimede nefsin aşırı bir şekilde kötülüğü emrettiği ifade edilmektedir. Aslında biz nefsimizi kontrol altına almak zorundayız.?Nefs ihtiva ettiği unsurlar vardır Bunlardan bir tanesi de çıkarlarımızdır.Yani sahip olduğumuz menfaatlerimizdir.Nefs aynı zamanda zevk ama şeytani zevklerimizi de içinde tutmaktadır.Arzularımızı bütün keyfimizi manen içinde bulundurmaktadır.İşte bu noktada Şeytanın kalbimize dolaylı olarak müdahale edebildiği en büyük ve tek yolu nefstir.Şeytan elbette bize bir şeyi zorla yaptırmaz o ancak kötülüğe davet eder.Sonucu bizim nefsimize hoş geleceği içinde biz de onun davetine hemen koşarız.İşte en büyük mekanizma burada yatmaktadır.Lain nefislerimiz vasıtası ile kalbimize kötü niyetleri ve ham hayalleri göndermektedir.Mesela misilleme duygusuyla,mesela sözde kendimizi koruma duygusu altında.Bunun örneklerini çoğaltabiliriz.Ancak şurası açıktır ki nefs daima bize bir çeşit düşmanlık yapmaktadır.Bu düşmanlıkta işte iblisin davetiyle maksimum hale gelir. Bizlerin günahlara girmemize ve sonunda da günahlardan dolayı kalbimizin zalimlik dolmasına tamamen kararmasına ve böylece geriye dönüşümüzün de o denli zorlaşmasına sebep olur.Halbuki tövbe mekanizması tam teşekküllü bir şekilde kullanılmış olsa kişi daima günah işlediğinin varsayarak hep tövbe etse bu kalbi kaplayan zulmet yok olacak kalbi kararmayacak ve geri dönüşü de o denli kolay olacaktır.Çünkü günah işleye işleye kişi yaşantısının doğruluğuna inanır.Sonunda kendisinin cennete gideceğine bile inanır.Halbuki günah çukurlarında ve nefsinin esiri olmuştur. O artık lainin sözünden hiç çıkmıyordur.Ama kendisi bunun farkında değildir. Gerçekler ortaya çıktığında ise iş işten geçmiş olacaktır.Yani iblisin bir tek kalbe etki etme mekanizması vardır o da nefs yoluyladır.İşin enteresan tarafı yukarıda da anlatmaya çalıştığım gibi kişi nefisine hakim olamaz çünkü nefs bilinç dışındadır.Ancak bilinç altıyla bağlantısı vardır.Ancak bu bilinç altı güncel bilincin belki çok altında belki çocukluktaki noktada kalmıştır.Bu bir buz dağı gibi gizlidedir.Belki çok uzak varyansları halen güncelliğini korunmaktadır.Bilinçaltı ve dışı hiç bilinmeden ancak korkuların açığa çıkmasıyla gözle görülür örnekleri somut hale gelebilir.Böylece kişinin nefsinin çok uzak varyanslarına şahit olunabilinmektedir.

Nefsinin arzusunu ilah edinen, Allah’ın; (halini) bildiği için saptırdığı ve kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?(Casiye 23)

Yukardaki ayette nefsin arzusunun ilah edinmesinden bahsedilmektedir.Kişi öyle bir noktaya gelmiştir ki artık sadece nefsi için yaşamaktadır.Onun için lüks çok önemlidir.Zevk alacağı bir şey yapmaz hale gelmiştir. Tabi bu zevkler ve keyifler tamamen hayvani zevkler ve keyiflerdir.Diğer zevk almadığı bir şey karşısına dikildiğinde ondan kaçabildiği kadar uzaklaşır hale gelmiştir. Mesela ölümü hatırlamak,namaz kılmak,Allah’ı anmak veya ibadet yapmak ona zevk ve keyif vermemektedir.Kişiyi bu anda ölüme götür seninle gelir ama camiye götür seninle gelmez.Çünkü o henüz nefsine savaş açmamıştır da ondan.Daha henüz nefsiyle ve hayvani zevkler içinde yaşamaktadır.Nefsine savaş açacağı zaman geldiğinde nefsi çok büyük olabilir nefse açılan savaş kaybedilebilir.Çünkü bu yaşına kadar o hep nefsini beslemiştir.Karşısında dağ gibi nefs ve elinde ise zayıf kalmış bir iman vardır.Halbu ki nefsini büyütmeden savaş ilan etse idi ne kadarda karlı olurdu.Şimdi bu nefsi öldürmek onun yıllarını alacaktır.Halbu ki manevi zevki bilseydi ve onun huzurunu anlayabilseydi hayatında daima yıllarca hep o manevi zevki arar dururdu.Ve savaşını hep daima sürdürürdü.

Kim de, Rabbinin huzurunda duracağından korkar ve nefsini arzularından alıkoyarsa, şüphesiz, cennet onun sığınağıdır.(Naziat 40,41)

Yukardaki ayette nefsin arzularının kişi için sakınılması gereken arzular olduğu açıklanmaktadır.Elbette temel ihtiyaçlarımızı görecek kadar nefsimizden yararlanabiliriz.Yani burada ince bir nokta vardır.Elbette nefislerimize zulm etmemeliyiz.Ancak günah hep bu nefsin şeytan tarafından tetiklenmesiyle zevk alacağımız noktada oluşmaktadır.Bu anlamda günaha girmeden nefsle barışık yaşayabiliriz.Ancak günahlardan sakınmak için işte bu nefse hakim olmak gerektiği de apaçık bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.Peki bu nasıl olacaktır.?Nefsin üzerimizdeki bu köklü etkisini bizi günaha sokmadan
bulunduracağız.Bu gerçekte irade meselesidir.Zaten insanın en büyük değeri de buradan gelmektedir .Nefsini yenerek günaha girmediği gibi bir çok hayır ve Salih amel yaparak meleklerinde üstüne çıkabilmektedir.Doğrusu insanlar bazen bu şekilde meleklerden de üstün olurlar.

Nefsin akılla ve ruhla büyük bir ilişkisi vardır.Nefs egemenliği eline aldığı anda akıl otamatik olarak nefse hizmet etmeye başlar.Artık akıl daha çok maddi zevkin nerde ve nasıl olabileceği sorusuyla meşguldür.Ruh ise bu ikisinin arasında ancak nefsin pençeleri altında azap görmeye başlar.Nefs bütün kancalarını Ruha takmış olduğu şekilde yıllarca yaşanır.Artık Ruhun işaret edeceği veya açılacağı alemler ve kapıları tamamen kapanmıştır.Ruh aslında ölmüştür.Kişi bunun farkında bile değildir.Ancak vicdan arasıra yapılan günahlardan acı gösterecek olsa yani kişiyi günahlarından ötürü uyandırmaya çalışacak olsa devreye şeytanın maskarası haline gelmiş olan nefs girer.Bazen vicdan acıyı başka şekilde gösterir.Bu tip kişiler kendi köpeklerinin görmüş olduğu kötü muameleden ağlarlarken Ruhlarının acısının farkında bile değillerdir.Utanma duygusu ise bir defalığına lamba gibi yanarak kişiyi yaptığından dolayı utandırsa da sonraki defalarda utanma duygusunun lambası patladığından ötürü artık çalışmaz haldedir. O ise bütün çıplaklığını ortaya sermiş ve elindeki mikrofonla şarkısını milyonlara söylemektedir.Bazen kendisini kaybedecek kadar nefsini kabartarak haram emek ile para kazanmaya devam ederek adına bu benim işim ben rızkımı kazanıyorum der.Tüm bu karmaşık durumdan karlı çıkan tek kişi laindir.O kişiyi apaçık bir şekilde sapıttırmış ve belki dönülmez günahlara sokmuştur bile.Bu aşamada ruhun ölçüsü yok gibidir.Çünkü nefs her tarafını tarumar etmiş ve kapatmıştır.Nefsin ölçüsü ise olabildiğince artmış her olayda karar verme mekanizmasının en önemli unsuru halini almıştır.Bu kişinin geriye dönüşü temizlenmesi nasıl olacaktır.?Evet bu muhakkak ki daima imkan dahilindedir.Ancak zaman alacaktır.Öncelikle kesin bir tövbeyle işe başlamalı günaha sokacak ortamlardan kaçmalı.Allah için bol bol sadaka vermeli belki böylece Allah’ın yüce Rahmetini celbederek İslam dininin direğini kaldırmalı yani namaz kılmaya başlamalı sonra ısrarla tövbeye devam etmeli böylece Allah’ın kendisi için hazırladığı hediyeleri büyük bir sabırla beklemelidir.Bazı günahlar kişide ölümcül alışkanlıklar yapar.İşte bunlardan kurtulmak gerçekten zordur.Ancak bu aşamada en azından sadece ve sadece tövbe etmek bile kişiye bazen çok önemli kapıları açabilir.Onun bu durumda iseniz tövbenizi belki yüzbinlerce kez yaparak ısrar ediniz.Evet aynı günahı elinizden gelmediği için yaptığınız doğru ise yani pişmanlık sizi sarmışsa tövbeye devam ediniz.Çünkü tövbenin en büyük şartı pişmanlıktır.Siz tövbeye devam ediniz.Bir günah mı? İşlediniz.Eğer kula ait ise hakkını veriniz ve tövbe ediniz.Yok eğer bir başka günah ise yine tövbe ediniz.Her şart ve durumda tövbeye devam ediniz.

Nefs çok karmaşık bir mevhumdur.Psikolojiyle bağlantısı daha ziyade davranışlarda ortaya çıkmaktadır. Davranış bozukluğuna iten sebepler arasında nefse vardır.Senin istediğin zevki yakalaman için birileri sana hizmet ediyorsa evet senin zevkinin dışına çıktığında bu senin nefsine ağır bir hakaret olarak gelebilir. Görüldüğü üzere kişi nefsini kontrol altına alamazsa sonunda muhakkak helak olur.Birinci eşinin yaşlanması ve çirkinleşmesinden ötürü ikinci eşini alan sonrada onu üçüncü eşiyle devam eder.Sonraki hedef dördüncü eştir ancak yaş ilerlemiş artık kendisi beğenilmez hale gelmiştir.Ama nefsi hala genç ve güzellerdedir.Bunun sonu yoktur.Bu büyük bir uçurum halini almıştır.Hep mersedese binen adam her mersedes değiştiğinde o da arabasını değiştirse böylece yıllarca hem nefsini şişirecek hem de durdurak bilmeyen hırsına esir olacaktır.Evet ülkemizde maalesef yukarıdaki örneklere ait bir çok kişi vardır.Adını ne koymuş olurlarsa olsunlar sonunda nefsinin havasında veya hırsının arasında elinden gelen her türlü haramı işleyerek egosunu tatminde asla geri dönmeyecektir.O artık oktan çıkmış bir yay gibidir.Hak ve doğruluğu o çoktan unutmuştur.Onun için nefsinin tatminine yönelik her şey mübah halini almıştır.Görüldüğü üzre Nefs çok tehlikeli bir o kadar da kontrol altında tutulması gereken bir mevhumdur.Aslında bütün kötü şeyler bizim başımıza nefsimizden dolayı gelmektedir.Bunu asla unutmamalıyız.

AKIL

Akıl Allah’ın vermiş olduğu belki kendi sırlarını manevi ve maddi sırlarını keşfetsinler diye insana bahşedilmiş muazzam güçlü bir yetenektir.Amaç ise Allah’ın sırlarının bulunmasıdır.Ancak ne hikmetse Allah’ın yasalarını bulanlar yaptıkları o buluşla kendileriyle övünürlerken be hey aptal herif o yasayı oraya senden yıllar önce benim kullarım sırlarımı bulsun diye koyan Allah’ı neden söylemiyorsun.Önce Allah’ı söyle.Bak Allah böylece ben buradayım ey kulum demektedir.Sen ise sadece kendinle övünüyorsun. 18.Yüzyıl bilim adamları ellerindeki verilerle Allah’ı ezberleyeceklerine tam tersine insanlara doğayı ezberlettiler.Yani Yüce Rabbimizin bu kadar hakkını yemek ne büyük bir hata.Evet O Yüce Rabbimiz her şeyi en ince ayrıntısına kadar tasarlamış ve koymuş iken sen kendine pay biç.Kitabımız Kuranda sadece akl etmek yani düşünmek anlayışı yoktur.Derin düşünmek ve akl etmek anlayışı vardır.

O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihdir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.(Al-i İmran 7)

Yukardaki ayette İlimde derinleşmekten bahsedilmektedir.Kimdir bu ilimde derinleşmiş olanlar.Önce su soruyu soralım evet İlim nedir.?Sonra da şunu soralım bilim nedir.?Kıymetli arkadaşlar ilim Allah’ı tanıma ve bilmedir.Buna Allah’ın marifetle yarattıklarını görerek Allah’ın sakladıklarını bularak ne denli muhteşem yaratışlar yaptığını ve yapmaya devam ettiğini anlayarak vakıf olunabilir.İlim Allah’ı bilmek Alim ise bu konuya vakıf olan kişiye denir.O halde kişi her şeyi bilmemeli ama muhakkak Allah’ı bilmelidir.Bilim ise deneye ve gözleme dayanarak araştırma yapan bilime denir.Burda Allah daha dolaylı hale getirilmiştir. Aksiyoma bağlı bilimler ise belli çerçevede kalan kendi kendini tekrar eden bilimlerdir.Bu tür bilimleri de bilim sınıfına sokabiliriz.Yalnız ilim bilimi de kapsamaktadır.O direk olarak Allah’ı bulduran,Allah’ın hikmetlerini anlamaya yönelten böylece kişinin maneviyatını yükselten bilgilerdir.

Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız.(Kaf 16)

Yukardaki ayette Rabbimiz nefsinin verdiği vesveseden bahsetmektedir.Vesvese esasen içi boş olan düşüncelerdir.Akıl esasen neye bağlı ise onun emirlerine göre çalışır.Eğer nefse bağlı ise nefse göre çalışır.Yok eğer ruha bağlı ise ruha göre çalışır.Akıl düşüncelerden kaynaklanır.Düşüncelerin ortaya çıkardığı akıldır.Düşünce bir anlıktır.İnsanın aklına her türlü düşünce gelebilir.Ayrıca düşüncelerden de sorumlu değiliz.Ancak o düşüncelerin kurduğu niyetten sorumluyuz çünkü niyetler kalpte tutulur.Beyinin ürettiğinden değil de kalbin tuttuğu niyetten sorumluyuz.Neden çünkü neyi düşüneceğimize biz karar veremeyiz.Düşünce Allah’ın izniyle gelişir. Bu iyi düşünce olabildiği gibi kötü düşüncede olabilir.Ama o düşünceye kalben katılmak sizi vebale sokabilir.Onun için lain ve lainin yardımcıları olan kafir cinler daima böyle ham hayaller üretip kalbin bunu desteklemesini isterler.Kalp de hakka ve ahkama uymayan bu düşünceleri onaylarsa artık tamamen o ham hayalleri ve düşünceleri vehim edenlerden olurlar. Bizlerin çok dikkat etmesi gerekmektedir.

De ki: “Cinlerden ve insanlardan; insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların Melik’ine, insanların İlah’ına sığınırım.”(Nas 1-2-3-4-5-6)

Böyle ham düşünceleri kalblerimizin desteklememesi için böyle bir şey olduğunda ben bu düşünceyi ret ettim demeliyiz.Veya içimizden geçirmeliyiz.Hemen şeytanların ,cinlerin ve nefislerin şerrinden Allah’a sığınırım diye dua etmemiz gerekir.Bu tür vesvese,iğva ve vehimlerden ancak dua yoluyla kurtulabiliriz. Bunlardan Allah’a sığındığını ifade eden dualar yaparak Allah’tan yardım dilemeliyiz.Nitekim yukarıdaki ayette Yüce Rabbimiz bunu Peygamberimize adeta öğretmektedir.

Nefsin kalple direk bağlantısı mevcuttur.İblisinde nefsle direk bağlantısı mevcuttur.Doğal olarak iblis kalbe dolaylı olarak ulaşır direk ulaşamaz.Akıl ise nasıl kullanılırsa ona hizmet eder.Akılın kalple direk bağlantısı vardır.Ruhunda kalple direk bağlantısı vardır.Ruhun bir diğer özelliği de gayb alemine açılabilmesidir.

RUH

Ruh gayb alemine açılan büyük bir kapıdır.Yani manevi alemlere açılan büyük bir kapıdır.Bunu değerlendiren kimseler elbette üstün özeliklere sahip olurlar.Kalbin temizliği yani lekesiz olma durumu Ruha verilen en büyük ödüldür.Ruh kalpten gelen Salih amellerle üstün derecelere çıkar.Dirileşmeye başlar.O dirileştikce gayb aleminden haberler vermeye başlar.Ruhun bu haberleri vermesi çeşitli ve değişik yöntemlerle oluşur.Bu tamamen kişinin potansiyeline ve özelliğine göredir.Kalbi günahlardan arınmış ve kötü özelliklerini yok etmiş bir kişinin Ruhu diğer Ruhlara da fayda sağlar.Kalbi temiz birinin kirli kalpli birini temizleyebildiği gibi.Feyz alarak kişinin manevi potansiyeli artar.Bu ise Ruhunun dirilmesine sebep olur.Ancak yine günah çukurlarına düşecek olursa yine Ruhu kalbin karalanması ile ölüleşecektir.Yine temiz ve Salih birini bulup ondan faydalanabilir.Tarikat-ı Aliye’nin en mühim görevi işte budur.Kişinin tövbe etmesiyle birlikte Allah’ın sadık kullarından yardım alarak kalbinin nasıl temiz tutulacağı konusunda ondan bilgiler almasıdır.Allah’ın sadık kulundan maneviyat alarak tekrar günaha düşmemesi sağlanabilir.Alınan manevi yardımlarla kişi daha zor bir şekilde günaha girmeye başlar.Namaz kılmaya başlar.Nakş-i Tarikatına yaptığı hizmetler ile bu maneviyat hiç kaybolmaz hale gelmeye başlar.Artık bu kişinin ruhu dirilmiştir.

Ve sana Ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: “Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir.”(İsra 85)

Ruh ile ilgili olarak detaylı bilgimiz mevcut değildir.Ancak Ruhda büyüklük ve küçüklük mevhumunun olmadığı sadece imanın ve Salih amellerin kalpte meydana getirdiği maneviyatın Ruha sirayet ederek onu dirileştirdiği bilinmektedir.Bu noktada Ruhun temizliğinin artması ile dirileştiğini söyleyebiliriz.Ruhun temizliğinin artması Salih amellerin çokluğu ve Allah’ı anmanın süreklilik arzetmesi halinde kendini göstermektedir.İlahi maneviyatın istasyonu Ruhdur.Ruhun sayesinde maneviyat kazanılır.Sahip olunan feyz kalp ve ruh arasındaki yoldan geçer.Kalbe gelen maneviyat Ruha iştirak eder. Kalp ile Ruhun arasında bir köprü mevcuttur.Kısacası hep Allah için yapılan ama sadece Allah için yapılan her türlü iyi amel en başta kalp olarak ariyete ve temizliğe sonrada Ruh olarak diriliğe sebep olmaktadır.Diğer ilginç bir konu ise Ruhun gayb alemine açılan bir özelliğe de sahip olmasıdır.Doğrusu Ruh her şeye açıkca şahit olmuştur.Onu yaratanı kendisini bedene üflerken görmüştür.Hatta kalu bela dediğimiz olayda Sen bizim Rabbimizsin diye bizzat Allah’a söz verende Ruhdur.Nasıl oluyorda dünya hayatına geldiğinde her şeyi unutuyor. Hayır hayır. Muhakkak Allah’ın izniyle bunları hatırlayan Ruhlar vardır.İşte bu Ruhun dirileşmesi ile olmaktadır.Yani maneviyatla olmaktadır.Kendisinin Kalu Bela da “Evet sen bizim Rabbimizsin demesinden daha fazlasını bazı akrabalarının da bunu söylediğini bilen Ruhlar vardır.Örnek verecek olursak Mevlana Celalaledin Rum-i Hz.Bir gün kendi babasının Kalu Bela da Allah’a ne dediğini bilmediği veya hatırlamadığı için üzgün olduğunu görür.Ama babası adeta kriz geçirmektedir.Mübarek Kendi babasını bu konuda bilgilendirerek Kalu Bela anında hemen yanında olduğunu ve onunda Allah’a evet sen bizim Rabbimizsin dediğine şahit olduğunu söylemiştir.Bu bilginin kaynağı yazdığı eserlerde vardır.

Sonra onu şekillendirip ona ruhundan üfledi. Sizin için işitme, görme ve idrak duygularını yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz! (Secde 9)

Yukardaki ayette Ruhun üflenmesi yani bedene yüklenmesi olayı ile işitme ve görme ve idrak etme duyguları Yüce Rabbimiz tarafından anılmaktadır.Bizler gerçektende Ruhlarımızın varlığı ile mi? görme ,işitme ve idrak duygularını elde ettik.Doğrusunu Yüce Rabbimiz bilir.

(Yahya dünyaya gelip büyüyünce onu peygamber yaptık ve kendisine) “Ey Yahya kitaba sımsıkı sarıl” dedik. Biz ona daha çocuk iken hikmet ve katımızdan kalp yumuşaklığı ve ruh temizliği vermiştik. O, Allah’tan sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi.(Meryem 12-13-14)

Yukardaki ayette Kalp yumuşaklığı Ruh temizliği ile anılmıştır.Nefasetten kesilen kalp mütevazi olur.Bu mütevazilik ondan hoşnutluk oluşturur.Böylece şefkat duygusu gelişir.Bu şefkat duygusu kişinin içindeki tüm düşmanlıkları temizlediği gibi katillere bile yumuşak davranmayı en günahkarları bile iyi karşılamayı öğretir.Kişi onlara iyilikle muamele ederek tövbe etmelerini sağlar.Günah çukurlarından kişileri tövbe ile kurtarır.

İMAN

İman, İslam literatüründe Allah’ın varlığına,meleklerine,kitaplarına,peygamberlerine,ahiret gününe,kadere,hayırın ve şerrin Allah’tan geldiğine ve Hz.Muhammed’in Allah’ın Peygamberi ve kulu olduğuna inanmayla tarif edilir.İmanın en temel özelliği bunlara “görülmeden “inanılmasıdır.Yoksa iman iman olmaz. Dil ile yapılan imandan sonra en mühimi kalben yapılan imandır.Kişinin içinden geçirerek dilini oynatmadan imanı söylemesi kalben imandır.Kalben iman eden kişi kalbinde ve düşüncesinde büyük bir devrim gerçekleştirmiştir.Elbette dışardan gelecek etkilerle iman zayıflayabilir.Hatta kişi imanı ile ters de yaşayabilir.Hatta yaşadığı iman dışılığı içindeki iman ile karşılaştırmadan kendisini imanlı sayabilir.Onun için imandan sonra yapılacak en önemli şey bu imanı koruyacak ibadetlerdir.İman bir mum ise ibadetler fanus yani mumun sönmesini engelleyecek kaptır.Böylece iman dış etkilerden etkilenmeyecektir. Bu dış etkiler nelerdir.?Elbette kişinin münafıklığa,şirk’e ,şüphe’ye düşmesi gibi durumlardır. Diğer en önemli özelliği imanın teslimiyettir.Allah’a teslim olan kişi kendisinin günahkar olduğunu bilir.Bu noktada yaptığı işlerin hatalarla dolu olduğunu kabul eder.Hatta kıldığı namazın bile eksik olduğunu bilir.Ancak Allah’a teslim olduğu için namazının kabulü konusunda yine Allah’a yönelir.Böylece bu imanı sayesinde ibadet eder.İbadetleri sayesinde maneviyat bardağını doldurmaya başlar.Günahlarını azalttıkça kişinin bu maneviyat bardağı dolmaya devam eder.Bu maneviyat bardağı diyelim ki dola dola yarıya geldi eğer küfür etmeye veya küfür dinlemeye başlarsa,günaha girmeye başlarsa bu bardağın altından delik açılmış olur böylece maneviyatı azalmaya başlar.O o delikleri kapatmaya çalıştıkça eğer yine günahlara girerek delik açarsa yine bardağında maneviyat azalacaktır.Bu noktada elindeki kıymetli hazinesini sakın unutmasın o hazine tövbedir.Tövbelerle delikleri kapatan kişinin yine maneviyat bardağı dolar maneviyat bardağı yeterli şekilde dolmaya başlayınca kişide bazı özelikler belirir bunlar Allah’ın iyi kullarına verdiği özeliklerdir. Sabır , tevazu ,teslimiyet gibi üstün ahlak davranışları bu kişide gelişir.Maneviyat bardağının hızlı dolması için kişi ek ibadetler ve Salih ameller yapmalıdır.Standart yaşayan sadece beş temel kurala uyarak kişi ancak farziyetleri tamamlar.Evet bunun maneviyata etkisi olur.Ancak Allah’ın sadık kullarından almış olduğu feyz bu maneviyatın çok daha büyüğüdür.Yani standart bir şekilde maneviyatını bardağını doldurmaya çalışan kişinin maneviyatı ile Allah’ın sadık kullarından feyz alan kişinin maneviyatı arasında çok büyük fark vardır.Bu noktada kişi açıkça söylüyorum velayeti arayıp bulmalıdır.Velayet ehli olan kişi söz konusu kişinin maneviyat bardağını bir anda maksimum haline getirebilir.Böylece kişi yıllarca elde edemeyeceği manevi potansiyele sahip olabilir.İman eden kişi kısa zamanda kalbi iman etti sonra Allah’ın velayet sahibi bir kuluna sarıldı ona tabi oldu böylece maneviyat bardağı doldu.Bu velayet sahibi mübarek kim olursa olsun,hangi milletten olursa olsun eğer gerçek velayet sahibi ise benim acizane tavsiyem kişi o mübareği bırakmasın.Burda İmanın kişide açtığı çığır ve teslimiyetin ona verdiği maneviyatın gücünden bahsediyoruz. Maneviyat bardağı Ruhtur.İmanın yeri kalptir.Elbette şunu bilmeliyiz ki;nefs ile kalp arasında bir köprü vardır.İblisle nefs arasında da bir köprü vardır.Akıl ile iman ve kalp arasında bir köprü vardır.Akıl ile nefs arasında bir köprü vardır.Bu Köprü imandır Kişinin aklı ile nefsi birbirine ters durumda ise bilsin ki bu terslik imandan gelmektedir.Eğer aklı hiç imanı kullanmadan direk nefse uyuyorsa orda cihadın temeli yoktur.Eğer temel varsa burada acı olur.Eğer kişi bu noktada acı duyuyorsa bu pişmanlıktır.Pişmanlık tövbenin kabul olmasını gerektiren bir şarttır.Kişi hemen tövbe etmelidir.Vicdan ise pişmanlığı tetikler.Kısaca aslında çok önemli savaşlar bu küçük gibi görülen yerde olmaktadır.Ancak savaşlar ve çekilen acı nedenli büyük ise o acı sahibini ben acizane kutluyorum.Niceleri var ki hiçbir acı ve pişmanlık duymadan en sapık ve en büyük günahları işlemektedirler.Tabii bunlar tuzak ehlidir.Bunlar tuzağa çekilmişlerdir.Ancak bunun farkında değillerdir.Allah bizi bunlar gibi olmaktan ebediyen korusun.Kalp ile akıl arasında bir köprü vardır.Allah bütün bunları ne güzel yaratmış.Ve ne muhteşem sırlar vermiş gerçekten anlaşılmaz.Gayet tabii doğrusunu Allah bilir biz sadece öğrendiklerimizi sizinle paylaşıyoruz.Zaten bildiklerimiz çok sınırlı.Görüldüğü gibi Allah bizden önce ne köprüler ve ne binalar inşa etmiş.Olgun iman sahibi olmak demek kişinin imanın kuvvetiyle nefsi yenmesi böylece kendisi için istediğini arkadaşı içinde istemesi olarak tanımlayabiliriz.İmanın güçlenmesi ise yukarda saydıklarımızla olabilir.Maneviyat bardağı kalbin aynasından ruha doğru döner ve gayb aleminde Allah’a ulaşır.Böylece kişide hakikat oluşur bu hakikatin nisbeti çok büyük olup asla tükenmez.Kalıcı hale gelir bundan sonra artık maneviyat standart zikirlerle devam ettirilir.Tabii bu aşamadan önce kişi letaif zikirlerini geçmiştir.Vucudun beş adet letaifi vardır.Bunlar Ahva,Sır,Nefs,Kalp,Ruhtur.Biz bunlardan sadece Kalbin hallerini vermeye çalışıyoruz.

Sevgili arkadaşlar,kıymetli okuyucular görüldüğü üzere elimizdeki imkanları bilmiyoruz.Bilmeden korkuyoruz.Gerçeklerden adeta kaçıyoruz. Kişi ancak nefsini Tarikat-ı Aliyenin gösterdiği şekilde Allah’ı anmakla tedavi eder.Nefsin zararlarından ve helak olmaktan ancak böyle kurtulabilir.Benim acizane tavsiyem hepimizin kurtuluş için Allah’ın ipine sarılmamızdır.Daha iyi Müslüman olmak için,üstün manevi derecelere çıkmak için bilinen usuller var iken neden kendi kendinizi sınırlıyorsunuz.Yazıma burada son verirken Eğer en ufak bir hata ettiysek Allah’tan Salihlerin tövbesi gibi tövbe ederiz.İstedim ki kardeşlerimde bunları bilsin.Belki içlerinden biri uyarsa bunlara acizaneye de dua eder.Belki onun duası üzerine Yüce Rabbimiz bizi bağışlar.Böylece önümüzdeki tehlikeli dönemlerde (kabir, kıyamet , haşr , mizan ….)Allah’ın Aziz rahmeti hepimizi kucaklar .Her şeyin en doğrusunu ancak Allah bilir.Çünkü O daima galiptir.Onun rızası dünyanın ve kainatın üstündedir. Bu derece önemlidir. Yüce Rabbimiz bizi rızana,affına,mağfiretine,merhametine,hikmetine,hoşnutluğuna ve sevgine mahzar eyle.Arkamızdan sana gönülden boyun eğen kavimler zuhur ettir.Böylece nurunu her yere ulaştır.

Allah Muhammed El Konyevi Hazretlerinden razıolsun onu muradlarına ulaştırsın.Onu uzun ömürlü bol salih amelli olmasını nasip etsin

Sorularınızı ve eleştirilerinizi bekliyorum.Bu yazımda bazı şemalar çizdim ancak bu şemalar sistem tarafından anayazıya giremedi bu şemaları da isteyen kardeşlerime mail ile gönderebilirim.Böylece söz konusu karmaşık yapıyı daha net olarak görebilirsiniz.Velev ki bizde bir şey yok.Allah’ın sadık kullarının öğrettiklerinden başka.

Selam ve dualarla
humagenw@yahoo.com -2008-27.01

Tags

 



Kuran Surelerinin Kimliği

Müzik Dinle

Allah'a çağıran, iyi işler yapan ve ben Allah'a teslim olmuş müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim vardır. (Fussilet 33)

Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz. Hz. Muhammed (S.A)

Bu dünyaya çıplak geldik, çıplak gideceğiz. ( Cervantes)

Kimler yeni

  • NurT
  • ElestIdota
  • handan kavukçu
  • BerkayGüçlü
  • Damdinceren

Kimler çevrimiçi

Şu an 0 users ve 1 ziyaretçi çevrimiçi.

İçerik paylaşımı

İçeriği paylaş

Ana Menü

Secondary links

Anket

FİLİSTİN İÇİN ELİMİZDEN GELENİ YAPIYORMUYUZ?:

En son ağ günlüğü gönderileri