Kur'an-ı Kerim'de Tutarsız, Çelişkili, Yanlış Bilgiler Var mı?

Kur'an-ı Kerim'de Tutarsız, Çelişkili, Yanlış Bilgiler Var mı?

Kur'an-ı Kerim, Allah'ın kelamı olduğu için onda tutarsızlık, çelişki ya da yanlış bilgiler bulunması söz konusu olamaz. Bu bilgi, Kuran'da da ifade edilmiştir: Kur’ân’ı gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer Kur’ân Allah’tan başkasına ait olsaydı, elbette içinde birçok tutarsızlıklar bulurlardı. (Nisa, 82 )
İnanmayanlar, daha Hz. Muhammed(s.a.v.) hayatta iken dahi bu büyük bir şair, büyük bir büyücü gibi ithamlarla Kur'an'ın Allah kelamı olduğunu inkar etmişlerdir. Daha sonraki devirlerde de benzer iddialar ifade edilmiş özellikle inkarcılığın arttığı son devirlerde bilimsel gelişmeler arttıkça, yaşam şekilleri değiştikçe bu açılardan Kuran'da yanlışlık, tutarsızlık ve çelişki arayışları da artmış ve gerçeği yansıtmayan sığ düşüncelerin ürünü olarak zihin bulandırıp imana şüphe düşürmeye yönelik bazı iddialar, iftiralar sürekli dillendirilmektedir.

Yukarıdaki ayete ilave olarak Allah, inanmayanları, Kuran'ın, eğer insan sözü olduğu düşünülüyorsa benzerini getirme konusunda Bakara, 23; İsra, 88; Yunus, 38 gibi ayetlerde ispata davet etmiştir. "Eğer kulumuza indirdiğimiz Kur’ân'ın Allah’ın sözü olduğu hakkında şüpheniz varsa, haydi onun sûrelerinden birine benzer bir sûre meydana getirin ve Allah’tan başka güvendiklerinizin hepsini çağırın, iddianızda haklı iseniz! Bunu yapamazsanız -ki hiçbir zaman yapamayacaksınız- çırası insanlarla taşlar olan ve kâfirler için hazırlanmış o ateşten sakının." (Bakara, 23-24)
Bu yönde özellikle son dönemlerde bazı kişilerin çabaları ve kendilerince başarılı olduklarına dair ifadeleri de olmakla beraber samimi, bilgili hiçbir müslüman tarafından kabul görmemiş hatta tarafsız olan birçok kişi tarafından da aciz kaldıkları tasdik edilmiştir. Belagat, üslup, içerik, ilmi ve gaybi bilgiler açılarından işin ehli yani bilgili kişiler tarafından kıyaslandığında bu çalışmaların ne kadar basit kaldığı görülmüş hatta bu yöndeki yazılarda yazanlar çok komik durumlara düşmüşlerdir. Mesela bir besmelenin taklitleri okunduğunda saçmalık olarak insanı güldürmektedir.

Hz. Muhammed'in ümmi olduğu yani okur-yazarlığının bulunmadığı tarihi olarak kesin olması inkarcıları acze düşüren bir durum olmaktadır. Çünkü çok eski devirlerde üstelik eğitimsiz bir kişinin böyle her açıdan mükemmel bir kitap getirmesi tam bir mucizedir. İşte, benzerini getirme yapılamasa da en azından bazı çelişkiler bulunabilirse bu da haşa Kuran'ın beşer sözü olduğuna delil gösterilecektir. Bu yüzden inkarcılar bu yönde sürekli bir arayış içindedirler.
Çelişki veya yanlışlık diye iddia edilen şeylere bakıldığı zaman, ya ayetlerin öncesi ve sonrasından koparılarak bağlamından uzaklaştırıldığı, ya mealden hareket edilerek hataya düşüldüğü ya Kuran'ı anlama ilmi olan tefsir bilgisinden yoksun olmaktan dolayı, Kuran'ın mecaz ve teşbih boyutunun bilinmemesi gibi durumlardan kaynaklandığı ya da kasıtlı olarak bilimsel verilerin saklandığı veya çarpıtıldığı görülmektedir.

Her şeyden önce şunu ifade etmek gerekir ki Kur'an bütün zaman ve mekanlara hitap etmesi bakımından tam olarak eksiksiz anlaşılması zordur. Bir çok ayetin anlamı, yeni bilimsel keşiflerden sonra ortaya çıkmakta, daha doğru anlaşılmaktadır. Bu yüzden Kuran'ı anlamak için tefsir ilmi gelişmiştir. Kuran'ı anlayabilmek için fen ilimleri yanında dini ilimlerin de bilinmesi gerekir. Kuran'da Nahl suresi 103. ayet-i kerime gibi bazı ayetlerde geçen, o apaçık bir kitaptır, ifadesi onun imani konular gibi bir kısım konularını ifade eder. Çünkü başka bir ayette, kitabın bir kısmının açık(muhkem), bir kısmının müteşabih(benzeşmeli) olduğu (Al-i İmran, 7) ifade edilmiştir. Bunun için Kuran'dan herkesin kendine göre yorum yapması doğru bulunmamıştır. Kuran'ı doğru anlamak için ona önem vermek, yoğunlaşmak ve bir bilgi, kültür birikime sahip olmak gerekir.

Bu açıdan bakıldığında Kuran'daki yanlışlık veya çelişki diye ifade edilen bütün konuların bir izahı olduğu görülecektir. Bunun için ehl-i sünnet itikadındaki islam alimlerinin yaptığı açıklamaların araştırılması gerekir. Bunlardan bazıları şöyledir:

Mesela Kuran'ın değişik ayetlerinde, insanın topraktan, balçıktan, meniden yaratıldığının ifade edilmesi tutarsızlık olarak iddia edilir. Halbuki bu ifadeler yaratılışın safhalarını ifade eder. İlk insan yokluktan toprak vasıtasıyla yaratılmış, sonrakilerin yaratılması ise meniye bağlanmıştır. Her canlının sudan yaratılması ayetiyle de bunlar arasında bir çelişki yoktur. Çünkü sperm de içi hücre dolu olan bir sudur. Ayrıca canlılığın devamı suya bağlıdır.

Başka bir iddia da Kuran'da hem Allah'ın kanunlarının değişmediği hem de bazı ayetlerin hükümlerinin sonradan kaldırılması söylenir. Bunda da bir çelişki veya tutarsızlık yoktur. Zira değişmeyen kanunlar, sünnetullah denen tabiat kanunları ve imani konulardır. İlk peygamberden son peygambere kadar bütün peygamberler aynı imani hakikatleri getirmişlerdir. Değişenler ise amellere ait hükümlerdir. Mesela iç yağı Yahudilere haram iken müslümanlara helal kılınmıştır. Aynı şekilde mirasa, av hayvanlarına, savaş hallerine vs. ait hükümlerde Allah isterse bazı değişiklikler yapar. Bunu baştan böyle yapmamasının birçok hikmeti olabilir. Bu Allah'ın bileceği bir iştir.

Başka bir iddia ise İblis'in melek mi, cin mi olduğu konusudur. Kehf suresi 50. âyette İblis'in hem melek hem de cin olarak söylendiği iddia ediliyor. Halbuki âyet-i kerimenin meali esasen şöyledir: "Hani bir zaman Biz meleklere: “Âdem’in önünde (Allah’a) secde edin!” deyince, onlar da derhal secdeye kapanmışlardı. Ne var ki İblis eğilmemişti. O cinlerden idi. Rabbinin emrinin dışına çıktı. Ey Âdem’in evlatları! Onlar size düşman oldukları halde, siz kalkıp Benden ayrı olarak onu ve onun evlatlarını mı dost ediniyorsunuz? Zalimler için ne fena bir bedel! Ne zararlı bir takas!"
Ateşten yaratılan İblis, nurdan yaratılan melekler arasında idi, onlara hocalık yapıyordu. Yani, melekler topluluğunda olduğu için, (Bu topluluğa, secde edin emri verdik, cin taifesinden olan İblis, secde etmedi) deniyor.

İlk Müslüman kim olduğu konusu da çelişki olarak söylenmektedir. Kuran'da ilk müslümanın farklı asırlarda yaşayan Hz. İbrahim (Enam, 6/163) ve Hz. Muhammed (Zümer, 39/12) olduğu yazılıdır. Bunun izahı şöyledir:
İslam Hz. Adem’den beri bütün semavî dinlerin ortak unvanıdır. Buna göre her peygamber elbette kendi devrinde ilk müslümandır. Çünkü her peygamberin kendi döneminde herkesten önce Allah’a iman etmesi ve onunu emirlerine teslim olması sosyolojik ve kronolojik bir zorunluluktur. Buna göre, Hz. İbrahim kendi döneminin ilk müslümanıdır; Hz. Musa kendi devrinin ilk müslümanıdır ve Hz. Muhammed de kendi döneminin ilk müslümanıdır.

Diğer bir iddia, Kuran'da geçen her canlının çift yaratıldığı (Zariyat, 49) bilgisinin bilimsel olarak yanlışlığı (Bakteri, virüs gibi canlılar çift değildir.) ortaya çıkmıştır, deniyor.
Halbuki ayetin gerçek mealinde her canlının değil her şeyin çift yaratılması söz konusudur. "Düşünüp ibret alasınız diye her şeyi çift yarattık. (Zariyat, 49) Bu ayeti sadece canlı diye çevirmek mealin eksikliğini gösterir. Allah, her şeyi, gece-gündüz, sıcak-soğuk, iyi-kötü, aydınlık-karanlık, pozitif-negatif, gibi çift olarak yarattığını ifade etmiştir. Ayrıca canlılar da esasen dişi ve erkek olarak çifttir. Genel bir hüküm olarak bu da örnek olarak verilebilir. Ama ayette özel olarak canlıların hepsinin dişi ve erkek olarak yaratıldığı söylenmiyor.

Görüldüğü gibi bu ve buna benzer birçok iddianın hiçbir geçerliliği yoktur. Aslında bu iddialar da aynı evrim teorisinde olduğu gibi akıl ve bilimden değil ön kabulden(inançsızlık) hareketle ortaya atılmış imana şüphe düşürme amacı taşıyan söylemlerdir.
Kur'an, ilahi, her şeye kafi, zaman ve mekan üstü, hayatın varlık sırlarını ifade eden, Allah'ı tanıtan, gayb alemini bildiren, insanı her bakımdan terbiye eden bir hikmet, bir kulluk, bir davet ve emir, bir zikir, fikir, dua, bir iman, ahlak ve öğüt kitabıdır.

Reklam