Müslümanın Evlilikle İmtihanı

Ne zaman arabayla dolaşmaya çıksam gözüme yeni bir gökdelen çarpıyor. “Ne zaman yapıveriyorlar bunları?” diye şaşmadan edemiyorum.

Gazeteler Türkiye’ye yatırım yapmaya koşan şirketlerden bahsediyor. Anlaşılan bu binalar boş yere yapılmıyor, dev şirketler ülkemizde iş ortakları ediniyor.

Ekonomimiz büyürken insanlarımızın çalıştığı ortamlar, para kazanma biçimi ve meslek hayatları hızlı bir değişim geçiriyor. Elbette değişen sadece iş hayatı değil, buna bağlı olarak aile hayatı da değişimden etkileniyor.

Değişim her yaştan insanı etkiliyor. Ama elbette gençleri çok daha fazla… Son on yılda birden bire ivme kazanan modernleşmenin etkileri en fazla genç arkadaşlarımızın eğitim, iş ve evlilik hayatlarında hissediliyor.
Şimdiki gençler daha ilköğretim yıllarında tanışıyor modern hayatın getirdiği ağır rekabet şartlarıyla… Kız erkek ayrımı olmaksızın bütün çocuklarını ilerde iyi bir işe girebilmesi hedefleniyor. Bunun için de yüksek puanla öğrenci kabul eden okullara kayıt hakkı kazanma yarışına sokuluyorlar. Bu yarışma ruhu çocukluk çağından başlıyor, kişiliğin şekillendiği ergenlik çağı boyunca sürüp yetişkinlik çağına kadar uzanıyor.

Öyle ki üniversite kapılarında, KPSS sınavlarında, iş başvurusu mülakatlarında kız erkek fark etmeden bütün gençler ter döküyor. Hepsi de piyasanın istediği donanımlara sahip bir eleman olup, bol maaşlı bir işe yerleşmeye çabalıyor. Peki, bütün bu çabanın sonunda ne oluyor?

Gençler istedikleri gibi bir işe girdikten sonra, kazandıkları parayla mutlu bir yuva kurabiliyorlar mı?
Gençlerin evlilikleri yürüyor mu? Toplumumuz nereye gidiyor?

Evlilik Kurumunun Üzerinde Dolaşan Kara Bulutlar

Geçtiğimiz aylarda İstanbul’da “Savrulan Dünyada Aile” konulu bir sempozyum düzenlendi. Prof. Dr. Kemal Sayar, Gazeteci Yazar Ali Bulaç gibi birçok bilim adamı, akademisyen ve uzmanın konuşmacı olarak katıldığı sempozyumda, “modern çağda aile kurumunu yıpratan etkenler” üzerine konuşuldu.

Sempozyumun sonuç bildirisinde, aile kurumuyla ilgili vahim bir tablonun söz konusu olduğuna dikkat çekildi. Özetleyecek olursak; “modern eğitim sisteminin, hayat tarzının ve medyanın aileyi çökerttiği” gerçeği bir kez daha vurgulandı.

Belki henüz gelenek düzeninde hayatını sürdüren kesimler hayatlarının nasıl bir kuşatma altında olduğunun farkında değiller. Mesela, hala köy ve mahalle kültürü içinde yaşayan, hayatını çiftçilik, esnaflık, işçilik veya ufak memuriyetle kazanan kişiler, tepelerine dikilen tehlikenin boyutlarından habersiz. Ne yazık ki gökdelenler sadece şehirlerimizin ufuklarını kapatmıyor, getirdikleri kültür değişimi ile toplumumuzun geleceğini de karartıyor.

Bekarlar Tercih Ediliyor

Bu gökdelenler, çocuklarımızı işe almak için kendi öz kültürlerinden, din ve geleneklerinden kopmaya mecbur tutuyor. Mesela kılık kıyafette, hayat tarzında batılılaşmayı, dini hassasiyetleri unutmayı ve aileyi önemsememeyi telkin ediyor.

Bunu Nasıl mı Yapıyor?

Mesela şirketler eleman alırken bekârları tercih ediyor. Hatta mülakat sırasında “Seyahat engeliniz var mı?” gibi sorular sorarak, alacakları elemanın kısa zaman içinde evlenmesini istemediklerini belli ediyor. Sonra şirketler elemanlarından bazılarını seçip yurtdışında eğitime gönderiyor. Bunun için de elbette bekâr elemanları tercih ediyor. Böylece bekâr elemanların kariyer bakımından yükselmesine yatırım yapılırken evliler düşük statüde kalmaya mecbur ediliyor. Elbette bu manzara evlenme niyetindeki bekârların bu planlarını uzun bir süre ertelemesine sebep olabiliyor. Bilhassa kariyer yapmak istiyorlarsa…

Şirketlerin evliliği engelleyici politikaları bununla sınırlı değil. Birçok şirket daha uygun fiyata çalışabileceğini ve daha uysal olacağını öngörerek aynı işi yapabilecek elemanlardan bayan olanları tercih ediyor. Bilhassa ağır mesuliyet gerektirmeyen, daha çok hizmet yönü ağır basan pozisyonlara… Ancak bu bayan elemanların evli olması hiç mi hiç tercih edilmiyor.

Çünkü evli bayanların hamilelikten dolayı fiziki görünümlerinin değişmesi, doğum ve süt verme izni talep etmeleri, akıllarının bebeklerinde kalması gibi istenmeyen durumları olabilir. Hem evli bir bayan eleman akşamları geç saatlere kadar çalışamaz, yemekli toplantılara, iş gezilerine katılamaz. Kılık kıyafet bakımından da kendini kısıtlayabilir, şirketin modern imajını temsil edecek şekilde (!) bedenini teşhir etmekten kaçınabilir. Bu ise asla istenmiyor.

Ahlaksızlığa Çanak Tutuyorlar

Şirket politikalarından birçoğu evlilik hayatına ve huzuruna zarar veriyor. Mesela belki birçok kişi bilmez ama şirketler elemanlarının kendilerine sadakatini sağlamak için onları sık sık yemekli toplantılara, kutlamalara, hizmet içi eğitim bahanesiyle lüks otellere, tatillere götürür. Bu sırada elemanlar arasında evlilik dışı ilişkilerin yaşanmasına da aldırış etmez.

Aksine bazı NLP eğitimcileri şirket yöneticilerine verdikleri eğitim sırasında, “iş yerlerinde gönül ilişkilerinin, çalışanların şirkete bağlılıklarını ve başarılı olmak için motivasyonunu artırdığını” söyleyerek bunlara göz yummalarını salık verebiliyorlar.

Hatta bu gibi bazı durumlar batıda “iş yerinde taciz davalarına” konu olabiliyor. Çünkü şirketler bazen kaybetmek istemedikleri elemanlarının zaaflarından faydalanmaktan çekinmiyor. Diyelim ki şirketin önemli bir noktasında, başka şirketler tarafından transfer edilmesi muhtemel bir CEO var. Bu kişinin şirkete bağlı kalması için bazı vicdan tırmalayıcı uygulamalarına göz yumulabiliyor. Mesela bu kişinin bir bayan elemanı sıkıştırmasına veya başka bir takım keyfi muamelelerine aldırış edilmeyebiliyor.

Büyük şirketlerin hesapları ile evlilik kurumunun huzuru bir türlü uzlaşmıyor. Mesela şirketler çalışma ortamlarını düzenlerken elemanlar arasında mahremiyet çizgisini yok ediyorlar. Birçok firmada çalışanlar göz göze, diz dize, yan yana…

Düşünün, iyi giyinen, görünümüne özen gösteren, diksiyonu düzgün, eğitim görmüş genç kızlar ve genç erkekler… Çoğu uzun bir süreden beridir ailesinden uzak. Üniversite eğitimi için ailesinin yanından bir ayrılmış, ondan sonra hep birey olarak yaşamış.

Yurtlarda, bekar evlerinde, okul kantinlerinde, kafelerde karşı cinsle bir arada… Kısa zaman içinde yuva kurma ümidi olmadığı için ciddiyetsiz, gelip geçici, eğlence amaçlı gönül ilişkileri yaşamış.

Bunlar arasında bugüne kadar hayatına, kaç kişinin girip çıktığının hesabını bile unutanlar vardır. Hatta toplumumuz erkekler söz konusu olduğunda namus kavramına aldırış etmediğinden bazı erkekler bunu çapkınlık adı altında bir marifet zannetmektedir. Bir internet sitesinde yazdığına göre bu tipler için hayatına giren sevgililerin sayısı, bir skor (!) imiş. Kadınlara bakışı bu şekilde olan birinin, sorumluluk getiren ev reisliği yükünün altına girmesi beklenir mi?
Aynı şekilde “hayatını yaşamayı” hep erkekler tarafından eğlenceli yerlere götürülmekle ve zaman zaman hediye almakla ölçen bir kadın, fedakarlık ve merhamet temelli bir yuva kurabilir mi?

Çağdaş (!) Hayat Özendiriliyor

Elbette bir arada yaşayan, birlikte kahve molaları verip sohbet eden, birlikte yemek yiyen bu gençlerin zamanla birbirine benzemesi kaçınılmaz. İçlerinden şirketlerin hazırladığı bu yapay Avrupai ortama en kolay uyum sağlayan çağdaş (!) elemanlar diğerleri için de ideal bir örnek…

Mesela bir bayan eleman akşamları geç saate kadar şirket yöneticileriyle birlikte yemekli, gezmeli toplantılara kalıyor, onlarla birlikte takılıyor ve bu sayede daha kolay yükseliyorsa bu durum diğerlerine de örnek olmaz mı?
Aynı durum erkek elemanlar için de geçerli. Eğer yöneticiniz, yurt dışından gelen müşterileri yahut şirketinizi teftişe gelen memurları alıp eğlence yerlerine götürmenizi istiyor ama siz; “Olmaz, eve gitmem lazım. Hem ben içkili yerlere gidemem, fuhuş yuvalarında dolaşamam,” diyorsanız; ya düşük statüde çalışmaya mahkûmsunuz yahut da kısa zaman sonra kapı dışarı edilirsiniz. İşte şirketlerin evlilik huzurunun altını oyma yollarından bir diğeri…

Kısacası para kazanmaktan başka hiçbir gayesi olmayan büyük sermaye sahiplerinin ahlaki değerler hususunda hemen hiçbir hassasiyeti yok. Mevcut yasal düzenlemeler de onların aile hayatını dinamitleyen bu uygulamalarına karşı yeterli önlem almıyor.

Para Her Şey Değil

Günümüzde her şey ekonomiye endeksli. Mesela “turizmi teşvik edelim, ülkemize döviz gelsin” deniliyor. Belki ülkeye birkaç kuruş döviz giriyor ve onun da çoğu devletten aldığı teşvikle yatırım yapan firmaların cebine giriyor. Peki, “turizm ve eğlence sektöründe iş buldu, hayatını kazanıyor,” diye sevindiğimiz gençler, o hayat tarzının içinde bir yuva kurup mutlu olabiliyorlar mı? Yuva kursalar bile eşlerine sadık kalıp, huzurlu bir yuvayı sürdürebiliyorlar mı?

Belki bu millet para kazanmak için bir başka yol bulabilir ama elden giden bir nesil geri gelir mi? Aile kurumu çöktükten sonra, yeni bir toplum inşa edilebilir mi?
Kısacası şu an kendisine muhafazakâr diyen bir iktidara rağmen aile gibi temel bir değer ve kurumu muhafaza edecek bir tedbir alındığını görmüyoruz. Hatta bırakın tedbir almayı, bizzat devletin kendisi de aile hayatını korumuyor.

Mesela şu anda çeşitli devlet dairelerinde memur, öğretmen vs. olarak çalışan on binlerce çift başka başka şehirlerde oturuyor. Çünkü gerek devletin tayinleri gerekse kişisel terfileri onları farklı şehirlerdeki görevlerin başına yönlendiriyor.

Modern hayat, “kadınlar da çalışsın,” diye dayatıyor hatta ekonomik şartlar birçok çifti buna mecbur ediyor. Ama kadınların çalışması evlilik birliğini tehdit ediyor.

Sadece farklı şehirlere tayin edilen memurlar değil aynı şehirde yaşayan çiftler de çalışma şartları sebebiyle bir araya gelemiyorlar. Mesela doktor hanım geceleyin nöbeti olduğu için ancak sabaha karşı eve geliyor, o sırada şehir dışındaki şantiyeye gitmek üzere evden çıkan kocasıyla sadece göz göze gelebiliyor. Yorgun argın birkaç saat bir arada kalabilseler de bu sefer kavgadan fırsat bulup birbirlerine güzel bir söz bile söyleyemiyorlar. Çünkü roller karma karışık, statüler belirsiz, aile reissiz…

Günlerini haftalarını bu şekilde geçiren birçok çift var. Kendi hanımından çok asistanıyla bir arada zaman geçiren evlilerin uzun zaman eşlerine sadık kalacağına güvenilebilir mi? Ancak zinayı suç olmaktan çıkaran devlet idarecilerimizin bu konuda endişe taşımadıkları belli…

Aile Yapımızı Dönüştürmek İstiyorlar

Yukarda bahsettiğim sempozyumda dile getirilen şu cümleler çok önemli: “Türkiye’deki mevcut aile politikaları ve bu politikaların uygulamaları zayıf, dağınık ve bütünlükten yoksun bir görünüm arz etmekte; daha da önemlisi, aile, Türkiye şartlarında toplumsal mühendisliğin bir nesnesi olarak görülmektedir. Mevcut anayasa, geleneksel kökleri olan ve olması da gereken aile yapısını korumayı ve işlevlerini yerine getirmesinde güçlendirmeyi değil, nüfus planlamasıyla yapısal ve işlevsel açıdan daha da derinlikli bir şekilde dönüştürmeyi hedeflemiştir. Dönüşümün hedefini ise yapısal açıdan küçültmek, işlevsel açıdan sığlaştırıp-daraltmak oluşturmaktadır. Bu da aile yapımızın problemlerini derinleştirmiş ve mevcutlarına ilave problemler getirmiştir. Mevcut hukuk sistemi ise bir çok bakımdan ailenin geleneksel yapısıyla ve işlevleriyle ya uyumsuz ya da bunları olumsuz etkileyecek mahiyettedir. Zina konusundaki düzenlemeler bunun somut örneklerinden birisidir.”

Evet, modern hayat, batılıların “paranın mabedi” dedikleri gökdelenleriyle mahallelerimizin tepesine dikilirken evlilikleri ve geleceğimizi tehdit ediyor. Elbette bunun için umutsuzluğa düşmek gerekmiyor. İnsanoğlu isterse her ortamı inanç ve değerlerine göre düzenleyebilir.

Günümüzde Müslümanlara iş yerlerimizi ve hayat tarzlarımızı muhakkak aileyi koruyacak şekilde düzenleme görevi düşüyor. İster erkek olsun ister kız olsun çocuklarımızı, dinimizin emrettiği, iffet, hayâ, tesettür, haremlik selamlık ve benzeri kurallara uyacak ve mutluluğu ailesinde arayacak şekilde yetiştirmemiz ve onlara uygun iş ortamları sunmamız elzem…

Çünkü zamanında önlem almaz da Avrupa ülkeleri gibi nüfus yaşlanması ve ailevi çöküntü sorunuyla yüz yüze kalırsak, artık iş işten geçmiş olacak. O zaman ne kadar para harcamayı göze alırsak alalım yeni bir nesil inşa etmemiz mümkün olmayacak.
Hatice Kübra Ergin - islami hayat

Reklam