You are hereNÜKLEER ENERJİ ve GELİŞMİŞLİK

NÜKLEER ENERJİ ve GELİŞMİŞLİK


By svp7 - Posted on 24 January 2012

NÜKLEER ENERJİ ve GELİŞMİŞLİK

Enerji, kısaca iş yapma yeteneği olarak tanımlanır. Enerji, hayatımızın vazgeçilmez bir ihtiyacıdır. Evlerimizdeki çamaşır ve bulaşık makinelerinden, buzdolabı, bilgisayar, telefon ve aydınlatmaya kadar uçaklardan otomobillere kadar her teknolojik ürün enerji sayesinde hayat bulur ve medeniyetin temeli de budur. Bunların yanında üretim tesislerinin, fabrikaların çalışması da enerjiyle mümkündür.
Fakat enerji elde edilmesi çok kolay ve ucuz değildir. Pratik olarak hayatımızda kullandığımız elektrik enerjisi üç farklı şekilde elde edilir. Bunlar : 1) su gücünden. 2) fosil yakacaklardan 3) nükleer santrallerden

Bir toplumun nüfusunun artması, sanayileşme ve şehirleşme enerji ihtiyacını arttırır. Özellikle sanayi üretiminde büyük miktarlarda enerji kullanılması gerekir.
Türkiyemiz malesef enerjide % 70 dışa bağımlı olup nüfus artışı sanayi üretimi artışıyla bu oran her yıl daha artmaktadır. Petrol, doğalgaz, kömür gibi enerji kaynaklarını Rusya, İran, Irak gibi ülkelerden temin ediyoruz. 2011 Haziran verilerine göre yıllık 50 milyar dolar enerjiye para ödüyoruz. Yıllık ihracatımızın 110 milyar dolar olduğu düşünülürse ihracatla kazandığımızın yarısını enerji bedeli olarak ödüyoruz ve bu yüzden dış ticaret açığı veriyoruz. Dış ticaret açığı demek ihtiyaç duyduğumuz ithal ürünleri ancak borçla almak anlamına geliyor. Bu para bulunamadığında ise döviz fiyatı yükselip ekonomik krizler yaşanıyor. Bir zamanlar 1-2 milyar dolar için IMF’ye yalvardığımız kriz zamanlarını herkes bilir.
İşte enerjideki dışa bağımlılığı azaltmak hem ekonomi hem stratejik olarak çok önemli. Bunun tek yolu ise atom enerjisine sahip olmaktan geçiyor.

Uranyum yakıtıyla elde edilen nükleer ya da diğer adıyla atom enerjisi diğer yakıtlardan çok üstün dür. 1 ton, sadece 1 ton uranyumdan elde edilen enerjiyi üretebilmek için diğer yakıtlardan çok fazla miktarlarda kullanmak gerekiyor. 1 tona karşılık 3,3 milyon ton kömür, yani tam 3 milyon katı kömür, 2,2 x 10.9 m3 yani 10 rakamının 9 sıfır olacak,o kadar büyük rakam miktarınca doğalgaz. 13,5 x 10.6 varil petrol kullanmak gerekiyor.
Bu verilerden çıkan sonuç şudur: Çok büyük miktarda enerjiyi ancak atom enerjisiyle karşılayabiliriz. Üstelik nükleer santraller fosil yakıtların çevreye verdiği kirliliğe de sebep olmaz.

Çevreci olarak bilinen rüzgar, su ve güneş enerjileriyle 7-8 milyarlık dünya nüfusunun enerjisini sağlamak neredeyse imkansızdır ve çok da dezavantajları vardır. Mesela rüzgar enerjisinde havada her zaman yeterli rüzgar olmayabilir. Güneşli günler özellikle kışın çok yetersizdir. Su kaynakları ise sınırlıdır. Yani bir ülkede yapılabilecek baraj sayısı akarsu ve çevre imkanlarıyla sınırlıdır. Yani bu sınır dolunca yenisi yapılamayacak demektir. Halbuki zaman geçtikçe insanlığın ihtiyaç duyduğu enerji miktarı da artmaktadır.

Ayrıca güneş ve rüzgar enerjisi için çok geniş arazilerin rüzgar ve güneş panelleriyle kaplanması gerekir. Birçok ülke yeterli tarım arazilerine bile sahip değilken geniş arazilerin bunlarla işgal edilmesi büyük bir dezavantajdır. Üstelik bu temiz enerji kaynakları büyük miktarlarda enerji için çok büyük maliyetler getirmektedir. Bu o kadar büyük bir maliyettir ki dünyanın en zengin ülkeleri dahi enerji ihtiyaçlarının tamamını bunlarla temin edemiyor.
1 adet nükleer santralden elde edilecek enerjiyi üretmek için yaklaşık 100 bin adet rüzgar paneli veya güneş paneli gerekmektedir. Bir uzay mekiğinin enerji ihtiyacı için bir futbol sahası genişliğinde güneş enerjisi paneline ihtiyaç olduğu hesaplanmıştır. Artık bir ülkenin bütün enerji ihtiyacı için ne kadar alan gerekir, hayal etmesi bile zor.

Yıllardır belli bazı çevrelerin, sömürgeci ülkelerin kendi menfaatlerine aykırı olduğu için, öcü gibi şuuraltımıza işledikleri nükleer korkusu aslında yersizdir. Artık bu yalan ve hurafeyi, tabuyu tarihin mezarlığına gömme zamanı gelmiştir. Artık bu nimetten sadece gelişmiş, zengin ülkeler değil bütün insanlar yararlanmalıdır.

Nükleer enerjini diğer enerji sistemleri ile karşılaştırıldığında üstün yönlerini şöyle sıralanabilir:
- İnsan sağlığına normal bir teknoloji aletinden fazla zarar vermez
- Sera etkisi yapmadığı için küresel ısınmaya sebep olmaz.
- Asit yağmurlarıyla bitki örtüsünü tahrip etmez.
- Ozonda delik oluşumuna katkıda bulunmaz.
- Kömür, petrol gibi yakıtların çıkarılması esnasında oluşan çevre kirliliğine sebep olmaz.
- Çevreye arsenik, kurşun ve civa gibi kanser yapıcı metallerin atılmasına neden olmaz.

Nükleer santrallerin atıklarından dolayı özellikle de bilinçli olarak toplumlar korkutularak bu nimetten uzaklaştırılmaya çalışılsa da dünyanın en gelişmiş ülkeleri enerjiyle birlikte tıp, arge, sanayi gibi birçok alanda bu teknolojiyi kullanmaktadır.

Atom enerjisinin kullanımından bu yana meydana gelen büyük kaza sayısı dörttür.

1. 1957'de İskoçya'da meydana gelmiş. Reaktör çevresine bir miktar radyasyon yayılmış fakat ölüm veya hastalığa sebep olmamıştır.
2. 1979'da ABD'de operatör hatasıyla meydana gelmiştir. Fakat çevreye radyasyon yayılmamıştır.
3. 1986'da Ukrayna'da Çernobil reaktör kazasıdır. Aslında tek büyük kaza budur.
4. 2011'de Japonya Fukuşima'da deprem sonrası tsunami sebebiyle santrallerde arızalar oluşmuştur. Çevreye az miktarda yayılan radyasyon ölüme veya sağlık sorunlarına yol açmamıştır. Çevre güvenliği alındığı için insanlar radyasyona maruz kalmadılar.

Dikkat edilirse yıllardır enerji üretimi yapan bu santrallerde şimdiye kadar insan ölümüne ve hastalanmasına sebep olan tek büyük kaza olmuştur. Çernobil. Halbuki diğer enerji üretimlerindeki kaza sayıları ve ölen insan sayısı kat kat fazladır.

Çernobilde'ki kaza ise esasen operatörlerin güvenlik mevzuatına aykırı olarak santralde deney yapmaları ve koruyucu beton kabuğunun inşa edilmemesi sonucu olmuştur ve ne yazık ki çevreye yayılarak insan ölümüne sebep olmuştur. Fakat çevredeki insanların başka yerlere tahliyesi sonucu etki azalmıştır. Eğer santralin gerekli koruma kabuğu olsaydı sızıntı söz konusu olmayacaktı. Üstelik hala Rusya'da, komşumuz Ermenistan'da ve bazı ülkelerde eski teknoloji ürünü yirmiden fazla santral işletilmektedir. Yeni teknolojili santrallerde ise yedi katmandan oluşan koruma dizaynı olduğu için kaza olsa bile ki bu ihtimal düşüktür çevreye radyasyon yayılma ihtimali yoktur.

Halbuki diğer bütün iş alanlarında birçok büyük kaza meydana gelmiş ve binlerce insan ölmüştür. 1969-86 arasında yapılan bir kaza istatistiği şöyledir:

ÖLÜMLÜ - ANİ TOPLU
KAZA SAYISI - ÖLÜM
KÖMÜR(maden dahil) 62 - 3600
PETROL(Üretim-taşıma) 63 - 2070
DOĞALGAZ(patlama) 24 - 1440
BARAJ YIKILMASI 8 - 3839
NÜKLEER(Çernobil) 1 - 56

Görülüyor ki kaza ihtimali en düşük olan,yüksek teknolojili nükleer santraller diğer bütün alternatiflerden aslında daha güvenlidir.

Dünya'da farkında olduğumuz ya da olmadığımız ne kadar çok nimet var! Hava bir nimet, su bir nimet, sıcak bir aile bir nimet, çeşit çeşit yiyecekler bir nimet...
Peki ya petrol, doğalgaz? Zararları olsa da bunlar da hayatınızı kolaylaştıran enerji kaynakları olması bakımından bir nimettir.
Aynı şekilde riskleri olmakla birlikte nükleer enerji de hatta bunlardan daha temiz ve güvenli bir nimettir. Doğadaki diğer bütün nimetler gibi bu nimeti de kurallarına uyarak kullanırsak insanlığa büyük faydalar sağlamaktadır.

Nükleer enerjinin hiçbir zararı yoktur. Zarar denen şey sadece riskten veya ihtimalden ibarettir. Halbuki risk veya tehlike ihtimali hayatımızın her alanında mevcut değil mi?
Nükleer santrallerin atıklarından dolayı özellikle de bilinçli olarak toplumlar korkutularak bu nimetten uzaklaştırılmaya çalışılsa da dünyanın en gelişmiş ülkeleri enerjiyle birlikte tıp, arge, sanayi gibi birçok alanda bu teknolojiyi kullanmaktadırlar.
Nükleer enerjinin hayatımızda kullanıldığı önemli alan da tıptır.Nükleer tıp, biyolojik maddelerin x ve gama ışınına geçirgen olması ilkesine göre çalışır.
Mesela sintigrafi görüntüleme tekniği ile kalp, beyin, böbrek ve kemik görüntülemeleri yapılarak doğru teşhis konması sağlanıyor.
Ayrıca radyonüklidler kullanılarak troid urları ve hipertroid tedavisi yapılıyor.
PET/CT kullanılarak kanser, alzheimer, epilepsi, kalp ve damar tıkanıklıkları tedavileri yürütülüyor.
Nükleer enerjinin atıklarında potansiyel risk var diye bunlardan vazgeçmek çağdaşlıkla bağdaşır mı?
Evet potansiyel risk, zarar değildir.

Trafik kazalarında binlerce, onbinlerce insanımızı kaybettik. Otomobil,tren,otobüs nimetinden vaz mı geçtik? Uçak kazalarında yüzlerce binlerce kişi öldü. Uçaklardan kaçıp kullanmayacak mıyız? Doğalgazdan zehirlenmeler veya patlamalar sonucu ölümler oldu, bu riskler ortadan kalktı mı?
Eğer potansiyel tehlikeden korkuyorsak betonarme binalara girmeyelim? Depremlerde binlerce kişinin öldüğünü herkes bilir. Eğer denirse ki deprem öldürmez bina öldürür. Aynı şey nükleer enerji için de geçerlidir. Nükleer enerji öldürmez. Yetersiz, korumasız santraller zarar verebilir. Sağlam santral yapmak, artık sağlam bina yapmak kadar kolay hale geldi.

Nükleer enerjinin faydalarının görmezden gelinmesinin ana sebebi nükleer atıkların öldürücü etkisi olan yüksek düzeyde radyasyon içermesi ve bunların uzun yıllar güvenli muhafaza edilmesi mecburiyetidir. Bilindiği gibi canlılar belli bir oranın üzerinde radyasyona maruz kalınca kanser ortaya çıkıyor. Burada bir ayrıma gitmek gerekiyor.
Birincisi nükleer santraller çalışması sırasında çevreye radyasyon yaymazlar. Yani bütün teknolojik ürünlerin yaydığından fazla değildir. Çünkü bu tesisler belli kriterlere göre dizayn edilme mecburiyeti vardır.
Bu kriterlere göre bu santrallerden yayılacak radyasyon dozu 0,003 mSv/yıl dan fazla olmamalıdır.
Mesela bu oranlar ABD’de 0,001 mSv /yıl, İngiltere de 0,002 mSv/yıl olarak hesaplanmıştır. Bu miktarlar, günlük hayattaki diğer radyasyon etkileriyle kıyaslandığında çok düşüktür. Örneğin kömür santralleri baca gazlarının radyasyon etkisi 0,004 mSv/yıl uçak yolculuklarında ise ortalama 0,006 mSv/yıl dır. Yani nükleer tesislerin 2-3 katı.
İkinci ve asıl mesele nükleer atıkların yüksek düzeyde radyasyon içermesinden dolayı nasıl korunacağıdır. Bu noktada şunu söylemek gerekir ki teknolojinin tehlikelerini yine gelişmiş teknolojik imkanlar ortadan kaldırmaktadır.
Nükleer atıkların saklanması konusunda da gün geçtikçe daha iyi yöntemler geliştirilmektedir.
Bu konuda en başarılı yöntemleri enerji ihtiyacının yarısını nükleerden sağlayan İsveç geliyor. Radyoaktif atıklar özel kaplara yerleştirilerek yeraltındaki özel depolara saklanıyor.
Bunun için ‘’ camlaştırma’’ ve ‘’ kayalaştırma’’ denen yöntemler kullanılıyor.

Camlaştırma yöntemine göre, reaktörden çıkan atık 10 yıl, reaktör kabı yakınındaki havuzlarda bekletiliyor. Sonraki 20 yıl, beton havuzlarda bekletiliyor. Bunlar istenirse sonsuza kadar burada kalır. İstenirse camlaştırılarak yani küçük cam küreler halinde çelik küreleri, etrafı fiziksel koruyuculu aşınmaya karşı etkileşimli dış dolgu maddesiyle yer altında muhafaza edilebilir.
Bu atıklar 200 yıl sonra %98 oranına kaybolur. Geriye kalan %2 lik kısım ise uranyum ve plütonyum gibi doğada normalde bulunan maddelerdir.

Kayalaştırma yönteminde de atıklar kayalaştırılarak yeraltında korunur. 200 yıl sonra zaten artık doğal radyoaktiviteye dönüşür. Kısacası nükleer enerji üreten reaktörlerin atıkları, gerekli olan 200 yıl için güvenli olarak saklanabilmektedir ve sonra etkinliğini kaybetmektedir. Nükleer reaktörler çalışma esnasında zaten hiçbir olumsuz etki yapmaz.

İşte bütün korku bu 200 yıl içinde bir sorun meydana gelme ihtimali olarak görülmektedir. Halbuki kasti bir etki olmadığı sürece böyle bir şeyin olmayacağı kesindir.Üstelik belirtilen sürede atık tamamen zararsız hale gelip yok olmaktadır. Eğer yine de atık riskinden korkuluyorsa nükleerin alternatifi fosil yakıtlar olduğuna göre fosil yakıtların çevreye verdiği zararları sıralamıştık.bu zararlar hiçbir şekilde engellenemiyor. Dolayısıyla eğer sağlık endişesi varsa o zaman yine nükleer enerji en temiz ve güvenli olarak görülmektedir. Ya da insanlık sanayi, teknoloji ve medeniyetten vazgeçmek durumunda.
Potansiyel tehlike, aslında bir tehlike değildir. Çünkü sadece ihtimaldir. Bir ihtimalin varlığı üstelik sıfıra yakın bir ihtimal, o tehlikeye maruz kalınacağı anlamına gelmez.
Mesela arabaya bindiğimizde kaza yapma,uçağa bindiğimizde arıza yapma ve ölme ihtimalimiz var. Ama sıfıra yakın bir ihtimal olduğu için bu nimetlerden vazgeçmiyoruz. Nükleer de bir nimettir ve bu nimetten istifade etmeliyiz.

Bizler bugün 2011 li yıllarda teknolojinin bu kadar gelişmiş olmasından bahsederken maalesef üretilen toplam enerjinin çok küçük bir yüzdelik dilimi rüzgar ve güneş sistemlerinden elde edilmektedir.
Dünyada üretilen enerjinin büyük bir kısmı hala fosil yakıtlarından elde edilmektedir. Bu oran, ancak bazı gelişmiş ülkelerde % 50 nin altındadır.Çünkü nükleer enerji kullanmaktadırlar.
Fosil yakıtların verdiği zararlar bilindiği halde hala büyük oranda kullanılması gösteriyor ki nükleer enerjiden başka bir seçenek fosil yakıtların yerini alamayacaktır. Bu ise fosil yakıtların çevre kirliliğine sebep olmasına devam etmesi demektir. Fosil yakıtların ise çevreye büyük zarar verdiği herkes tarafından biliniyor.
1000 megawat elektrik üreten bir kömür santrali yılda 5 milyon ton co2, 120 bin ton so2 gazı, 25 bin ton No x gazı, 600 bin ton kül, 400 bin ton ağır metal, 200 milyon berekel radyasyon atığı bırakmaktadır. Üstelik bu rakamlar filtleri korumalı miktarlardır. Kaçak olarak filtrelerin açıldığı bazı zamanlarda atıklar daha yüksek miktarlara ulaşır.
Bu rakamlar 1000 megawat için geçerli. Dünyada bu miktarın yüzlerce katı enerji kullanılıyor. Daha açık bir veri ile bir nükleer santralden çıkan atık miktarı hacim olarak aynı güçteki bir kömür santraline kıyasla yaklaşık 70-80 milyon kere daha azdır.

Fosil yakıtların esas zararı ise yılların getirdiği birikim ile küresel ısınmaya sebep olması .
Nükleer enerji günümüzün ve geleceğin en önemli enerji kaynaklarından biri olarak kabul görmektedir. Petrol ve kömür doğalgaz gibi fosil yakıtların her ülkede yeterince bulunmayışı ve rezervlerin sınırlı olup her gün tükenişe doğru gitmesi yani yenilemez oluşları ülkeleri nükleer enerjiye yöneltmektedir. Bugün dünyada 400 den fazla nükleer santral vardır. Her yıl yeni ilavelerle bu sayı artmaktadır. Hatta Fransa gibi bazı ülkeler enerjilerinin % 50 den fazlasını bu teknolojiyle sağlamaktadır.

ABD Santral sayısı 104, enerji payı % 20
Almanya santral sayısı 17, enerji payı % 28
Fransa santral sayısı 58, enerji payı %75
İsveç santral sayısı 10, enerji payı %37
Japonya santral sayısı 54, enerji payı % 30
Güney Kore santral sayısı 20 ,enerji payı % 35

Dünyada toplam 439 tane nükleer santral vardır.
Ayrıca 61 tane yapımı süren ve 135 tane de planlanan vardır.bu rakamlardan sunu anlıyoruz ki dünya enerjiden vazgeçemez.Atom ise tükenmez bir enerji kaynağı olarak gittikçe artan bir oranda kullanılmaktadır.
Türkiye de ise maalesef bir tane bile yoktur ve biz enerjide % 70 dışa bağımlı olarak aslında tam bağımsız bir ülke olma durumunu da yitirmiş oluruz.

Bu mesele aslında bir ülkenin bekası ve bağımsızlığıyla ilgilidir. Yukarıda ismi verilen ülkeler acaba nükleerden niçin vazgeçmiyor? Bu ülkeleri bilimsel alanda takdir ediyor da nükleer konusun da gerçeği göremediklerini mı iddia edeceğiz? Ya da biz onlardan fazla mı canımızın kıymetini biliyoruz. Yoksa gerçekleri göremeyen veya görmemiz istenmeyen biz miyiz ?

Fosil yakıtların esas zararı ise yılların getirdiği birikim ile küresel ısınmaya sebep olması. İklimlerin değişmesi, fırtına, sel, toprak kaymaları hatta depremleri tetiklemesi ve özellikle de sera gazı salınımı organik,sağlıklı besin ihtiyacının karşılanmasını olumsuz etkilemektedir.Asit yağmurları,teneffüs edilen havadaki zehirli gaz oranının artması insan sağlığının doğrudan etkilemekte ve başta kanser olmak üzere birçok hastalığı tetiklemekte ve pek çok insanın ölümüne sebep olmaktadır.
Nükleer santrallerin atıklarının radyasyon içermesi ve yüksek radyasyonun ölüme sebep olması bu enerji türüne insanların önyargılı olmasına neden olmuştur.
Bunun yanında nükleer santrallerle ilgili bilimsel geçerliliği olmayan yanlış bilgiler de bilinçli olarak gündeme getirilerek bir korku ortamı hazırlamaktadır. Bir yanlış kanı da bu santrallerin bir atom bombası gibi patlama riskidir. Halbuki bu bilimsel olarak imkansız. Çünkü santrallerin yapısı bunun için gerekli koşulları sağlamaz. Atom bombası için uranyum 235 yakıtının %50 ve daha yukarı bir zenginlikte olması gerekir. Pratikte (yada santrallerde) ise bu oran % 5 dir. Zamanla yakıt çubukları içinde oluşan plütonyum da hiçbir zaman binde 7 oranını aşmaz.

Avrupa… Medeniyetin beşiği .. Hala hayallerimizi süslüyor… En azından bilim ve teknoloji alanında. Bilim,sanat,spor gibi alanlarda hala bütün dünyada kabul gören bilgiler üretiliyor. Nükleer enerji santrallerinin hemen hemen tamamı Avrupa, Amerika gibi gelişmiş ülkelerde bulunuyor. Nükleer karşıtlarının iddia ettiği gibi mutlak anlamda zararlı ise bu insanlar bunu düşünemiyorlar mı? Bu dünyanın bir akıllı toplumu biz ve bizim gibi gelişmekte olan ülkeler veya Afrika gibi gelişmemiş ülkeler mi? Eğer mutlak anlamda zararı fazla olsaydı bu demokratik ülkelerde bu vaadle başa gelen iktidarlar bunları ortadan kaldırırdı. Halbuki son Fukişima olayından sonra sadece Almanya’da büyük bir etki olmuş ve hükümet 2025-30 yıllarına kadar göreceli olarak bu santralleri kapatma kararı almış ve kademeli olarak uygulanacağı bildirilmiştir. Dikkat edin Almanya gibi dünyanın en zengin ülkesi bile bir anda bunu bırakamıyor. Belki de ilk seçimde yeni gelecek hükümet bunu ülke menfaatlerine aykırı bularak uygulanamayacak veya göstermelik bazı adımlar atılarak bir dahaki bir kaza haberine kadar unutulacaktır.

Çokça dile getirilen bir iddia da Gelişmiş ülkelerin artık yeni santral inşa etmedikleridir:
Bu iddia aslında nükleer enerji karşıtlarının bir çarpıtması ve maksatlı kullanılıyor. Çünkü gelişmiş ülkeler ihtiyaçları oranında santrali zamanında yapmışlar.Yani şimdi ihtiyaç duymuyorlar. Rusya, Çin, Japonya, Kore ise hızla yenilerini yapıyor ve yapılacakları planlıyor. Gelişmiş ülkelerde enerji ihtiyacı artınca onlar da yenilerini yapacaklardır. Yoksa kesinlikle bu nimetten vazgeçilmiş değildir.
Eğer vazgeçilecek olsaydı önce nükleer kaza yaşayan Ukrayna, Rusya ve Japonya vazgeçerdi. Bazı ülkelerin yeni santral insanlarını durdurmalarının temel sebebi ise ekonomik durgunluktur.Yoksa nükleere karşı olma söz konusu değildir.

Başka bir zihin bulandırıcı iddia da nükleer enerjinin çok pahalı oluşu ve inşasının onlarca sene sürmesi. Bir Nükleer Santral maliyeti 15 milyar dolardır, efsanesinin doğrusu nedir?

1000 MW gücünde nükleer santralin yapım maliyeti 1.7-2.5 milyar dolardır. Kömür ve su santral yapım maliyetleri de benzerdir. Doğalgaz santral yapım maliyeti ise bu değerin 1/3 oranında olup oldukça ucuza mal edilmektedir. Nükleer santral yapım süresi 4-6 yıl arasında değişmektedir. Baraj ve kömür santralleri de bu süreye yakın süreçlerde olabilmektedir. Ancak doğalgaz santral yapımı en kısa olanıdır 1-1.5 yıl arasında bitirilip işletmeye alınabilir. Yapım süreleri açısından nükleer en uzun süreyi almakta olsa da enerji maliyetleri içinde en ucuzu hidrolik, nükleer ve kömürdür. En pahalısı ise doğalgazlı ve petrol santrallerdir. Ayrıca doğalgaz da petrol de dışa bağımlıdır. Bazı kömür santrallerimizde ithal kömürün kullanıldığını da unutmayalım. Ayrıca, nükleer yakıt olan uranyumun da ithal edileceği düşüncesi de tamamen uydurmadır. Çünkü ülkemizde, bizim uzun yıllar ihtiyacımızı karşılayacak kadar uranyum madeni bulunmakta olup azar azar çıkarılıp ihraç bile edilmektedir.

Başka bir iddia da ömrü biten nükleer santrallerin söküm maliyetlerinin kurulumundan fazla olması. Bu da tamamen yanlış.
Ömrü biten nükleer santral söküm maliyetinin uluslar arası bilinen değeri 1000MW için 300 milyon Avro civarıdır. Elimizdeki son maliyet verileri ise şöyledir. 1200MW Alman santrali 400 milyon Avro'ya, 900 MW'lık Fransız santrali de 210 milyon Avro'ya mâl olmuştur. Fransa yaptığı yeni bir söküm projesi ile maliyeti 200 milyon Avro altına indirebileceğini açıklamıştır.

Atom enerjisini atom bombasıyla ilişkilendirecek olursak faydalı bir ürünün insana zarar verecek şekilde kullanılması o nimetin faydalarını ortadan kaldırmaz. Bu tamamen art niyetli insanlarla ilgilidir. Her nimet için (ateş,bıçak,silah) geçerlidir. Ama bu nimetlerin hiçbirinden vazgeçmek akıl karı değildir.

Üstelik gelişmiş ülkelerin nükleer silahlara sahip olup başkalarının sahip olmaması adaletsizliktir. Nasıl ki her ülke tank,top,füze,uçak gibi savaş aletlerine sahip olmak zorundaysa nükleer silah tehdidine karşı da nükleer silah edinme hakkı adalet gerçeği olmalıdır. Fakat bu, herkesin nükleer silaha sahip olmasını istemek anlamına gelmez. Belki elinde bulunduranlar bunları imha etmelidir ki nükleer silahlar yayılmasın.

Greenpeace gibi örgütler gelişmiş ülkelerin bir sözcüsü gibi çok saçma iddialara nükleer santral karşıtlığını toplumun şuuraltına yerleştirmeye çalışmaktadır. Bunlardan biri de nükleer santrallerden sadece elektrik üretiliyor olması.Ulaşım,ısınma,sıcak su gibi günlük ihtiyaçlara cevap veremezmiş. Bu iddia o kadar komik ki sanki insanlar taş devrinde yaşıyor. Kimse elektrikli tren, otomobil, şohben,fırın,soba görmemiş. Elektrik ucuz olduktan sonra yaşamın her alanında kullanılabilir. Ayrıca temiz enerji denen rüzgar, güneş ve su enerjisi ile elektrikten başka ne üretiliyor ki ?

Son olarak şunu da belirtmek gerekir ki gelişmiş ülkeler hem diğer ülkelerin ekonomik olarak gelişmelerini önlemek hem de kendilerine alternatif atom silahları geliştirerek emperyalizmi bitirmelerini önlemek için gelişmemiş ülkelerin nükleere yönelmelerini Greenpeace gibi örgütlerle toplumsal şuurda nükleer korkusu yayarak engellemeye çalışmaktadırlar. Bu durum bazen nükleer silah geliştirme iddiasıyla doğrudan müdahaleye kadar gitmektedir. Bu, emperyalistlerin bir oyunudur. Şimdi, nükleer karşıtları, bu örgütlerin gelişmiş ülkelerde de faaliyet gösterdiklerini söyleyecekler. Ama bunun açıklaması o kadar açık ki! Elbette kendi ülkelerinde de buna izin verecekler. Kendi halklarına açık açık nükleerin gücünü ve dünya hakimiyetlerini ve refah seviyelerini bu şekilde devam ettirdiklerini söyleseler o zaman başka ülkelerin bu gücü elde etmelerini nasıl önleyecekler? O ülkelerdeki toplumsal muhalefeti nasıl saylayacaklar? Bu adamlar aptal değiller. Bizi ahmak yerine koyarak sömürmeye ve gelişmemizi engellemeye devam ediyorlar.

 



Kuran Surelerinin Kimliği

Müzik Dinle

Allah'a çağıran, iyi işler yapan ve ben Allah'a teslim olmuş müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim vardır. (Fussilet 33)

Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz. Hz. Muhammed (S.A)

Bu dünyaya çıplak geldik, çıplak gideceğiz. ( Cervantes)

Kimler yeni

  • NurT
  • ElestIdota
  • handan kavukçu
  • BerkayGüçlü
  • Damdinceren

Kimler çevrimiçi

Şu an 0 users ve 5 misafir ziyaretçi çevrimiçi.

İçerik paylaşımı

İçeriği paylaş

Ana Menü

Secondary links

Anket

FİLİSTİN İÇİN ELİMİZDEN GELENİ YAPIYORMUYUZ?:

En son ağ günlüğü gönderileri