You are hereİslamda Muhalafet Neden Olumsuz Anlam Taşıyor? / Sonuç İslamda Muhalaefet - Nuri YILMAZ
Sonuç İslamda Muhalaefet - Nuri YILMAZ
Geçmiş hadiseleri geri döndürmenin imkanı bulunmadığı için onlar üzerinde faraziye üretmek çoğu zaman faydasız bir uğraştır. Ancak Resulullah ın ashabı hakkındaki aşırı övgü ve yüceltme tavırlarının bir takım gerçeklerin görülmesini engellediğini düşündüğümüz için, bazı olaylar hakkında; başka türlü olamaz mıydı? sorusunu sormak istiyoruz. Çünkü buradan çıkacak sonuçlar gereksiz faraziye olmaktan ziyade muhalefet olgusunun gerekliliği ve faydası üzerine fikirler verecektir.
Mesela; ilk halife seçilirken Kureyşlilik unsuru ön plana çıkarılmasaydı, Hz. Ebu Bekir halife seçilemez miydi?
Mesela, Resulullah tan sonra zekat vermeyi reddedenler irtidat eden kavim kategorisinde değerlendirilmeyip, Hz. Ömer in tavsiyesinde olduğu gibi kendilerinden bir süre zekat alınmasaydı ne kaybedilirdi? Din elden gitmiş mi olurdu? Ümmet parçalanmış mı olurdu? Otorite onarılamaz bir şekilde zarar mı görmüş olurdu?
Hz. Osman değişik zamanlarda kendisine yapılmış olan uyarılara kulak verseydi; makamını, Allah ın giydirdiği elbise gibi görmeseydi; farklı fikirlere açık olsaydı…
Hz. Ali halife seçildiğinde liderliğine itiraz eden Hz. Ayşe, Hz. Talha ve Hz. Zübeyir e karşı otoritesini zorla kabul ettirme (Cemel vakası) yoluna gitmeseydi; geniş tabanlı bir meşruiyet arayışına girseydi…
Kısacası Hülefa-i Raşidin döneminde gerçekleşmiş kritik birçok hadisenin farklı alternatifleri de bulunmaktaydı. Bu alternatifler denenseydi her şey güllük gülistanlık olacaktı demek istemiyoruz. Belki de onlar denendiğinde başka sorunlar ortaya çıkacaktı. Fakat şu ayrımı yapabiliyoruz: O günkü akıl, günün şartları ve algı biçimlerine göre şekillendi. Gün; otoriter yönetimlerin, güçlü sultanlıkların günüydü. Dolayısıyla Müslümanların zihinleri de ister istemez bundan etkilendi. Kritik meseleler; otoriter bir bakış açısı ve zorlayıcı bir tarz ile çözülmeye çalışıldı. Tabii ortaya çıkan sonucun, her halükarda gününün çok ilerisinde bir sonuç olduğunu; hatta beğenmediğimiz Emevi, Abbasi yönetimlerinin bile kendi dönemlerine göre daha adil ve uygar yönetimler ortaya koyduklarını teslim etmemiz gerekir. Ama belli bir dönem ortaya çıkmış olan uygulamaları yüceltmemek ve din ile özdeş hale getirmemek adına, bu gerçeği de görmeliyiz.
Şayet kritik hadiselerde otoriter, baskıcı ve zorlayıcı davranılmayıp, bugünden dönüp bakıldığında görülebilen alternatifler denenmiş olsaydı: İşte o zaman bireylerin hataları toplumu bu kadar etkilememiş olacaktı. Toplum daha açık bir şekilde irade gösterebilecekti. Yaşanan olayların sorumluluğunu üstlenmek ve paylaşmak zorunda kalacaktı. Ve o alternatifler başka olumsuzluklara yol açsa bile; hata tek bir yöneticinin değil, toplumun hatası olacaktı. Yani toplum neye layık ise onunla karşılaşacaktı.
* * *
Halifelerin yönetime gelince söyledikleri sözler ve ifade ettikleri beklentiler, İslam ın özünde; otoriter, yönlendirici ve baskıcı bir tarzın değil, toplumun imtihanını yaşamasına imkan veren paylaşımcı bir tarzın bulunduğunu açık bir şekilde göstermektedir. Nitekim vahyin direktifleri ve Resulullah ın uygulamaları da bu yöndedir.
Resulullah tan sonra küçük küçük ortaya çıkmaya başlayan otoriter yaklaşım, sonradan güçlenerek, İslam düşünce ekollerinin pek çok çoğunun siyaset teorisi (imamet ve hilafet) haline gelse de; bu siyaset teorilerinin Kur an da dayanağı yoktur.
Tam tersi İslam, istişare , iyiliği emir, kötülükten nehiy gibi kavramlar aracılığıyla, olana rıza gösteren değil; daha iyiyi arayan; eksik, kötü ve yanlış olana karşı mücadele veren; muhalefete, yani farklı görüş ve düşüncelere açık bir tavır ortaya koyar.
Bugüne kadar geçen zaman muhalefet, eleştiri ve kontrol mekanizmalarının müesseseleşmesine imkan vermemiştir.
Aslında çok ciddi bir deneme olmuştur.
Birçok ilk e imza atmış olan Hz. Ömer, bu konuda da ileri adımlar atmıştır. Devlet yapılanması içerisinde Divanu l-Mezalim isimli bir denetleme kurumu oluşturmuş, başına da Ensar dan Muhammed b. Mesleme yi getirmiştir.(38) Bu müessese aracılığıyla göreve getirdiği idarecilerin mal varlığını tespit ettirmiş ve servet hareketlerini inceletmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda mal varlıklarında aşırı bir değişme görülen; halka karşı hatalı veya kusurlu davranışlar sergileyen yöneticiler, halife tarafından uyarılmışlardır. Nitekim Mısır valisi Amr b. El-As, görevi esnasında servetinde hızlı bir artış ortaya çıkınca denetlemeye uğramış, sonuçta halife tarafından mal varlığının yarısına el konulmuştur.(39) Aynı şekilde hakkında şikayet oluşan Sa d b. Ebi Vakkas, denetleme sonrası Kufe valiliğinden alınmış, üstelik mal varlığının yarısına el konulmuştur.(40) Tağlib Hıristiyanlarından bir Arap, kendisinden yılda iki defa vergi almaya kalkışan vergi memurunu şikayet etmiş, yapılan incelemenin ardından halifenin emriyle bu uygulama iptal edilmiştir.(41)
Fakat bu kurum sonuçta sistem içi bir denetleme kurumudur. Sistemin kendisini ve başındaki otoriteyi denetleme, eleştirme ve gerektiğinde ona muhalefet etme konumunda değildir. Ne var ki bu haliyle dahi; bırakın geliştirmeyi, sürdürülememiştir bile!
* * *
Bugün insanlık muhalefet olgusunun kıymetini, hiçbir dönemde olmadığı kadar anlamış görünüyor. Oluşan siyasal sistemler ve geliştirilen siyaset teorileri içerisinde, muhalefet kurumunun önemli bir yeri ve değeri bulunmaktadır. İktidar ve muhalefetin, adil bir yönetim için vazgeçilmez iki unsur olduğu fark edilmiştir. Teorisyenler, devlet yapılanması içerisinde bunların nasıl bir kurumsal yapı ile var olacaklarını ve aralarındaki ilişkinin nasıl olması gerektiğini tartışmaktadırlar.
Denemeler ve tartışmalar, teorik olarak adalete yakın sonuçların ortaya çıkmasını sağlıyor ama uygulamaya geçildiğinde adalet üretemiyorlar. Çünkü orada insan hırsları, zaafları devreye giriyor. Gücün ve iktidarın yoldan çıkarıcı etkisi bir şekilde kendisini gösteriyor. Ve bir türlü iktidar gücü dengelenemiyor.
İnsanlığın daha bugün ulaştığı olgunluk seviyesini, İslam 1400 sene önce gündeme getirmiştir. Adil bir siyaset teorisinin hangi temeller üzerine oturması gerektiği konusu, Müslümanlar için bir zihin kabuğunun kalınlığı kadar ötededir. Otoriter ve baskıcı kadim siyaset teorilerinin zihinlerde oluşturduğu kabuğu kırmayı başardıkları an o gerçeklerle yüz yüze geleceklerdir.
Sadece Müslümanlar için değil,
Adaletsizlik ve zulümle her geçen gün daha da yıpranan insanlık için de ihtiyaç olan budur.
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun



