You are hereİstikbal İslam'ındır - Seyyid KUTUB / Tehlike Feryatları
Tehlike Feryatları
Dr. Alexis Carrel, Arapçaya tercümesi orta büyüklükte, 376 sahifelik, “İnsan Denen Meçhul” adlı bir kitap yazdı. Kitap yürürlükte olan medeniyetin, insana ait önemli özellikleri öldürdüğü gerekçesiyle ve tabi kanunlara aykırılığı nedeniyle beşer neslini tehdit eden bu uygarlığın tehlikesine karşı ikaz çağrısında bulunmakta, dinlemeyenlerin cezasız kalmayacağını, ayrıca bugünkü “ilmin” insan gerçeğini henüz kavramaktan aciz kaldığını ilan etmektedir.
Biz, bu ifadeden, bu tehlikeden kurtarma için yapılan feryatlardan ve bu kötü tehlikenin bertaraf edilmesi için ileri sürülen tavsiyelerden bazı parçalar alacağız.
“Bu kitabın hedefi, herkese, zamanımızda yaşadığımız kainatla ilgili bir takım bilgiler edinme hak ve salahiyeti vermektir. Uygarlığımızın zaafını anlamaya başlamış bulunuyoruz. Bugün birçok insan modern toplumun kendilerine verdiği peşin bilgilere esir olmaktan kurtulmaya çalışıyor. Bu kitabımı işte onlar için yazıyorum. Bu kitabı, -kendilerinde sadece akli, siyasî ve sosyal bazı değişikliklerin yapılmasının zaruri olduğunu idrak etmeleri için değil- aynı zamanda makine medeniyetinin yıkılıp yerine insanî ilerlemenin sağlanması için bir düşünce tarzının gerektiğini kavramaya yeterli cesareti olanlar için yazdım.” (Önsöz s. 11-12)
“Çağdaş uygarlık kendini zor bir durumda bulmaktadır. Çünkü o ilmî keşif hayalleri, insanların aşırı arzuları, vehimleri, görüşleri, eğilimleri altında doğmuş olduğu ve bu medeniyet, yaratılış karakterimizin gerçek yönlerinden habersiz olarak kurulduğu için bizim bünyemize uymuyor. O, bizim zoraki gayretlerimizle ortaya çıkarılmasına rağmen bizim bünyemize ve şeklimize uygun değildir.” (s. 38)
“Teknolojik hayat düzenlenirken fabrikaların; işçinin fizyolojik, aklî yapısı üzerinde yapacağı tesirler, tamamen ihmal edilmiştir. Çünkü günümüzün teknolojisi, bir şahıs veya bir kaç şahısın en fazla malı elde edebilmeleri gayesiyle, en az külfetle en çok üretim prensibi üzerinde kurulmuştur. Çağımız endüstrisi makineleri yöneten beşer karakteri düşünülmeden, fabrikada çalışmak zorunda olan insanlar ve onların nesli üzerinde yapabileceği etkiler hiç nazara alınmadan geliştirilmiştir.” (s. 40)
“Her şeyin ölçüsünün insan olması gerekirken, vakıa bunun tam tersinedir. İnsan, icat ettiği makineler aleminde gariptir. Çünkü o, karakterine uygun bilgilerle donatılmış olmadığı için kendi başına dünya işlerini tanzim edemiyor. Bundan dolayı insanlığın içine düştüğü felaketlerden birisi de,- cansızlar üzerinde kaydedilen bilgilerin, hayat ilimlerine nazaran çok daha göz kamaştırıcı bir tarzda gelişmiş olmasıdır. Aklımız ve buluşlarımızın yaratmış olduğu ortam takatimiz ve bünyemize uygun değildir. Biz hakikaten ahlaken ve aklen çökmek üzere olan şanssız bir toplumuz. Teknolojik açıdan en fazla kalkman ve ilerleyen topluluk ve milletler, zayıflamaya en çok yüz tutan topluluklar ve milletler olup, diğer milletlerden ve topluluklardan daha süratle barbarlık ve kargaşalığa döneceklerdir. Fakat onlar bunu idrak edemeyeceklerdir. Çünkü ilmin bu toplumların etrafında yaptığı düşmanca saldırılara karşı onları koruyabilecek bir şey yoktur. İşin doğrusu bizim medeniyetimiz de kendisinden önceki medeniyetler gibi hayat için, yaşamayı imkânsız bir hale getiren belirli şartları meydana getirmiştir. Bunun sebepleri, henüz anlaşılmamıştır. Çağdaş şehirlerde yaşayan kimselerin sıkıntı ve ızdırapları siyasi, ekonomik ve sosyal sistemlerinden kaynaklanmaktadır.” (s. 44)
“Biz, mekanik buluşların çokluğundan hiç bir yarar sağlayamadık. Tabiat, astronomi ve kimya dalındaki bu pek çok buluşlara yenilerini eklemek için daha fazla gayret göstermemize gerek yoktur. Esasında gerçek ilmin bize doğrudan doğruya hiç bir zararı yoktur. Fakat, onun aldatıcı güzelliği akıllarımıza hükmetmeye, madde aleminde düşüncelerimizi köleleştirmeye başlayınca o artık tehlikeli olur. Bundan dolayı insanın artık kendi nefsine, aklî ve ahlakî aczinin sebeplerine önem vermesi gerekir. Medeniyetimizin büyüklüğü ve çapraşıklığı sebebiyle bizim aczimiz ondan yararlanmaya mani olduktan sonra, rahatın, konforun, güzellik ve manzaraların çokluğunun ne yararı vardır? Hakikaten, ahlakî çöküntümüze yol açtıktan sonra insana has en güzel varlıkları mahvettikten sonra hayatın gelişmesi için en küçük bir gayret bile sarf etmemeliyiz.” (s. 60)
“İnsan, genetik karakterlerinin, içinde yaşadığı ortamın ve modern toplumun kendisine empoze ettiği yaşama ve düşünme alışkanlıkların bir sonucudur. Bu alışkanlıkların insanın duygu ve düşüncelerini nasıl etkilediklerini anlatmıştık. Teknolojinin insanın çevresinde yarattığı muhite göre onun kendi şahsiyetini oluşturmasının imkansız olduğu ve böyle bir ortamın insan şahsiyetinin çözülmesini sebep olduğunu öğrendik. İlim ve teknoloji insanın bu durumundan sorumlu değildir. Suçlu olan yalnızca biziz. Çünkü biz, yasak olanla olmayanı ayırt etmeyi öğrenemedik. Tabii kanunlara karşı geldik. Böylece en büyük günahı, hiç bir zaman cezasız kalmayan bir günahı işledik. İlim dininin ve endüstriyel kaidelerin kuralları, biyolojik gerçeklerin baskısı karşısında yenik düşmüş bulunuyoruz. Hayat yasak topraklara girmek, isteyenlere daima aynı cevabı veriyor. O, kendisinden bir şey isteyen kimseyi güçsüz kılar. Bundan dolayı medeniyetimiz yıkılmaya yüz tutmuştur. Çünkü cansız madde ilimleri bizi, bize ait olmayan ülkelere sürüklemiştir. Onların bize arz ettiği hediyeleri körü körüne kabul ettik. Bu medeniyetin etkisiyle fert daralmış, ihtisaslaşmış, ahlaksız, geri zekâlı, kendi kendini ve müesseselerini idare etmekten aciz bir duruma gelmiştir.” (s. 322)
“Uygar milletlerin, akıllarına üç asırdan beri hükmeden bu doktrinin pençesinden kendimizi kurtarmamız şüphesiz güç olacaktır.
Öyleyse ilmî medeniyetin, gelişme asrından beri yürüdüğü yolundan vazgeçmesi ve cansız maddeleri basite alır bir tutum içine girmesi lazımdır. Böylece derhal çok garip olaylar meydana gelecektir.
Madde hâkimiyetini kaybedecek, akli faaliyetler, fizyolojik faaliyetlere eşit olacak, ahlaki vazifeler ve dini kuralların öğrenilmesi, matematik, fizik ve kimya kurallarının öğrenilmesi gibi zaruri olacaktır.
Eğitim araç ve gereçleri yetersiz görülecek, okullar ve üniversiteler programlarını değiştirmek zorunda kalacaklardır.
Sağlık bilginleri, akla, sinirsel bozukluklara değil de, neden sadece organik hastalıklara ihtimam gösterdiklerinden, ayrıca ruh sağlığına neden tam ve mükemmel bir şekilde özen göstermediklerinden hesaba çekileceklerdir. Yine bulaşıcı hastalıklardan dolayı, hastaları, karantinaya alırken, aklî ve ahlakî hastalıklar saçan hastaları neden karantinaya almadıklarından sorulacaklardır. Neden bedensel sağlığa zararlı alışkanlıkları zararlı alışkanlıklar saydıkları halde, insanları, fesada, suça, deliliğe sürükleyen alışkanları zararlı alışkanlık saymadıklarından dolayı yargılanacaklardır.
İktisatçılar, insanoğlunun düşünen, anlayan ve üzülen bir varlık olduğunu ve bundan dolayı onlara iş, yemek ve istirahattan başka şeylerin de verilmesi gerektiğini, onların fizyolojik olduğu kadar ruhi ihtiyaçlarının da bulunduğunu idrak edeceklerdir. Yine onlar, iktisadî ve malî sıkıntıların sebeplerinin manevî ve fikrî olabileceğini de anlayacaklardır.
Ve biz, büyük şehirlerin barbar şartlarını, fabrika ve büro azgınlıklarını, ekonomik fayda uğruna büyük manevî değerlerin feda edilmesini kabule zorlanmayacağız. Yine, insani gelişmeleri zorlaştıran mekanik buluşlardan da kaçınmamız gereklidir.
Ekonomistler, her şeyde nihai söz sahibi olarak görünmeyeceklerdir.
İnsanın maddi bakımdan hürriyetine kavuşması olayı, hayatımızı birçok yönleriyle altüst edeceği, kesin bir hakikat olduğundan dolayı çağdaş toplum görüşlerimiz doğrultusundaki bu gelişmeye bütün gücüyle karşı koyacaktır.” (s. 329-331) “Bununla birlikte her ne olursa olsun maddenin başarısızlığının ruhî bir tepkiye yol açmaması için gerekli ihtiyatı tedbirleri almalıyız. Çünkü teknoloji ve maddeye mahkûmiyet başarılı bir sonuç vermeyince ruhun ve maddenin başarısı da olmayacaktır. İnsanlar, zıt atmosferi, zıt fikri görüşleri seçmek için büyük bir düşkünlük hissederler. Psikolojinin tek başına hâkimiyeti, fizyoloji, tabiat ve kimyadan asla daha az tehlikeli olmayacaktır. Freud, tarafgir mekanik bilgilerin meydana getirdiği zarardan daha büyük zararlar meydana getirmiştir. İnsanı sadece aklî yönüyle ele almamız, onu sırf tabii yönüyle kimyevi yapısı ile ele almamız gibi tehlikelidir. İnsanın kandaki alyuvarlar, akyuvarlar ve protoplazmanın yakılabilmesi dengesi vs. gibi maddi yapısını mutlaka incelediğimiz gibi onu, rüyaları, şehevi arzuları, ibadetini psikolojik etkileri ve kelimelerin hatıraları yönleriyle de incelememiz kaçınılmazdır. Ancak ruhun madde ile değiştirilmesi maddi kalkınmanın işlediği hayatı düzeltmeyecektir. İnsanın maddeden uzaklaştırılması, akıldan uzaklaştırılmasından daha zararlı olacaktır. Ancak kurtuluş, bütün görüşlerden kaçınmakla mümkün olacaktır.” (s. 331-332)
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun



