Kuran ışığında İslam


Sırları ile öldü

31 Temmuz 1932'de Belçika'da yapılan Dünya Güzellik Yarışması'nda, oylama bile yapılmadan birinci ilan edilen Keriman Halis, 99 yaşında öldü... Keriman Halis'i birinci ilan eden jüri başkanı;

“Bugün Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz. Çünkü bugün İslamiyet bitmiştir, onu bitiren Avrupa'dır!.. Müslüman kadınların temsilcisi, bugün mayo ile karşımızdadır... Oylamaya gerek yok, onu kraliçe seçeceğiz” demişti.

1932 yılında Cumhuriyet gazetesinin düzenlediği “güzellik yarışması”nda birinci seçilen, ardından Belçika'da Avrupalı jüri tarafından “dünya güzeli” seçilen Keriman Halis Ece 99 yaşında dünyaya gözlerini yumdu. Keriman Halis'in ölümü, Türkiye'de uzun yıllardır tartışılan tepeden inmeci modernleşme hareketini ve bu süreçte yaşanan acıları, aşağılık komplekslerini bir kez daha gündeme getirdi.

Türkiye'nin ilk dünya güzellik yarışması birincisi Keriman Halis Ece, yıllardır herkesin merak ettiği yüzlerce soru işaretini cevaplandırmadan 99 yaşında dünyadan ayrıldı. Keriman Halis bugün İstanbul'da toprağa verilecek.

SIRLARIYLA GÖÇTÜ

31 Temmuz 1932'de Belçika'nın Spa kentinde düzenlenen, orijinal adı “International Pageant of Pulchritude” olan Uluslararası Güzellik ve Zarafet Yarışması'nda ilk kez jürinin oylama yapmadığı, jüri başkanının oylamaya geçilmesine izin vermeden Keriman Halis'i birinci ilan ettiği ve siyasi mesaj yüklü oldukça tartışmalı bir konuşma yaptığı, dünyada ve Türkiye'de uzun yıllar yazıldı çizildi.

Hatta bu iddialar, Japonya'da bir dönem “Keriman Halis Olayı” adı altında okullarda ders olarak okutuldu.

ELEŞTİRİLER KONUSUNDA KONUŞMADI

Büyük Tehlike: Mezhepçilik !

Avrupa mezhep savaşları yaşadı.Binlece insan telef oldu. İslam dünyasını bekleyen büyük tehlike. Yüzyıl sürecek mezhep savaşları! Batı şimdi bu oyunu sahneye koydu ve oynamaya başladı. Oyunun merkezi Irak'tan başlıyor. Pakistan, Afganistan ve tüm İslam dünyasına yayılıyor. Devletlerin gündemlerini oluşturmaya başladı.

Bizim cahil müslümanlar mezhebi din zannediyor. Başka mezhepten olanları sanki başka bir dinden imiş gibi görüyor.Her ne kadar bunu söylemese de tarafgir tavırlar bunu sergiliyor.

Kuran'a çok saygı duyan ve göbek altından şağıda tutmayan müslümanlar ne zaman şu şuculuk, buculuğu bırakıp da Kuran'nı anlamaya çalışacaklar. Allah'ın ipi Kuran'a sarılmadıkça bu oyuna çok kolay geleceğiz gibi gözüküyor. Allah bize mezhepten sormayacak ama mezhepçilik yapanlar hesap veremeyecekler.

Mezhepli olmamamız doğal ama mezhepçi olmamız olmamız bizi asabiyetçi yapar. Bu da bizi dinin dışına doğru iter. Müslümanların birbirine düşmesine kapı aralamak büyük sorumluk ve vebal yükler.

1618’de Avusturya imp. II. Ferdinand yukarıda bahsettiğimiz Katolikliğin kaybolan itibarını sağlamak üzere başlattığı hareket kısa zamanda büyüyüp gelişmiş ve tarihte meşhur “30 yıl savaşları” (1618-1848) olarak bilinen ve Avrupa’yı kasıp kavuran binlerce kişinin öldüğü kanlı mezhep savaşlarına sahne olmuştur.

Ey Dünya Müslümanları! İslam dünyasının zalim ve zorba idarecilere karşı uyandığı ve ayalanıp kendine geldiği bir dönemde batının bu kirli oyununa gelmeyelim. Bu konuda hassa olalım, mezpçi tavır ve konuşmalara pirim vermeyelim. Bu oyunu bozalım. Müslüman feraset sahibidir, unutmayalım.

NÜKLEER ENERJİ ve GELİŞMİŞLİK

NÜKLEER ENERJİ ve GELİŞMİŞLİK

Enerji, kısaca iş yapma yeteneği olarak tanımlanır. Enerji, hayatımızın vazgeçilmez bir ihtiyacıdır. Evlerimizdeki çamaşır ve bulaşık makinelerinden, buzdolabı, bilgisayar, telefon ve aydınlatmaya kadar uçaklardan otomobillere kadar her teknolojik ürün enerji sayesinde hayat bulur ve medeniyetin temeli de budur. Bunların yanında üretim tesislerinin, fabrikaların çalışması da enerjiyle mümkündür.
Fakat enerji elde edilmesi çok kolay ve ucuz değildir. Pratik olarak hayatımızda kullandığımız elektrik enerjisi üç farklı şekilde elde edilir. Bunlar : 1) su gücünden. 2) fosil yakacaklardan 3) nükleer santrallerden

Bir toplumun nüfusunun artması, sanayileşme ve şehirleşme enerji ihtiyacını arttırır. Özellikle sanayi üretiminde büyük miktarlarda enerji kullanılması gerekir.
Türkiyemiz malesef enerjide % 70 dışa bağımlı olup nüfus artışı sanayi üretimi artışıyla bu oran her yıl daha artmaktadır. Petrol, doğalgaz, kömür gibi enerji kaynaklarını Rusya, İran, Irak gibi ülkelerden temin ediyoruz. 2011 Haziran verilerine göre yıllık 50 milyar dolar enerjiye para ödüyoruz. Yıllık ihracatımızın 110 milyar dolar olduğu düşünülürse ihracatla kazandığımızın yarısını enerji bedeli olarak ödüyoruz ve bu yüzden dış ticaret açığı veriyoruz. Dış ticaret açığı demek ihtiyaç duyduğumuz ithal ürünleri ancak borçla almak anlamına geliyor. Bu para bulunamadığında ise döviz fiyatı yükselip ekonomik krizler yaşanıyor. Bir zamanlar 1-2 milyar dolar için IMF’ye yalvardığımız kriz zamanlarını herkes bilir.
İşte enerjideki dışa bağımlılığı azaltmak hem ekonomi hem stratejik olarak çok önemli. Bunun tek yolu ise atom enerjisine sahip olmaktan geçiyor.

Online Kuran-ı Kerim

Bu sayfadan kuranı online dinlyebilir, okuyabilir, melainden anlayarak takip edebilirsiniz.

Cemaat liderleri ve diktatörlük!

Cemaat Diktatörlerinin Psikanalizi / Hamdi TAYFUR

Bu iki ifade bir arada kullanılabilir mi?

Atasoy Müftüoğlu “manevi diktatörler” diyerek ifadeyi çok daha fazla genelleştiriyor; küçük cemaat gruplarından çıkartıp topluma şamil kılıyor.

Manevi baskılarıyla pek çoklarının akıllarına prangalar vuran ve kalplere kurdukları tahtlarda küstahça oturmaktan iflah olmaz derecede zevk alan bu diktatörlerin, kapalı cemaat topluluklarında küçük iktidarlara oynayan cinslerini “cemaat diktatörleri” olarak isimlendirmek çok da yanlış olmasa gerek…

Oysa liderliğin doğru örneği Muhammed Peygamberi, Allah Kur’an’da anlatırken onun davete muhatap insanlar üzerinde bir “Musaytır” (88/22), yani bir baskıcı, diktatör veya elindeki satırı sallayarak insanlara zorla daveti veya kendi isteklerini kabul ettiren bir zorba olmadığını/olmaması gerektiğini söylemektedir.

İşte bu yazıda -önce grup ve cemaatlerin ortaya çıkma sebeplerini kısaca ortaya koyduktan sonra- kapalı grup ve cemaatlerde boy veren bu tip liderlerin psikolojik alt yapılarını birazcık deşmeye ve cemaat bireylerinin zihin yapılarında ve nefislerinde oluşturdukları inanılmaz ifsadı irdelemeye çalışacağız. Bu yazının devamında -bir sonraki sayıda- cemaat ve kapalı grupların genel niteliklerini yapısal özellikler olarak tespit edip, bunların bireylerin zihinsel ve manevi dünyalarında oluşturduğu menfi tesirleri tahlil edeceğiz.

Kendileri de aslında geniş katılımlı birer grup olan toplumların içindeki cemaatler ve grupların varlığı, çok eski tarihlere uzanan sosyolojik bir vakıadır. Sosyoloji; toplumu, toplumların oluşumu ve değişimini inceleyen ve nesnel yasalarını saptamaya çalışan bir bilim dalıdır. Genel anlamda toplumların oluşumu, değişimi ve bu değişimde esas olan prensiplerle, toplumların yapısının ürettiği problemlerin insan aklı üzerindeki etkileri önemli bir husustur.

Sohbet - Sohbet Etmek - Muhabbet

Asya Dernegi - Mustafa İslamoğlu

İnsanlar artkk birbirlerini anlamaz hale geldiler. Hep görmek istiyor, hep hareket istiyor. Şu anda internet ve chat yaygınlaştı.

İnsan sohbet sırasında sadece sesi algılamaz, ses tonları, tebessümler, jest ve mimikler, yüzler, gözler, gonüller konuşur. Frekanslar uyum sağlarsa bambaşka bir ortam olur.

Gürültüye alıştık, sessizligi unuttuk.

Sohbet yureğin kulaktan daha fazla duyduğu bir ortamdır.

Seslerin rengi vardir. Sesleri tonlarindan taniriz. Sohbet ayni zamanda boyadir. Sohbet seslerin boyası.

Arapçada aynı şeyi paylaşmak demektir. Aynı seye üzülerek veya gülerek bir paylaşma ortamı oluşmaktadir.

Birbirimizi iyiye ya da kötüye boyuyoruz.

İslam Günümüz Dünyasına Ne Öneriyor?

Anonim hale gelmiş bir hikayeye göre adamın biri, hava karardıktan sonra sigara almak niyetiyle sokağa çıkar. Tam o sırada, bir sarhoşun kullandığı frenleri bozuk bir araba, çarparak onu öldürür. Kazanın olduğu yer bir virajdır ve yolun o bölümü bozuktur. Soru şudur: Bu olayda adam hangi nedenden dolayı ölmüştür? Cevap verenin durumuna bağlı olarak, birbirinden farklı ve zıtlık ölçüsüne varan cevaplarla karşılaşabiliriz. Olayda taraf olanlar, ön kabulleri veya önyargıları bulunanlar ve olayın tümünü bilmeyip sınırlı bir çerçeveden bakanlar, hep farklı cevaplar vereceklerdir. Hatta “tarafı” veya “açısı” değişen kimselerin yorumlarını da değiştirdiklerine sıklıkla şahit olabiliriz. Başlıkta sorduğumuz soru da, bu örnekteki duruma benzer. Aslında çözümü zor olmaması gereken bir mesele; herkes kendi meşrebinin ve mezhebinin gözlüğüyle baktığı ve bir taraf gibi davrandığı için bir türlü çözülemez. Zıtlıklara varacak ölçüde birçok farklı cevap ortaya çıkar. İşin ilginç tarafı, meşrebini veya mezhebini değiştiren bir kimse, bu defa aynı hararetle o fikrin savunuculuğunu yapar. Aynı hararetle diğer görüşleri eleştirmeye ve dışlamaya devam eder. Bu durum biz Müslümanların, bin yılı aşkın süredir devam eden kadim problemlerinden birisidir. Ama artık devam etmemesi gerekiyor. Bugün insanlık, güçlerin ve değerlerin yeniden şekilleneceği tarihi anlardan birisinin eşiğinde bulunmaktadır. Son iki yüz yıldır dünyaya yön veren Batı değerleri, arkasında kötü bir miras bırakarak iflasın eşiğine gelmiştir. Sorunlara çözüm üretememekte, problemleri çözememekte ve en önemlisi bizzat kendisi birçok sorunun ve problemin kaynağı haline gelmiş bulunmaktadır. Yeni arayışların başladığı bugün insanlık, İslam’a en fazla ihtiyaç duyduğu tarihi anların birisinden geçmektedir. Oysa Müslümanlar, insanlığın sorunlarına çözüm üretemiyorlar. Bugünün dünyasına bir şey öneremiyorlar. “İslam” diye sahiplendikleri düşünceler, bugünün diline ve bugünün ihtiyaçlarına yabancı.

Kürt Meselesi Ve İslam

KÜRT MESELESİ VE İSLAM

Yıllardır üzerine fikir yürütülen bir mesele olarak yazılan, söylenen şeylerin sayısı o kadar artmıştır ki bu fikirler meseleyi çözmekten çok işin içinden çıkılamaz, karışık hale getirmiş izlenimi uyandırmaktadır. Meselenin temel dinamiklerinin kısa açık ifadelerle tespiti durumun anlaşılmasını ve nihai çözüm fikirlerine ulaşılmasını kolaylaştıracaktır.

1. Tespit : Sorun var mı?

Bir yanda onlarca yıldır şehit olan yüzlerce gencecik insan, geride yetim kalan gözleri yaşlı çocuklar, dul eşler, bağrı yanık analar; öbür yanda, yoksulluk ve şiddetin içinde çaresiz ve umutsuzca ömürleri tükenen insanlar…

Bir yanda batı karşısında geri kalmış İslam aleminin lider olma potansiyeline sahip Türkiye’yi dünyanın sayılı ekonomik güçleri, müreffeh toplumları arasına sokabilecek yüzlerce milyar dolarlık ekonomik kayıplar, diğer yanda yalnız ekonomisiyle değil yaşayış biçimiyle de İslam’ı dünyaya örnek olarak tanıtacak bir toplumun her gün şiddet, anarşi, saldırı, baskın, gösteri, ölüm haberleriyle tahammül sınırlarının tükenmesi ve hayata bakışının karamsarlaşması…

Ateş olmayan yerden duman çıkmaz misali ortada sorun olduğu aşikar. Toplumun maddi, manevi imkanlarını kurutan, kangren olma noktasına gelen, gelişmeye ayak bağı olan bu sorunun daha fazla zaman kaybetmeden çözülmesi gerektiği ortadadır.

2. Tespit : Hastalığın sebeplerinin teşhisi.

Yapılan konuşma ve uygulamalara bakılarak terör yapanların nihai hedefi milliyet esasına dayanan özerk veya bağımsız bir devlet kurulması olduğu görülür.

Dünyadaki Misyonumuz - Malik B. Nebi

Öğrenci kardeşlerim!
Bu ziyarette konuşma yapma fırsatım olacağını düşünmüyordum. Fakat beni sizlere takdim eden şu genç, tatlı diliyle beni öyle bir yakaladı ki, konuşma yapmamak gibi bir seçeneğim kalmadı. Konuşma için belli bir hazırlık yapmamış, hatta zihnimde özel bir konu belirlememiş olsam da, aklına gelen meseleyle ilgili görüş açısını arkadaşlarıyla paylaşan bir genç veya önüne çıkan fırsatı çocuklarına faydası olur ümidiyle öğüt vermek için kullanan bir baba gibi konuşmaya çalışacağım. Doğrusu öğüt ancak yaşanan gerçekliğin ruhundan doğduğu zaman fayda verir. Peki, bugün yaşadığımız gerçeklik nedir?
Bu sorunun cevabını taşıyan sesin gönüllerinizden, hepimizin gönüllerinden yükseldiğini duyar gibiyim: Bugünkü gerçekliğimiz, birinci derecede Cezayir halkının özgürlük ve bağımsızlık uğrunda verdiği mücadeledir. Bu ziyaretimde hakkında konuşabileceğimiz en cazip konu bu gibi görünüyor. Çünkü konuştukça ruhlarımız titriyor, akıllarımız ve kalplerimiz bu şanlı mücadele önünde saygıyla eğiliyor. Fakat böylesine yakından izlenen bir başlık hakkında yapacağım konuşma, bildiklerinize yeni bir şey eklemeyecek gibi görünüyor. Bu düşünce de beni, konuşmak için başka bir gerçekliğe itiyor. Yapacağım konuşma, ilk konuyu da kayıtlara geçirecek bir konuşma olacak. Çünkü insanlığı bekleyen geleceğe dair konuşacağım.
İnsanlık İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yeni bir çağa girmiştir. Bu yeniçağda her halk, diğerleri arasındaki yerini görebilmek için sahip oldu imkânları seferber etmek zorunda olacaktır. Bu da bizi, önümüze çıkan bir soruyla karşı karşıya bırakmaktadır: Bu yeni dünyada İslam toplumları olarak bizim kısmetimiz nedir?
Kaldığınız bu yurda geldiğim anda belki radyo dinliyor, Kahire, Londra, Washington veya Moskova gibi merkezlerden gelen haberlere kulak veriyordunuz. Belki de o an başımızın üzerinden dünya çevresini günde on kez turlayan uydulardan biri geçiyordu.

Zekatla İlgili Mühim Bir Soru

Satın alınan ev için zekat gerekmediği halde ev almak için biriktirilen para zekata tabi midir? Eğer zekata tabi ise hikmeti nedir?

Bu konudaki yaygın görüş şudur: Sayısı ve niteliği ne olursa olsun, ticaret yapma amacı taşımamak şartıyla ev, zekata tabi değildir. Fakat ev almak için biriktirilen paranın ise nisap miktarına ulaşmışsa zekatının verilmesi gerekir.
Bunun yanında daha az olmakla beraber ikinci olarak, ev almak için biriktirilen paraya zekat düşmez, görüşünde olanlar da vardır. Bu görüşe göre beş tane evi olan birisi, bunlar için zekat vermediği gibi ev almak için zorlukla para biriktiren biri de biriktirdiği paranın zekatını vermez. Böylece para biriktirip de henüz ev alamayan biri adaletsizliğe uğramamış olur.

Zekatla ilgili bu ikinci görüş nefsin de devreye girmesiyle suistimale açık gibi görünmektedir. Her ne kadar, adaletsiz gibi görünen, birçok evi olan birisinin zekat vermemesine karşılık ev için biriktirilen paraya zekat düşmesi durumunu ortadan kaldırıyor gibi görünse de bu görüş doğru kabul edilirse, birikim yapılan bütün paralar için aynı şey düşünülüp hiç kimse birikiminden zekat vermez. Çünkü her birikimin ev almak için yapıldığı yorumuna ulaşılır. Eğer hüküm sadece ilk ev için geçerlidir, dense o zaman üç beş tane evi olana zekat düşmemesi durumu yine izahsız kalır.

Bu konudaki ilk görüş, İslam alimleri arasında yaygın olarak kabul görmüştür. Yani kaç tane olursa olsun eve zekat düşmezken ev almak için de olsa birikim yapılan paraya zekat düşer. Bu görüş, zenginlik penceresinden bakılarak adaletsiz bir uygulama gibi görülebilir. Hem sayısı olarak çok, hem nitelik olarak lüks olan evlerin para değeri çok olmasına rağmen bunlara zekat düşmemesi, ama belki bunlara kıyasla on kat, yüz kat daha az olan birikmiş paraya zekat düşmesinin hikmeti olarak paranın yastık altında biriktirilip ekonomiden çıkarılmasını önlemek olduğu belirtilmektedir.

 



Kuran Surelerinin Kimliği

Müzik Dinle

Allah'a çağıran, iyi işler yapan ve ben Allah'a teslim olmuş müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim vardır. (Fussilet 33)

Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz. Hz. Muhammed (S.A)

Bu dünyaya çıplak geldik, çıplak gideceğiz. ( Cervantes)

Kimler yeni

  • NurT
  • ElestIdota
  • handan kavukçu
  • BerkayGüçlü
  • Damdinceren

Kimler çevrimiçi

Şu an 0 users ve 2 misafir ziyaretçi çevrimiçi.

İçerik paylaşımı

İçeriği paylaş

Ana Menü

Secondary links

Anket

FİLİSTİN İÇİN ELİMİZDEN GELENİ YAPIYORMUYUZ?:

En son ağ günlüğü gönderileri