Devletin Dini Adalet Olmalıdır, Ama Nasıl? - Haydar ÖZTÜRK

Müslümanlar arasında “hâkimiyet”in kaynağı konusunda
tartışma olmaz. Bunu kimse tartışmamaktadır.
Ancak tartışılan konu, bu hâkimiyetin yeryüzünde
nasıl temsil edileceğidir.
Mustafa İSLAMOĞLU

Adaletin ikame edilmesi gereken en şümullü alan, yönetimdir. İslam nazarında yöneticilik, insana tevdi edilen emanetlerden biri, hatta en mühimidir. Hangi seviyede olursa olsun, avantaj gibi görünen yöneticilik bu itibarla insanın omuzlarında ağır bir yüktür. Peygamber Efendimiz (s), devlet başkanından evdeki hizmetçiye kadar her seviyedeki yöneticinin idare ettiklerinden mesul olduğunu bildirmiştir (Buharî, Cuma 11). Yönetimde adalet ise, Mü'min idareci için en büyük vazifedir. Kur'an-ı Kerîm'in, "Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adalete uygun tarzda hükmetmenizi emreder.

Kainat Kitabını Okumak

Kainat Kitabını Okumak

Bir an başınızı yerden kaldırıp göğe çevirerek, göğün lime lime dağılmış bulutlar ile, saf saf uçan kuşlar ile süslü güzel yüzüne bakın. O güzelim tablo, ne de güzeldir! Ya bulutsuz bir gecede ışıl ışıl yanan gök kandillerinin bayramını seyre ne demeli?
Ama gün olur, gece olur, günler geceye eklenip ay olur, aylar olur da, başımızı yerden kaldıramayız nedense. Yerden yani, işimizden gücümüzden, gündelik meşgalelerden, borçtan, alacaktan, "Şunu alsaydım keşke, bunu satsam"lardan...
Ve biz göğe bakmadıkça, gök bizden küser, uzaklaşır. O bizden uzaklaştıkça, biz dipsiz bir yer kuyusuna iner dururuz. Sonunda mutsuz çehreler, huzursuz evler, sancılı kalpler, dertli başlar dolar dünyamıza. Şu güzel dünya, biz o meşgalelere daldıkça kararır, soğur, asıklaşır. Bir zindan olur. Hatta, bir nevi cehennem oluverir.
O meşgalelerin, o gündelik küçük hesapların ötesinde, ötelerde bizi bütün ruhumuzla kucaklayan bir sır olmalı ki, ötelerin ve bu yerin Sahibi, Kur’ân’ıyla bizi oraları seyre çağırıyor. Başımızı onlara; o kuşlara, bulutlara, yıldızlara çevirelim istiyor. "Çevir gözünü semaya" diyor. "Üstlerinde kanat açıp kapayarak uçan kuşları görmüyorlar mı?" diye haber gönderiyor. Sonra, "Yeryüzünde seyahat edin" diyor. "Seyahat edin" yani, kabuğunuzu kırın, yarattıklarımı görün, seyredin, düşünün. "Şüphesiz, bunda iman eden bir kavim için nice deliller ve ibretler vardır" diyor sonra. "Allah size delillerini gösteriyor" buyuruyor.

İslam Ahlakı

İSLAM AHLAKI

Bil ki dünya din yolunun konaklarından bir konak, Allah’a giden yolda bir uğrak ve yolcuların azıklarını almak için çölün başında kurulmuş bir pazardır. Dünya ve ahiret iki halden ibarettir. Ölümden önce olana sana yakın olduğu için dünya denir. Ölümden sonra olana da ahiret denir. Dünyaya gelmekten maksat ahirete azık hazırlamaktır. Çünkü insan başlangıçta basit ve noksan yaratılmıştır. Ancak maddesindeki kabiliyet ile kemal kazanıp meleklik suretini kalbinde nakşetmeye muktedir olur. Böylece Allahu Teala’nın huzuruna layık olur. Bu da onun Allahu Teala’nın cemalini görüp cennet-i ala ve en son saadete kavuşması demektir. İnsan bunun için yaratılmıştır. Ancak basiret gözü açılıp Allahu Teala’nın cemalini idrak etmeye liyakat ve kabiliyet hasıl olmadıkça O’nun cemalini görmek mümkün değildir. Bu derece de ancak marifet ile elde edilebilir. Bu sebepten insan su ve toprak alemine gönderildi ve Allahu Teala’nın acayip işlerini bilmek için Allahu Teala’yı bilmenin anahtarı yapıldı. İnsanın duyguları da Allahu Teala’yı bilmenin anahtarı yapıldı. Duygular da ancak su ve toprak alemine gönderildi ki yolculuk azığını tamamlasın. Kendini ve kainatı bilmekle Allahu Teala’yı tanısın.

Kötü Ahlakın Tedavisi

Kötü ahlakı terketmek isteyen için yalnız bir yol vardır: O da arzu ettiği şeylerin tersini yapmaktır. Zira şehveti, karşı koymaktan başka bir şey yok edemez. Her şey zıddı ile yok olur. Nitekim sıcaklıktan ileri gelen hastalığın ilacı, soğukluktur. Öfkeden meydana gelen hastalığın ilacı da, soğukkanlılık ve sükunettir. Büyüklenmenin ilacı, alçak gönüllülüktür. Cimrilik pisliğinin ilacı da cömertliktir. Bütün huylar böyledir.
O halde iyi işleri adet edinende, güzel ahlak meydana gelir. Şeriatın iyi işleri emretmesinin hikmeti de budur. Zira iyi işler yapmaktan gaye, kalbi çirkin şekilden iyi şekle çevirmektir. İnsanın zorlanarak zamanla adet edindiği her şey, artık onun tabiatı, huyu olur.

ALLAH SEVGİSİ NASIL ELDE EDİLİR?

ALLAH SEVGİSİ NASIL ELDE EDİLİR?

1. İman-Niyet : Ahiret âlemi, ruhlar âlemi ve Allah'ın cemâlini görmek âlemidir. «Nefsini temizleyen kurtuldu.» (Şems sûresi, âyet: 9)
2. Kalbi Temizleme : Allah’ı sevmenin birinci şartı, dünyadan yüz çevirip, kalbini dünya sevgisinden temizlemektir. Bu ise zühd ve takva ile olur.
3. Amel: Allah'ın marifetini tahsiletmek, tohum ekmek gibidir. Sonra devamlı olarak zikirle meşgul olmak, o tohumu sulamak gibidir.
Marifetin kemâlini (tam bilgiyi) elde etmenin iki yolu vardır:
Birincisi, tasavvufçuların yoludur. Bu, mücahede ve devamlı zikirle kalbi temizlemektir.
İkincisi, marifet ilmini öğrenmektir. Marifet ilminin başlangıcı Tefekkür ile Allah Teâlâ’nın acaip işlerini görmektir. Bu ise, Kur'an ve kainat kitabını okuyarak yani tabiat ilimlerini öğrenerek Allah'ı isim ve sıfatlarıyla tanımakla olur. Bunda bir sınır yoktur. Çünkü Allah'ın varlığı sınırsızdır.
4. Şart: İnsanların su ve topraktan meydana gelen bedene alâkası ve dünya arzularıyle ilgilenmesi müşahedeye mani olup marifete mani değildir. Bedene olan alaka ve arzularla ilgilenme kalkmadan Allah’ın cemâli görülemez.
5. Ahiretteki Durum: Belki herkesin müşahedesi ve lezzeti marifet miktarı kadar olur. Tam saadet olan müşahedeye marifet kâfi değildir. Belki Allah sevgisi de gereklidir. Allah sevgisi de kalbi, dünya sevgisinden temizlemekle olur.
Tasavvufun esası dünyanın güzelliklerinden yüz çevirmek, mal, mülk, mevki, şan, şöhret gibi dünya zevklerinden kalbini ayırarak Hakk’a yönelmek, ibadete ve taate sarılmak, zikir, tefekkür, riyazet ve mücahede ile nefsi terbiye etmektir.
Zikir : Tasavvufi yaşayışın temel unsurlarından biridir. Pek çok ayet ve hadiste emir ve tavsiye edilmiştir. “Ey iman edenler! Allah’ı çok zikrediniz!” (Ahzab 33/41), Allah rasulüne, “Cennet bahçeleri nedir?” diye soruldu. “Zikir meclisleridir.” Buyurdu.

KAİNATIN YARATILIŞ HİKMETİ

KAİNAT, İNSAN ve İSLAM

AMAÇ, SEBEP

Kainatın ve insanın yaratılış sebebi Allah'ın kendini(isim ve sıfatlarını) ve sanatını göstermek, tanıtmak istemesi; böylece kendi özgür iradesiyle görmeden, gaybda iman edip Allah'a yönelen, ibadet ve taat eden ve onu tanıyıp seven gönülleri; ilim, ibadet ve mücahede yoluyla ahlaken olgunlaşan kullarını ortaya çıkarmak istemesidir. "Eğer biz dilemiş olsaydık her nefse hidâyetini verirdik." (Zariyat, 56) ayeti niteliği bize meçhul olan irade temelli bir yaratma olduğunu ifade eder.

İslam'ın tasavvuf anlayışına göre “Ben, gizli bir hazineydim. Tanınmak istedim." hadisi varlığın yaratılış sebebini bildirir. Bu istemenin karşılığı muhabbet, tanınmasının karşılığı marifettir. Buna göre yaratmanın kökünde ve temelinde muhabbet(kendi zatına olan sevgi) ve marifet(bilme, tanıma) vardır.
Buna göre Allah(c.c.), hüsn-ü mutlak yani kusursuz, mutlak güzeldir. Güzelliğin yapısı kendini görmek ve göstermek ister. İşte, Cenab-ı Hak, kendi sonsuz, kusursuz güzelliğine duyduğu aşktan dolayı kendini göstermek, mahlukatının gözüyle de görmek ve kendi iradeleriyle gaybda görmeden, isim ve sıfatların tecellilerine, yani kainata bakarak kendisine yönelip bu mutlak güzelliğe gönül verip sevmelerini murat etmiş ve kainatı bu ana hikmet gereği yaratmıştır.
Her güzellik ve maharet sahibi, bu güzelliğini, eserlerini, sanat inceliklerini hem kendi gözüyle görmek ve hem de başkalarının nazarıyla o eser ve sanatına bakmak ister. Cenâbı Hak da, kendi sonsuz cemâl ve kemâlini görmek ve mahlûkatına göstermek hikmetiyle, bu kâinat sergisini açıp antika sanatlarını orada dizmek istemiştir.
Eşyada görünen güzellikler ve mükemmellikler, Cenâbı Hakk'ın isimlerine aittir ve o isimlerin tecellileridir. Madem o isimler bâkidir, devamlıdır ve cilveleri dâimidir. Elbette onların nakışları yenilenir, daha güzel bir şekilde âlem-i bâkide tazelenir.
Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de bunları şöyle ifade etmiştir:

Yolsuzluk ( Ümmetin Hastalıkları ) - Yaşar Değirmenci

Veylünlil mütaffifîn"Eksik ölçüp noksan yapan hilekârlara yazıklar olsun!"

Sûreye adınıveren mutaffifîn kelimesi "alırken dolgun, tam, satarken ise eksik ölçenler”demektir.
Yolsuzluklar artık şekil değiştirmiş, terazi ve diğer elektronik tartı aletleri, yerlerini; masa başı hırsızlıklara, kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklara, ihaleye fesat karıştırmalara, belirli makam ve mevkilere gelerek nüfuz kullanmaya terk etmiş, insanların gözüne baka baka onları aldatmanın her çeşidi yaygınlık kazanmıştır. Üstelik bunu yapanlar, çok maharetli bir iş yapıyormuş gibi davranıp, ‘ahlakın gücü’ yerine ‘gücün ahlâkı’nı ikame etmişler, sonra da hak-hukuk tanımayıp, kendi insanına dahi zulmün her çeşidini yapar hale gelmişlerdir. Yolsuzlukların her türlüsüne bulaşanlarda, şefkat-merhamet kalmamış, acımasız bir insan tipine bürünmüşler, ‘hedefe ulaşmak için her yol mubah’ çizgisinde hareket ederek zalim olup çıkmışlardır. Dünya menfaatlerine gömülmeleri, lükse israfa düşkünlükleri, refahı tercih eden yaşayışları, onlara Allah’ı unutturmuş bilerek veya bilmeyerek başkalarının hakkını gasp eden, yolsuzluk yaparken bile utanmayan ‘yüzsüzler güruhu’ oluşmuş, irtikap ettikleri cürümler ‘vakıayı âdiye’den sayılmış, hesaba çekilip cezalandırılacaklarıyerde, hâlâ itibar görmüşlerdir. Mazlumlara da bu yolsuzları, ‘mutlak âdalet’in tecelli edeceği o ‘hesap günü’ne havale etmekten başka çareleri kalmamıştır. Bu‘ölçü ve tartı’ya hile karıştırıp yolsuzluk yapanların fikri yapıları,‘dindarlık sembolleri’ onları frenleyememiş, hırs ve ihtiraslarının kurbanıolmuşlardır. Suret-i haktan görünerek muhataplarını aldatma sanatları geliştirmişlerdir.

Toplam Hadis Sayısı

Hadislerin sayısı konusunda doktora yapan ve bunu bir kitap halinde yayınlayan Doç. Dr. Mustafa Karataş, Peygamberimiz döneminde rivayet sahasında dolaşan hadis sayısının 5.000’den (beş yüz değil, beş bin) fazla olduğunu söylemenin mümkün olmadığı sonucuna varmıştır. Tabii ki bu sayı tekrarsız hadisler için verilmiş bir sayıdır. Karataş, bu sayının tekrarları ile birlikte Kütüb-i Tis’a* denilen meşhur dokuz hadis kitabında 10.000 civarında olduğunu, sahabe ve tabiin sözleri de dâhil tekrarsız toplam hadis sayısının 30.000′i geçmediği kanaatindedir.

Aklı meşgul eden bir dizi sorunun cevabı

Aklı meşgul eden bir dizi sorunun cevabı :

1. Allah mutlak güç sahibi ise ve merhameti gazabını geçmiş ise insanların çoğu neden cehenneme gidecek?

2. Dünyada bu kadar çok zulüm olması ile veya vahşi tabiatta av ile avcı hayvanlar arasında nahoş durumların var olması ile Allah'ın varlığı, merhameti çelişir mi?

3. Allah kalpleri mühürler mi? Hidayeti Allah'ın vermesi adil midir?

4. İmtihan dünyasına gelişimizin bize sorulmaması adaletsizlik midir?

5. Kalu Belada evet denmesini niye hatırlamıyoruz?

6. Nuh tufanında gemideki canlılar hariç dünyadaki diğer bütün canlılar ölmüş müdür?

7. Hz. Adem ve Havva hikayesi mantıklı mı?

8. Taş Devri yaşanmış mıdır? İlk insanlar ilkel ve vahşi miydi?

1. Allah mutlak güç sahibi ise ve merhameti gazabını geçmiş ise insanların çoğu neden cehenneme gidecek?

Evvela şunu belirtmek gerekir ki Allah bazı insanları cehennem için yaratmamıştır. Aksine cehennemi adaletin gereği olarak bazı insanlar için yaratmıştır. Mesela, devletler hapishane yapar, ama bu hapishaneleri bazı insanlar içeriye tıkılsın diye yapmaz. Suç işleyen insanlar için adalet gereği yapar. Suç işleme kişilerin özgür iradelerine bağlıdır. Ceza ise hak edene verilir ve adaletin ve merhametin bir gereğidir. Çünkü nice mazlumun hakkının zayi olmaması için zalimin cezasını görmesi gerekir. Zalime merhamet, mazluma merhametsizliktir. Çünkü zalim, başkasına olduğu kadar kendisine de zulmetmiş olur.

Usame için papatya falı -Senai Demirci

Usame için papatya falı

Usame öldü. Çünkü “Usame’yi öldürdük” diyenler öyle inanmamızı istiyor. Biz de öyle diyelim. Koroyu bozmayalım: “Usame öldü.” Anlaşılan o ki Usame imajını diriltenler bundan böyle “ölü Usame” imajı ile çalışacaklar.

Usame ölmedi. Usame bir tasarımdır. İnşa edilmiş bir imajdır. Barış dini İslam’ı savaş dini olarak görmek ve göstermek isteyenler için Usame imajı işe yaramıştır. Usame imajı milyonlarca kez çoğaltılarak sarıklı, cübbeli, sakallı adamların eli silahlı ve nezaketsiz insanlar olduğu fikri zihinlere yerleştirilir. Aynı fikir “Usame öldürüldü” haberiyle de diriltilecek ve ayağa kaldırılacaktır.

Usame öldü. Usame’nin hayatta olup olmadığı kimseyi ilgilendirmiyor. Usame’nin ölü olması, Usame imajıyla üretilen sözüm ona “İslamî terör”ü bitirmeyecek. Usame’nin diri olması da, kendini Usame düşmanlığı üzerinden var eden şer cephesini yok etmeyecek. Varlığı ile yokluğu birbirine denk olan Usame zaten ölüydü.

Usame ölmedi. Çünkü Usame üzerinden üretilen “terör” bu defa “Usame öldürüldü” üzerinden daha şiddetle üretilecek. (Bakınız: Pakistan, ölen 80 masum Müslüman). Demek ki ölü Usame diri Usame’den daha çok can yakacak…

Usame öldü. Çünkü “Usame öldü “diye üretilen yeni şiddet dalgası, daha şiddetli, daha acımasız, daha kitlesel ABD saldırıları için haklı gerekçeler üretecek. (Bakınız: Tasarlanmış 11 Eylül’e karşılık en az Irak ve Afganistan’da milyonlarca can!)

Usame ölmedi. Usame içimizde. Çünkü ABD yeni Usame imajlarına ihtiyaç duyuyor. İslamî nezaketin temsilcisi Mevlânâ, Batı kaynaklı metinlerin çoğunda özellikle ve öncelikle “sufi” ya da “Farisî” kimliği ile öne çıkarken, Usame Bin Ladin isminin hemen önünde, açıkça “Müslüman terörist” unvanı yer alır. Duyarlı bir şairi “Müslüman” diye anmaktan kaçınan Batılı kolektif bilinçaltı sadece “terörist”e “Müslüman” olmayı yakıştırıyor. Demek ki “Müslüman” diye anılacak yeni terörist tasarımları “içimizde”.

GÜNAHLAR KARŞISINDA MÜMİN

GÜNAHLAR KARŞISINDA MÜMİN

İnsan, isteyerek veya istemeyerek bir günah işleyebilir. Hatta bir adım daha ileri giderek, daha büyük günahlara bulaşmış olabilir. Hatta pişman olduğu halde bu tür günahları birkaç defa daha işlemiş olabilir. Bu noktada şeytan tekrar devreye girip o insana şunları söylettirebilir: “Ben bittim. İflah olmam artık. Allah beni affetmez. Ben dünyanın en rezil insanıyım. Olan oldu, boş ver gitsin.”
Aslında bu ifadeler şeytanın öldürücü darbelerinin en büyüğüdür. Ümitsizlik vermek onun en sinsi silahıdır. Onun en sevmediği şeylerden biri de kulun günah işledikten sonra tövbe edip Rabbi'ne yönelmesidir. Tövbe, günahlar karşısında bir yenileme ve iç onarımdır. Tövbeyle Rabbimizin gazabından lütfuna, hesabından rahmet ve inayetine sığınırız.
Efendimiz bir hadislerinde şöyle buyuruyor: "Allah kulunun tövbesinden sonsuz derecede memnun olur, sevinç duyar. Şöyle ki, bir insan çölde yolculuk yapıyor. Bütün azığı, eşyası ve suyu üzerinde olan devesi onu bırakıp kaçıyor. Adam sağa-sola koşuşup devesini arıyor; fakat sonunda yorgun ve ümitsiz bir halde bir ağacın altında uyuya kalıyor. Gözlerini açtığında bir de ne görsün; devesi, üzerindeki eşyasıyla beraber başucunda durmaktadır. Adam sevincinden öyle hale geliyor ki, Cenab-ı Hakk'a şükrederken yanlışlıkla, 'Ben Senin rabbin, Sen de benim kulumsun' diyor. İşte tövbe eden kulu karşısında Rabbimizin ferah ve sevinci bu adamınkinden daha fazladır." (Buhari, Daavat 4)
Günahlarda ısrarcı olmadan onu hemen temizleme önemlidir. Günahlardan duyulan pişmanlık, aslında tövbenin kendisidir. Bu konuda "Günahından tövbe eden hiç günah işlememiş gibi olur" mealindeki Allah Resulü'nün müjdesi içimizi aydınlatıyor. (İbn Mace, Zühd 30)

Reklam

İçeriği paylaş