MAUN SURESİ

"Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla Gördün mü o dine yalan diyeni? İşte yetimi itip kakan odur. Yoksulu doyurmaya teşvik etmez. Fakat yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, kıldıkları namazlarından habersizdirler. Onlar gösteriş yaparlar. Yardım etmekten (sadakadan) sakınırlar."

Kur’an-ı Kerim’in yüz yedinci suresi. Yedi kısa ayetten meydana gelen bu sure, küfür ve iman hususunda geçerli olan anlayışı kökünden değiştirebilecek güçte gerçekleri ele almaktadır. Bu din gösteriş ve şekil dini değildir. İbadet ve hareketlerdeki samimiyete ve feragate büyük önem veren İslam, bu samimiyetin salih amele ve yeryüzünü imar eden bir dinamizme dönüşmesini emreder. Ayrıca bu din, muhtevası bir birinden ayrı bölük-pörçük gerçeklerden oluşmuş bir din de değildir. İnsan onun bir kısmına uyup bir kısmını terkettiği takdirde görevini yapmış sayılmaz. Bu din mütekamil bir nizamdır. İbadet ve mükellefiyetleri iç içedir. Ferdi ve içtimai emirleri birbirini destekler. Hepsinin de gayesi insanları yüce bir hedefe yöneltmektir. İnsan, diliyle müslüman olduğunu, bu dini tasdik ettiğini söyleyebilir; namaz da kılabilir; namazın dışındaki diğer hükümleri de yerine getirebilir. Bütün bunları yaptığı halde, yine de gerçek imandan ve gerçek tasdikten uzak, hem de çok uzak kalabilir. Çünkü bu gerçeklerin bazı alametleri vardır ki, onlar bu imanın varlığının delilidir. Bu alameti taşımadan insan ne kadar diliyle söylerse söylesin, ne kadar ibadet ederse etsin, gerçek imana ve gerçek tasdike eremez. Asr suresinde de belirtildiği gibi, iman gerçeği bir kalpte yer edince o kalp o anda harekete geçer ve salih amel şeklinde de imanın varlığını gösterir. Sureyi iki kısımda ele almak mümkündür: a) Yetimin hakkını yiyen, ona babasından kalan mirası vermeyen, ayrıca bir yetim, çaresizlik içinde ona gelince onun ihtiyacını karşılamadan onu itip kakarak kovan ve yoksulun açlığı ile ilgilenmeyen kimselerin durumu şiddetli tehdit ifade eden bir üslupla bize bildirilmektedir. b) Kıldıkları namazdan gafil olanlar ve gösteriş için namaz kılanların ahiret gününde karşılaşacakları acıklı azab vurgulanıyor: “Vay o namaz kılanların haline, ki onlar, kıldıkları namazdan habersizdirler; onlar gösteriş yaparlar” (4,5,6). Bu namaz kılıcılar, nifak içerisinde bulunan tiplerdir. Onların kıldıkları namaz zahiri bir şekilden ibaret kalmaktadır, kalplerinde hiç bir manevi iz bırakmamaktadır. Onlar görünürde namazlarını kılarak, müminlerden görünmek suretiyle bir takım dünyevi menfaatler elde etmek isterler. Onlar için namazını dosdoğru kılan, salih insanlar denmesi, hoşlarına gider. Allah’a değil de, kendi nefislerine tapınmış olurlar. Bu tiplerin, inanan insanları kandırmaları mümkündür. Çünkü İslam, zahire göre hüküm vermeyi emreder. Kalplerde olanı ise, yalnız Allah Teala bilebilir. İşte kalpleri nifakla dolu olan bu insanların en önemli özeliklerinden biri, Allah Teala’nın şu sözü ile ifade edilir: “Onlar başkasına en ufak yardımı esirgerler” (7). Bu sure, ibadetlerin görünüşlerinin Allah indinde bir değerinin olmadığını, ibadetleri ifa ederken onların hakikatlarını yaşamanın ve yalnız Allah için yapmanın gerekliliğini tebliğ etmektedir. Ömer TELLİOĞLU