cennet

warning: Creating default object from empty value in /home/islamisi/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

n/a

n/a

n/a

Şeytanın Sistemi

Kuran ahlakından uzak olan insanlar hayatlarını cahiliye toplumunun kurallarına göre yaşarlar. Bu yaşam tarzına öylesine kapılırlar ki, içinde bulundukları şeytani sistemin verdiği zararın farkına bile varamazlar.
Bu tür insanlar çocukluklarından itibaren kendilerine empoze edilen ortak bir karaktere bürünürler. Olaylara bakış açıları, verdikleri tepkiler, konuşma tarzları, espiri anlayışları hemen hemen birbirinin aynıdır. Toplumda kabul gören fikirlere, siyasi görüşlere ya da akımlara, sırf kabul edilebilmek adına kolaylıkla kapılıp, aslında ne olduğunu bilmediği fikirleri savunur hale gelirler. Çoğunluğa uyma psikolojisiyle hareket eden bu insanlar farkında olmadan şeytanın tuzağına düşerler. Çoğunluğun kabul ettiği herşeyin doğru olduğuna inanarak, düşünmeye ve akletmeye gerek duymazlar ve kolaylıkla istenilen yere çekilebilir hale gelirler. Böylece şeytan amacına ulaşır ve sistemi çok daha rahat işler. Allah Kuran'da çoğunluğa uyanlarla ilgili olarak şöyle bildirmiştir: '' Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle yalan söylerler.'' (En'am Suresi, 116)

Küfrün Her Anı Acıdır

İnkarcı için dünya ve ahiret hayatının her anı acıdır. Fıtrat olarak Rabb'ini bilip tanımaya ve imana yatkın yaratılan insan, şeytanın telkinlerine ve nefsinin tutkularına aldandığı, dünya hayatının çekici süslerinin ardında hırsla koştuğu için sıkıntı içinde yaşar. Allah ona yakınken o yüz çevirir; bu yüzden henüz dünya hayatında azabı başlar.

Seçimimizi Bir An Önce Yapalım

Zamanın hızla ilerlediğini farkedebilmek için şöyle geriye dönüp bakalım. Uzun yıllar geçmesine rağmen herşey sanki dün yaşanmış gibi gelir insana. Çocukluk yılları, okul heyecanı, evlilik ya da hayatımızın dönüm noktası olan diğer olaylar.. Hepsinin üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen herşey yeni gibidir hafızamızda..

‘Nasıl geçti bunca yıl anlamadım’ dediğimiz olmuştur mutlaka. Peki bu kadar çabuk geçen bir ömrü nasıl değerlendiriyoruz? Allah’ın rızasını gözeterek mi, nefsimizi doyurmaya çalışarak mı?

Hayatın sadece bu dünyayla sınırlı olduğunu düşünen insan ‘anı yaşayıp’ hayatın tadını sonuna kadar çıkarmak ister. Amaç sadece kendini mutlu etmektir. Allah’ın rızası ya da yasakları nefsinin kölesi olmuş bir insan için önemli değildir. Kuran’da ‘..nefis, -Rabbimin kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir..’ (Yusuf Suresi-53) buyrulmaktadır. Nefis insanı Allah’tan uzaklaştıran, dünyevi zevklerle oyalayan, ancak bir türlü insanı tatmin etmeyen, hep daha fazlasını isteyen, insana acı veren bir virüs gibidir. Bu virüs insanı ömür boyu bırakmaz. Her an onu yeni hastalıklara ve huzursuzluklara sürükler. Bu hastalığın ilacı ise vicdandır. Sadece vicdan sahibi bir insan nefsinin kışkırtmalarına karşı Allah'a sığınarak kendini korur. Hem bu dünyada hem ahirette huzuru ve mutluluğu yaşayacak olanlar vicdanına uyanlardır. Hayatı boyunca nefsini doyurup Allah'ı unutanlar ise sonu gelmeyen bir azaba sürüklenirler. İki dünyaları da ızdırapla geçer.
Bu noktada hayatın bizler için ne ifade ettiğini düşünmelim.

Dünya boş bir amaç için mi yaratıldı? Biz neden varız ve nereye gidiyoruz? Hayat ve ölüm nedir? Zaman bu kadar çabuk geçiyorsa yaşadığımız anın anlamı ne? Allah’ın varlığına gereği gibi iman ediyor muyuz? O’nun emirlerine uyuyor muyuz? Bu soruları kendimize soralım ve cevaplarını vicdanımızda sorgulayalım. Şeytanın varlığını unutmadan, bizi Allah’ın yolundan saptırmasına izin vermeden…

Ahiret Ayetleri

İnsanlardan öyleleri vardır ki: “Biz Allah’a ve ahiret gününe iman ettik” derler; oysa inanmış değillerdir. (2/8)

Şüphesiz, iman edenler(le) Yahudiler, Hıristiyanlar ve sabiiler(den kim) Allah’a ve ahiret gününe iman eder ve salih amellerde bulunursa, artık onların Allah katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (2/62)

İşte bunlar, ahireti verip dünya hayatını satın alanlardır; bundan dolayı azabları hafifletilmez ve kendilerine yardım edilmez. (2/86)

De ki: “Eğer Allah katında ahiret yurdu, başka insanların değil de, yalnızca sizin ise, (ve) doğru sözlüyseniz, öyleyse hemen ölümü dileyin.” (2/94)

Ve onlar, Süleyman’ın mülkü (nübüvveti) hakkında şeytanların anlattıklarına uydular. Süleyman inkâr etmedi; ancak şeytanlar inkâr etti. Onlar, insanlara sihri ve Babil’deki iki meleğe Harut’a ve Marut’a indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: “Biz, yalnızca bir fitneyiz, sakın inkâr etme” demedikçe hiç kimseye (bir şey) öğretmezlerdi. Fakat onlardan erkekle karısının arasını açan şeyi öğreniyorlardı. Oysa onunla Allah’ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar veremezlerdi. Buna rağmen kendilerine zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı. Andolsun onlar, bunu satın alanın, ahiretten hiçbir payı olmadığını bildiler; kendi nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kötü; bir bilselerdi. (2/102)

Allah’ın mescidlerinde O’nun isminin anılmasını engelleyen ve bunların yıkılmasına çaba harcayandan daha zalim kim olabilir? Onların (durumu) içlerine korkarak girmekten başkası değildir. Onlar için dünyada bir aşağılanma, ahirette büyük bir azab vardır. (2/114)

Kıyamet Sahneleri

Güneş görüldüğü zaman, yıldızlar kararıp döküldüğü zaman dağlar yürütüldü zaman, on aylık gebe develer salıverildiği zaman, vahşi hayvanlar bir araya toplandığı zaman, denizler kaynatıldığı zaman, nefisler eşleştiği zaman o diri diri toprağa gömülen kıza “hangi günah yüzünden öldürüldü” diye sorulduğu zaman, defterler açılıp yayıldığı zaman, gökyüzü perdesini araladığı zaman, cehennem alevlendirildiği zaman, cennet yaklaştırıldığı zaman, her can ne hazırlayıp sunduğunu bilir. (Kuran 81/1-14)
İşte ogün kişi kardeşinden, anasından, babasından, eşinden, ve oğullarından kaçar. Ogün onlardan her birinin başı sıkışıktır yüzler vardır ki , pırıl pırıl, şen şakrak. Yüzler vardır ki, ogün toz toprak kararmış, geceye dönmüş. (Kuran 80/34-41)

Samimi İman

Samimiyet ve içtenlik, kişinin güvenilir ve saygın olmasına vesile olan çok önemli bir özelliktir. Samimi olan insanlar hayatlarının her alanında bu güzel ahlakı sergileyerek topluma örnek olurlar.

Samimiyetsiz insanlar ise çevreye güven telkin etmediği gibi, kendisine her zaman kuşku ile bakılan, ahlakından hiçbir zaman emin olunamayan kişilerdir. Bu karaktere sahip insanlar, İslam ahlakının gereği olan samimiyeti sosyal yaşamlarında hayata geçiremedikleri gibi, dini vecibelerini yerine getirirken de tam olarak yaşayamazlar.

Etrafımızda Allah'a inandığını dile getiren çok sayıda insana rastlarız. Ancak bu kişilerin çoğu Allah'a iman etmenin gereklerini yerine getirmekte gereken titizliği göstermezler. Allah kullarını, Kuran'ı Kerim'de bildirdiği emir ve yasaklara uymaları konusunda uyarır. Faizden, zinadan, yalandan, fitneden uzak durmalarını öğütler. Namaz kılmak, oruç tutmak, sabır ve tevekkül sahibi olmak gibi pek çok ibadeti kararlılıkla uygulamamızı emreder. Buna rağmen samimi olarak iman etmeyen insanlar, bu emir ve yasakları uygulamak konusunda umursamaz davranırlar. Menfaatlerine uygun olmayan bu yaşam tarzı onlara zor ya da sıkıcı gelir. Çünkü daha fazla ve daha kolay para kazanmak için faiz yemek, nefislerini tatmin etmek için zinaya yaklaşmak, mecbur kaldıklarında yalan söylemek çıkarlarına daha uygun gelir. Namaz kılmak, oruç tutmak gibi farz olan ibadetleri ise vakit bulamadıklarından, ileriki yıllara ertelediklerinden ya da önemini yeterince kavrayamadıklarından yerine getiremezler.

Kuran Ahlakının Getirdiği Güzellikler

Allah'ın varlığına inanan bir insanın ilk yapması gereken, Yaratıcısı'nın emir ve yasaklarını öğrenmektir. Allah'ın razı olacağı ahlakı, davranışları, yaşam biçimini, emir ve yasaklarını öğrenebileceği en önemli kaynak ise Kuran’ı Kerim’dir.
Vicdanına uyan insan, Allah’ın Kuran’da bildirdiği sınırları koruyarak yaşar. Ahirette hesabını vereceğini bildiği için Allah’ın razı olmayacağı davranışlardan uzak durur. Rüşvet, kumar, kıskançlık, hırsızlık, cinayet, zina gibi Kuran ahlakına uymayan eylemlere yaklaşmaz.
Dini yaşamayan toplumlarda ise insanlar her türlü ahlaksızlığa açık hale gelir. Dinsiz bir toplumda öncelikle aile kavramı ortadan kalkar. Aileyi oluşturan bağlılık, sevgi, saygı ve sadakat gibi değerler tamamen yok olur. Aile kurumunun zarar görmesiyle de toplum çökmeye başlar. Dinsiz toplumlarda kimse kimseye saygı, sevgi ve merhamet duymaz.
Kuran ahlakının yaşanmasının insan hayatı için çok önemli faydaları vardır. Yeryüzünde yaşanan tüm olumsuzluklar, savaşlar, zulümler ancak bu güzel ahlakın yaşanmasıyla çözüme kavuşur.
Devlet Sistemine Faydaları:
İtaat Kuran’da sıkça geçen bir konudur. Kuran ahlakına sahip bir insan devletine karşı itaatli ve saygılı olur. Böylece devlet sistemi düzenli işler.
Allah korkusu olan insanlardan oluşan bir toplumda adli olaylar neredeyse tamamen sona erer. Anarşi, terör, bozgunculuk, cinayet gibi olaylarla uğraşmak zorunda kalmayan devlet, bütün gücünü ülkenin içte ve dışta kalkınması ve güçlenmesi için harcar. Bunun sonucunda da güçlü bir devlet ortaya çıkar.
Eğitime Sağladığı Faydalar:

Reklam

İçeriği paylaş