You are herecehennem
cehennem
Şimdi Çıkış İçin Bir Yol Var mı?
Cehennem... Allah'ın "Saik", "Kahhar", "Cebbar", "Muntakim" isimlerinin sonsuza dek tecelli edeceği mekan. İnkarcılara karşı öfke, nefret ve istekle dolu. Sabırsızlıkla intikam almayı bekleyen, delicesine insana susamış, öfkesinin şiddetinden adeta parçalanan özel yaratılmış bir mekan. Allah'ın adaleti gereği var olan, Allah'ı ve ayetlerini yalanlayanları kahredecek olan sonsuz azap dolu mekan.
Ahiret Ayetleri
İnsanlardan öyleleri vardır ki: “Biz Allah’a ve ahiret gününe iman ettik” derler; oysa inanmış değillerdir. (2/8)
Şüphesiz, iman edenler(le) Yahudiler, Hıristiyanlar ve sabiiler(den kim) Allah’a ve ahiret gününe iman eder ve salih amellerde bulunursa, artık onların Allah katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (2/62)
İşte bunlar, ahireti verip dünya hayatını satın alanlardır; bundan dolayı azabları hafifletilmez ve kendilerine yardım edilmez. (2/86)
De ki: “Eğer Allah katında ahiret yurdu, başka insanların değil de, yalnızca sizin ise, (ve) doğru sözlüyseniz, öyleyse hemen ölümü dileyin.” (2/94)
Ve onlar, Süleyman’ın mülkü (nübüvveti) hakkında şeytanların anlattıklarına uydular. Süleyman inkâr etmedi; ancak şeytanlar inkâr etti. Onlar, insanlara sihri ve Babil’deki iki meleğe Harut’a ve Marut’a indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: “Biz, yalnızca bir fitneyiz, sakın inkâr etme” demedikçe hiç kimseye (bir şey) öğretmezlerdi. Fakat onlardan erkekle karısının arasını açan şeyi öğreniyorlardı. Oysa onunla Allah’ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar veremezlerdi. Buna rağmen kendilerine zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı. Andolsun onlar, bunu satın alanın, ahiretten hiçbir payı olmadığını bildiler; kendi nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kötü; bir bilselerdi. (2/102)
Allah’ın mescidlerinde O’nun isminin anılmasını engelleyen ve bunların yıkılmasına çaba harcayandan daha zalim kim olabilir? Onların (durumu) içlerine korkarak girmekten başkası değildir. Onlar için dünyada bir aşağılanma, ahirette büyük bir azab vardır. (2/114)
Toprak ve Yürek İşgalleri
Topraklarımızın işgal edilip yer altı ve yerüstü zengilliklerimizin talan edilmeleri bizi okadar korkutmamalı. Eğer yürekler işgal idilmeyip imanlar tahrif ve tahrip edilmemişse, gün gelir , devran döner, kaybedilenler geri alınır, yıkılanların yerine daha iyileri yapılır.
Fakat yürekler işgal edilmiş, imanlar tahrif ve tahrip edilmişse işte asıl felaket budur. Bu gerçeği iyi bilen müstekbirler ordulardan, silahlardan çok imandan korkuyorlar.
Allahım! Bedenlerde imanın iktidarı kurulmadan, topraklarda imanın iktidarı kurulamaz. Bedenlerde imanın iktidarı yıkılamaz. Bireyden ümmete ulaşan yolda imanın iktidarını gerçekleştirip şeytanların iktidarını yerle bir edecek güç ver. İnsanı imansız, imanı insansız bırakacak insanın ebedi mutluluğuna engel olup cehenneme (cehenneme yuvarlayan) zulüm odaklarını kökten kurutsunlar.
M. İSLAMOĞLU
Samimi İman
Samimiyet ve içtenlik, kişinin güvenilir ve saygın olmasına vesile olan çok önemli bir özelliktir. Samimi olan insanlar hayatlarının her alanında bu güzel ahlakı sergileyerek topluma örnek olurlar.
Samimiyetsiz insanlar ise çevreye güven telkin etmediği gibi, kendisine her zaman kuşku ile bakılan, ahlakından hiçbir zaman emin olunamayan kişilerdir. Bu karaktere sahip insanlar, İslam ahlakının gereği olan samimiyeti sosyal yaşamlarında hayata geçiremedikleri gibi, dini vecibelerini yerine getirirken de tam olarak yaşayamazlar.
Etrafımızda Allah'a inandığını dile getiren çok sayıda insana rastlarız. Ancak bu kişilerin çoğu Allah'a iman etmenin gereklerini yerine getirmekte gereken titizliği göstermezler. Allah kullarını, Kuran'ı Kerim'de bildirdiği emir ve yasaklara uymaları konusunda uyarır. Faizden, zinadan, yalandan, fitneden uzak durmalarını öğütler. Namaz kılmak, oruç tutmak, sabır ve tevekkül sahibi olmak gibi pek çok ibadeti kararlılıkla uygulamamızı emreder. Buna rağmen samimi olarak iman etmeyen insanlar, bu emir ve yasakları uygulamak konusunda umursamaz davranırlar. Menfaatlerine uygun olmayan bu yaşam tarzı onlara zor ya da sıkıcı gelir. Çünkü daha fazla ve daha kolay para kazanmak için faiz yemek, nefislerini tatmin etmek için zinaya yaklaşmak, mecbur kaldıklarında yalan söylemek çıkarlarına daha uygun gelir. Namaz kılmak, oruç tutmak gibi farz olan ibadetleri ise vakit bulamadıklarından, ileriki yıllara ertelediklerinden ya da önemini yeterince kavrayamadıklarından yerine getiremezler.
Kuran Ahlakının Getirdiği Güzellikler
Allah'ın varlığına inanan bir insanın ilk yapması gereken, Yaratıcısı'nın emir ve yasaklarını öğrenmektir. Allah'ın razı olacağı ahlakı, davranışları, yaşam biçimini, emir ve yasaklarını öğrenebileceği en önemli kaynak ise Kuran’ı Kerim’dir.
Vicdanına uyan insan, Allah’ın Kuran’da bildirdiği sınırları koruyarak yaşar. Ahirette hesabını vereceğini bildiği için Allah’ın razı olmayacağı davranışlardan uzak durur. Rüşvet, kumar, kıskançlık, hırsızlık, cinayet, zina gibi Kuran ahlakına uymayan eylemlere yaklaşmaz.
Dini yaşamayan toplumlarda ise insanlar her türlü ahlaksızlığa açık hale gelir. Dinsiz bir toplumda öncelikle aile kavramı ortadan kalkar. Aileyi oluşturan bağlılık, sevgi, saygı ve sadakat gibi değerler tamamen yok olur. Aile kurumunun zarar görmesiyle de toplum çökmeye başlar. Dinsiz toplumlarda kimse kimseye saygı, sevgi ve merhamet duymaz.
Kuran ahlakının yaşanmasının insan hayatı için çok önemli faydaları vardır. Yeryüzünde yaşanan tüm olumsuzluklar, savaşlar, zulümler ancak bu güzel ahlakın yaşanmasıyla çözüme kavuşur.
Devlet Sistemine Faydaları:
İtaat Kuran’da sıkça geçen bir konudur. Kuran ahlakına sahip bir insan devletine karşı itaatli ve saygılı olur. Böylece devlet sistemi düzenli işler.
Allah korkusu olan insanlardan oluşan bir toplumda adli olaylar neredeyse tamamen sona erer. Anarşi, terör, bozgunculuk, cinayet gibi olaylarla uğraşmak zorunda kalmayan devlet, bütün gücünü ülkenin içte ve dışta kalkınması ve güçlenmesi için harcar. Bunun sonucunda da güçlü bir devlet ortaya çıkar.
Eğitime Sağladığı Faydalar:
En Güzele Ulaşabilmek
Güzel olan her şey insanı etkiler ve sahip olma isteği uyandırır. Güzel bir eş, güzel bir ev, araba, güzel bir hayat… İnsanların yaşamları boyunca hedefledikleri, ulaşabilmek için büyük çabalar sarf ettikleri sayısız amaç; güzel olanı elde etme isteği…
Bu istek hemen hemen herkesin yaşadığı bir duygudur. İnsan en güzeline sahip olduğunu düşünse bile, hep daha fazlasına desen özlem duyar. Sonu gelmeyen bu istekler aslında çevresiyle girdiği yarıştan kaynaklanır. Hiç bitmeyecek bu yarışa kapılan insanlar için hayat anlamsız bir mücadele içinde devam eder.
Onları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun. İlerde bileceklerdir. (Hicr Suresi, 3)
Çevremizde de şahit olduğumuz bu durum bazı insanlarda ileri boyuttadır; sürekli evlerini, arabalarını, eşyalarını değiştirirler. Ancak ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar her zaman daha güzel alternatifler ile karşılaşacakları için asla tatmin olamazlar.
Bu durum aslında güzelliğin ne kadar soyut ve geçici bir kavram olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ve çok önemli bir gerçek de; insanların tüm hayatlarını geçici olan bu amaç uğruna boşa geçirdikleridir. Böylesine bir amaç için harcanan çaba ve zaman hem bu dünya hem de ahiret için büyük bir kayıptır.
İnsana dünyaya geliş amacını unutturan bu doyumsuz istekler aslında şeytanın sinsi oyunlarından kaynaklanan ve hayatı oyalanma konusu haline getiren tehlikeli bir durumdur. Yüce Rabbimiz Kuran’da: ‘Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır'. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi.’ (Ankebut Suresi, 64) ayetiyle bu önemli gerçeği insanlara bildirmiştir.
ÇOĞUNLUĞA UYMAMAK
İnsanların çoğunun sahip olduğu ortak yanılgılarından biri, çoğunluğun uyduğu şeylerin doğru olduğuna inanmaktır. Bu tür insanlara yaptığı bir davranışın nedeni sorulduğunda, insanların çoğunun böyle yaptığını ve bunun normal olduğunu belirtirler. Oysa Allah Kuran'da çoğunluğa uymanın saptırıcı olduğunu bildirir:
Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle yalan söylerler. (En'am Suresi, 116)
Allah’ın razı olmayacağı bir hayatı yaşadığını bilerek, sırf topluma ya da çevresindekilere uyum sağlamak adına, Allah’ın emir ve yasaklarını göz ardı ederek yaşayan bir insan, hesap günü geldiğinde peşinden gittiği insanların hiç birini yanında bulamayacaktır. Tek başına sorguya çekilecek ve tek başına hesap verecektir. Kendisini çoğunluğa uyması için yönlendiren şeytan dahi onu yalnız bırakacaktır:
O zaman şeytan onlara amellerini çekici göstermiş ve onlara: "Bugün sizi insanlardan bozguna uğratacak kimse yoktur ve ben de sizin yardımcınızım" demişti. Ne zaman ki, iki topluluk birbirini görür oldu (karşılaştı) o, iki topuğu üstünde geri döndü ve: "Şüphesiz ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğinizi görüyorum, ben Allah'tan da korkuyorum" dedi. Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır. (Enfal Suresi, 48)
Hz. İbrahim
Kuran'ı Kerim'de ilk peygamberin Hz. Adem olduğunu bildirilir. Hz. Adem'den sonra Kuran'da adı geçen ikinci peygamber Hz. Nuh'tur. Hz. İbrahim ise, Hz. Nuh'tan sonra gelen ve onun soyundan olan peygamberdir.
Hz. İbrahimin Kavmi:
Hz. İbrahim putperest bir kavim içinde yaşıyordu. Taştan, tahtadan heykeller yapan, sonra da bu heykelleri ilah edinip onlara tapan, dua eden ve onlardan yardım dileyen bu kavim, kendi elleriyle şekil verdikleri, hareket edemeyen bu cansız tahta ve taş parçalarından korkarak, onlardan medet umuyorlardı.
Hz. İbrahim böyle bir kavmin içerisinde yetişmiş,onlarla birlikte büyümüş ve onların eğitimini almıştı. Ancak çevresindeki herkes böylesine sapkın ve batıl bir yaşam sürerken o, çevresindekilerden çok farklı bir karakter ve çok üstün bir ahlak göstermiş, Allah'a olan imanı sayesinde kavminden kopup ayrılmıştı. Hz. İbrahim salih bir kul olarak, bu azgın ve saldırgan putperestlerin arasında Allah'ın Hak Dini'ni ve güzel ahlakı temsil etmişti.
Hz.İbrahim'e Peygamberlik Verilmesi:
Peygamberlik, Allah'ın seçkin kullarına nasip ettiği şerefli bir makamdır. Her zaman güçlü imanları, güzel ahlakları ve örnek tavırları ile çevrelerinin dikkatini çeken peygamberler, içinde yaşadıkları sapkın toplumdan bu özellikleriyle ayrılmışlardır. Onları diğer insanlardan ayıran en önemli vasıflardan biri de, Allah'tan vahiy almalarıdır.
Kuran Ahlakından Uzak Yaşayan Toplumlar
İnsanların Kuran’ı okumadıkları ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz oldukları gerçeğine her gün biraz daha şahit olmaktayız. Kuran’da emredilen güzel ahlak ve imandan uzak yaşayan insanların oluşturduğu toplumlarda hırsızlık, dolandırıcılık, fuhuş, uyuşturucu, cinayet, zina ve pek çok suç ve eylemler yaygın halde görülmektedir. Allah korkusu olmayan insanların şeytanın telkiniyle hareket etmesi sonucunda ortaya çıkan bu vahim tablonun, son yıllarda oldukça tehlikeli boyutlara ulaştığını görmekteyiz.
İnsanlara empoze edilmeye çalışılan ‘anı yaşa’ telkinleriyle ve ‘hümanist’ felsefelerle yalnızca dünya zevkleri için yaşamak gerektiği düşüncesi yaygınlaşmış, bunun sonucunda da insanlar Allah korkusundan ve ahiret inancından uzaklaşıp gaflet içinde yaşamaya başlamışlardır.
Allah’ın razı olacağı bir hayat yaşamaktan ziyade nefisinin bencil tutkularının peşinden giden insan, dünyanın bütün zevklerini sonuna kadar yaşamayı hedefler. Bu yolda da her şeyi yapabilecek bir ruh yapısına sahip olur. Mantık çizgisinden ayrılan bu insanlar sadece duygularına göre hareket eder ve çoğu zaman yanlış kararlarla yanlış adımlar atarak tüm hayatlarını ve en önemlisi ahiretlerini tehlikeye sokarlar.
‘Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah Katında olandır.’ (Ali İmran Suresi, 14)
Boş İşlerden ve Sözlerden Kaçınmak
Allah’a iman etmeyen insanlar, yaşamlarının dünya hayatıyla sınırlı olduğunu düşündüklerinden dolayı ahiret hayatı için herhangi bir şey yapma gereği duymazlar. Ahireti düşünmeyen bu insanlar zamanlarını boş sözlere dalarak, ne kendilerine ne de çevresindekilere fayda sağlamayacak konuşmalarla ve boş işlerle oyalanarak harcarlar. "Onların kalpleri tutkuyla oyalanmadadır..." (Enbiya Suresi, 3) Ancak oyalanmayla geçen bu hayatın sonunda; her davranış, her söz, her düşünce hesap günü insanın karşısına çıkacak ve sonsuz hayatını etkileyecek bir öneme sahip olacaktır.
Bazı insanların Kuran ahlakını yaşama konusunda en çok yanıldığı noktalardan biri, hayatlarını “ibadet zamanları” ve “diğer zamanlar” olarak iki bölüme ayırmalarıdır. Bu insanlar yalnızca belirli zamanlarda ahiret hayatını hatırlar, geri kalan zamanlarda ise dünya işlerinin sözde karmaşasına kapılarak zamanlarını faydasız işler ve düşüncelerle geçirmeye devam ederler. Herhangi bir konu hakkında hiç sıkılmadan, yorulmadan saatlerce konuşan, zamanlarını bilgisayar başında oyun oynayarak ya da televizyon seyrederek harcayan bu insanlar, Allah’ı anmayı sadece ibadet zamanlarında akıllarına getirirler ve kendilerince bunun yeterli olduğunu düşünürler. Başlarına bir musibet geldiğinde için için Allah’a yalvaran bu insanlar, normal hayatlarına döndüklerinde Allah’tan uzak bir hayat sürmeye devam ederler.
Size denizde bir sıkıntı (tehlike) dokunduğu zaman, O'nun dışında taptıklarınız kaybolur-gider; fakat karaya (çıkarıp) sizi kurtarınca (yine) sırt çevirirsiniz. İnsan pek nankördür. (İsra Suresi, 67)



