peygamber

warning: Creating default object from empty value in /home/islamisi/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Peygamberin Sahabeyi Yetiştirme Yöntemi - Abdülhamit Karahan

"Rabbimiz, içlerinden onlara bir elçi gönder, onlara ayetleri okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin." (Bakara-129)

Aynı zamanda Hz. İbrahim’in bir duası da olan bu ayet, kendisine Allah (cc) tarafından öğretilen, Hz. Peygamberin (sav) insan yetiştirme yönteminide özetliyordu. Hz. Peygamber (sav) çocukluğundan itibaren özenle yetiştirilmişti. Çünkü O’ da ileride insanları özenle yetiştirecekti. O öncelikle el-emindi. Ve hepsinden önemlisi büyük bir ahlak üzereydi. Allah (cc), O’nu büyük bir olgunluk ve hikmetle yetiştirip, hikmetle davranabilme anlayışı vermişti. İşte o yüzden Kur’an’da da dendiği gibi, etrafından dağılıp gitmemişlerdi.

Elçilerin Ortak Özellikleri

Tarih boyunca yaşamış olan tüm toplumlarda, cahiliye kültürünü benimseyen insanlar daima çoğunlukta olmuştur. Bu insanlar kendi kendilerine Allah’ı fark edebilecek ve doğruları kavrayabilecek kapasitede değillerdir. Ancak sonsuz merhamet sahibi olan Rabbimiz onlara, kendilerini uyaran, Allah’ı ve sonsuz yurt ahiretin varlığını hatırlatıp, dünya hayatının gerçek anlamını bildiren elçiler göndermiştir. Kur’an'da bu elçilere "Resul" adı verilir ki, Resulün kelime anlamı "gönderilen"dir.
"Andolsun, Biz her ümmete: 'Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının' (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik. " (Nahl Suresi, 36)
Kur’an’da da dikkat çekildiği üzere elçilerin tüm tavırları ve ahlaki özellikleri müminler için örnektir. Bu nedenledir ki müminler, elçilerin yaşamlarını dikkatle incelemeli ve öğrenmelidirler. Elçiler de başlangıçta cahiliye toplumunun bir üyesidirler. Ancak Risaleti başlamadan önce de ahlaken cahiliye toplumundan oldukça farklılardır. Örneğin toplumun çoğunluğuna hâkim olan ahlaki yozlaşmadan uzak, vicdan sahibi, güvenilir, ince düşünceli, güçlü ve akıllılardır. Tüm elçilerin birinci ortak özelliği, Allah tarafından seçilmiş olmalarıdır.
Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer; seçim onlara ait değildir. (Kasas Suresi, 68)
Elçiler, bulundukları toplumun putperest inancını akılcı yöntemlerle yıkıp, Allah’ın varlığını, birliğini ve Kur’an ahlakını insanlara tebliğ etmişlerdir. “Hiç şüphesiz din, Allah Katında İslam'dır.” (Ali İmran Suresi, 19)
Ancak elçiler tarafından Allah’ın ilahi dinine davet edilen insanlar, atalarından öğrendikleri geleneklere uymak konusunda ağız birliği etmişçesine her dönem elçilere aynı cevabı vermişlerdir.

KURAN-I KERİM’İN KİTAP HALİNE GETİRİLMESİ

Kuran, Hz. Ebubekir zamanında kitap haline getirildi. Kuran sayfaları deri parçaları ve eşyaların üzerine yazılıydı. Peygamberimize gelen vahiyler ceylan derilerine, tahta, kemik, hurma yaprağı, ve ince beyaz taşlara yazılıyor, çok sıkı bir şekilde korunuyordu.

HZ. İBRAHİM (A.S) II

Hz. İbrahim Kral Nemrut’u Allah’a davet etti. Nemrut ona Rabbini sorunca “ Benim rabbim hem öldürür hem de diriltir.” Demişti. Nemrut Ben de öldürür diriltirim dedi. İbrahim ise “ Benim Rabbim güneşi doğudan doğurur batıdan batırır” deyince Nemrut şaşırıp kaldı.
Hz. İbrahim’in yok edilmesi için ateş yakılmasını emretti. Böylece ilahlarınızın öcünü alacaksınız diyordu. Ateşe atılınca yüce Allah “ey ateş serin ol, selamet ol” deyince ateş İbrahim’i yakmadı. Allah Nemrut’un elinden onu kurtardı. Nemrut Allah için çetin bir şekilde cezalandırıldı.
Şirk ve küfür toplumunu terk ederek Babil’den Şam’a hareket eden Hz.İbrahim rüya gördü. Rüyasında Allah oğlu İsmail’i kurban etmesini istiyordu. İsmail bunu serinkanlılıkla babasından emir olunanı yapmasını istedi. Sözünde duran Hz. İbrahim’e Allah kurban için semiz koç gönderdi Hz. İbrahim ve İsmail bu sınavı da başarıyla verdi.
Hz. İbrahim hanımı Hacer’le İsmail’i Mekke’ye götürdü. Allah’a dua ederek Mekke’nin korkularından emin belde olmasını, soyunuzda da putlara tapmaktan uzak olmasını istedi. Issız Mekke’de Hz. İsmail’in tepinmesiyle çıkan su ve bu baba oğuldan yadigârdır. Allah’ın selamı üzerlerine olsun.

HZ. İBRAHİM (A.S) I

Hz. İbrahim yumuşak huylu birisiydi. Daha çocukken Rabbini aramaya yollar arıyor. Yıldızları ayı güneşi görüyor, “benim Rabbim bunlar olmalı” diyor. Bakıyor hepsi sönüp kayboluyor. Aya yıldıza güneşe tapan kavmine “Ben sizin Allah’a ortak koştuklarınızdan uzağım” diyor. Ve Rabbine yöneliyordu.
Hz. İbrahim insanları tevhide çağırıyor. İlk önce babasına bu faydasız putlara tapmaması yönünde tebliğde bulunuyor. O Hz. İbrahim’e atalarının yolunda ilerlediği için kızıyor, kovuyor, öldürmekle tehdit ediyor. Hz. İbrahim dua ediyor Allah’a karşı düşmanlığı apaçık olunca dua etmiyor. Allah da müşriklere duayı yasaklıyor.
Hz İbrahim “Siz nelere tapıyorsunuz? “diye toplumunu kınardı. Bir gün yıldızlara bakarak “Ben hastayım “ dedi. Tehlikeli bir hastalığa yakalandığını zannederek etrafından kaçtılar. Putların yanına vararak “Ne oldu niçin konuşmuyorsunuz? “ diyerek onları parçaladı. Büyük bir heykeli bıraktı. Döndüklerinde “Sen mi yaptın İbrahim?” dediler. O da “Şu büyük putunuza dua edip sorun belki de o yapmıştır” dedi. Önce hak verdiler sonra “Putlar bilirsin ki konuşmazlar” dediler. O da “yuh size elinizle yontup size faydası zararı olmayan şeylere tapıyorsunuz Halâ akıllanmayacak mısınız?” dedi.

HZ ZEKERİYYA’NIN DUASI

Zekerriyya orada yiyecekleri görünce Rabbine şöyle dua etti:” ey Rabbim bana senin katında bir pak ve mübarek çocuk ihsan et. Muhakkak ki sen duayı hakkıyla kabul edicisin. Bunun üzerine Zekerriyya mihrapta namaz kılmaya dururken hemen melekler ona seslendi “haberin olsun, Allah sana Yahya adlı çocuğu müjdeliyor. O, Allah’tan gelen bir kelimeyi tasdik edecek, kavminin efendisi olacak, nefsine hâkim ve salih bir peygamber olacaktır.
Zekerriyya dedi ki “ Rabbim benim nereden bir oğlum olacak hanımım kısır bulunuyor ben de ihtiyarlığın son haddine vardım.” Cebrail ona şöyle dedi “ Dediğin gibidir fakat Rabbin buyuruyor ki bu işi yapmak bana kolaydır. Bundan önce seni yarattım. Hâlbuki sen hiçbir şey değildin.
(Al-i İmran Suresi)

MEKKE’NİN FETHİ

Rasulullah Mekke’de doğmuş ve peygamberlikle görevlendirilince Mekke’nin ileri gelenleri şiddetle karşı çıktılar. Sayılı Müslümanlar Mekke Müşrik Devletinin baskı zulüm ve işkencesine dayanamayarak Medine’ye hicret ettiler. Bu samimi Müslümanlara ve peygamberimize Allah yardım etti. Mekkelilerle yapılan savaşlarda Müslümanlar galip geldi. Müslümanlar hac vazifelerini yapmak üzere Mekke’ye yürüdüler. Fakat müşrikler kabul etmeyince de anlaşma yapıldı. Ertesi yıl için izin verildi. Anlaşmaya göre 10 yıl savaşılmayacaktı. Müslümanların aleyhine gözüken Hudeybiye Antlaşması Müslümanların lehine dönmeye başladı. Mekke Devleti antlaşmayı ihlal etti.
Peygamberimiz Mekke’nin pişman olmasına karşı hainliği affetmedi. 10 bin kişilik bir ordu hazırladı. Ordunun nereye gideceğini hanımlarından bile gizli tuttu. Bu orduyla Mekke’yi kuşattı. Mekke Devleti lideri Ebu Süfyan peygamberimize gelerek aman diledi sonra Müslüman olmayı kabul etti. Rasulullah kan dökülmesini istemiyordu. Komutanlarına şu emri verdi: “size karşı koymadıkça hiçbir kimseyi öldürmeyeceksiniz.” Mekke tarihte görülmemiş kansız olarak fethedildi. Mekkeliler kabenin içini dışını put, heykel, resimlerle doldurmuşlardı. Rasulullah bunları kırdı devirdi. Kâbe putlardan temizlendi.
Peygamberimiz yedi kişi saydı bunların kabenin örtüsüne sarılsalar dahi öldürülmesini emretti. Bunlar İslam’a ihanet eden alay eden işkenceci olup Müslümanlara büyük zararları dokunan kimselerdi.

İLYAS PEYGAMBER

Kuran’da adı geçen peygamberlerdendir. O peygamberlik görevine başladı ve milletine şöyle dedi:”Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Yaratanların en iyisi olanı bırakıp da bal putuna mı tapıyor sunuz? Allah sizin de rabbinizdir, önceki babalarınızın da Rabbidir.
İlyas (as)’ın milleti Bal-Bekk halkıydı. Bal putuna taparlardı. Fakat İlyas peygamberin uyarılarına dikkat vermediler ona iman etmeyip onu yalanladılar.
Onlar cezalarını çekmek üzere cehenneme gittiler. Ona iman edenler ise kurtulanlar arasına girdiler. Allah kendisine iman eden kullarını mükâfatlandırır.

ÜMEYR BİN HÜMAN

Bedir Savaşı’nda Hz Peygamber askerleri savaşa teşvik ediyordu:
“Allah’a yemin olsun ki bugün Allah’ın rızasını umarak sabrederek kaçmaksızın öldürülenleri, muhakkak Allah cennete koyacaktır. Kalkınız genişliği yerler ve gökler kadar olan cennete giriniz.”
Sahabeden Umayr Bin Hüman o sırada elinde hurmalar vardı ve onları atıştırıyordu. Merakla Hz peygambere sordu:
-Cennet o kadar geniş mi ey Allah’ın elçisi?
-Evet
-Ne güzel! Demek cennete girmek için şu müşriklerin beni öldürmelerin başka bir şey lazım değilmiş.
-Evet, öyle niye sordun ey Umayr?
-Ey Allah’ın resulü! Bu soruyu cennete girmekten başka bir arzu için sormadım.
-Muhakkak cennete gireceklerden misin ey Umayr?
Umayr kalktı hemen elindeki hurmaları attı. Kılıcını çekerek “Allah’a dünya rızıklarıyla değil, ahret ameli ve Allah korkusuyla varılır. Allah’a Allah yolunda gayretle sabırla ulaşılır. Allah korkusundan iyilikten istikametten başka her rızık tükenir.” Dedi ve savaşın içine daldı. Umayr şehit oluncaya kadar savaştı. Allah yolunda cihat ederek cennete gitti.

MUTE SAVAŞI 2

Savaş sürerken Abdullah Bin Revaha şu şiiri mırıldanıyordu. “Ey nefis! İşte temenni ettiğin şey sana verildi. O ikisinin Zeyd ve Cafer’in yaptıkları gibi yapıyorsun hidayete ereceksin.” Bu arada amcasının oğlu yorulup yorgun düşen Abdullah Bin Revehaya etli bir kemik ikram etti. Küçük bir lokma alarak çiğnedi. Tam bu sırada savaşta büyük bir velvele koptuğunu ve insanların kaçtığını gördü. Kendi kendine a sen hala dünyada mısın?” diyerek düşman arasına daldı.
İbni Ömer diyor ki: “Bu savaşta ben de mücahitlerle beraberdim. Caferi ölüler arasında bulduk. Vücudunda doksan küsür süngü ve ok yaraları olduğunu gördük.” Daha sonra peygamberimiz onu cennete uçarken görecek ve ismi Cafer-i Tayyar (uçan Cafer) olarak İslam tarihine geçecektir.

Reklam

İçeriği paylaş