You are herekuran
kuran
KURANDAN ÖRNEK DULAR
1.Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.
2.Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver ahrette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru.
3.Ey Rabbimiz! Cehennem azabını bizden uzaklaştır. Çünkü onun azabı dehşetli ve süreklidir.
4.Ey Rabbimiz! Bize peygamberlerin vasıtası ile vaat ettiklerini de ikram et. Kıyamet gününde bizi rezil rüsva eyleme. Şüphesiz ki sen sözünden caymazsın.
5.Ey Rabbimiz! Bize gözümüzün aydınlığı eşler ve çocuklar bahşeyle ve sahiplerine önder kıl.
6.Ey Rabbimiz! Biz ancak sana tevekkül edip güvendik yalnız sana yöneldik. Ve biliyoruz ki dönüş sanadır.
KURANI KERİMİN KİTAP HALİNE GETİRİLMESİ
Kuran Hz. Ebubekir zamanında kitap haline getirildi. Kuran sayfaları deri parçaları ve eşyaların üzerine yazılıydı. Peygamberimize gelen vahiyler ceylan derilerine tahta kemik hurma yaprağı ve ince beyaz taşlara yazılıyor çok sıkı bir şekilde korunuyordu. Ayrıca bütün Kuran hafızlar tarafında ezberleniyordu. Yalancı peygamberlerle yapılan savaşlarda pek çok hafızın şehit olması üzerine Hz. Ömer Kuran sayfalarının toplatılıp kitap haline getirilmesini teklif etti.
Hz. Ebubekir Kuran ayetlerinin kitap haline getirilmesi görevini Zeyd bin Sabit’e verdi. Zeyd Bin Sabit’in başkanlığında kurulan komisyon bütün yazılı ayetleri büyük titizlik ve incelikle toplattı. Kuran ayetleri komisyon, şahitler ve hafızlar tarafından incelenerek peygamberimizin hafızlara ezberlettiği sıraya göre ayetler sıralanarak kitap haline getirdiler. En ufak bir hataya yer vermemek için kitap haline getirilen Kuran Hz. Osman tarafından bütün sahabelere okundu. Peygamberimize gelenin aynısı olduğu eksiliğinin, fazlalığının ya da herhangi bir yanlışlığının olmadığı onaylandıktan sonra Hz. Ebubekir’ e teslim edildi. Böylece Kuran bugüne kadar hiçbir kelimesi değişmeden geldi.
Özgürlüğe Tutsak Olmak
Özgürlük kelime anlamıyla 'her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumu' dur. Her türlü dış etkiyi reddeden ve sadece kendi iradesine dayanarak karar veren insanlara göre Allah 'a inanmak ve O'nun emir ve yasaklarını uygulamak tutsaklıktır. Nefsini tatmin edemediği her anın azap haline dönüşeceğini düşündüğü için kişi, Allah'ın dosdoğru, güvenli ve huzurlu yolunda yürümek yerine şeytanın eğri yolunda özgürlüğünün peşinde koşmayı tercih eder. Ancak bu özgürlük arayışı aslında tutsaklığın bir başlangıcıdır. Hem bu dünyada hem ahirette yaşanacak olan sonsuz tutsaklığın...
İnsan hayatı boyunca nefsinin arzuladığı pek çok şeyin peşinden koşar. İyi bir iş, kariyer, aile... Ancak sadece kendi istekleri doğrultusunda kararlar veren bir insan için çok severek başladığı bir iş bir süre sonra çekilmez hale gelebilir. Ya da çok büyük bir aşkla başlayan evliliği kısa bir süre sonra nefrete dönüşerek sona erebilir. Çünkü insanın istekleri ve beklentileri sürekli olarak değişir. Özenle beslediği nefsi ona sadece emreder ve kişi onu doyurmaya devam ettiği sürece daha da fazlasını istemeye devam eder. Yeni evler,arabalar... Ancak sahip olduğu andaki mutluluk çok uzun sürmez, çünkü daha iyisini gördüğünde elindekiler tüm değerini yitiriverir. Maddeye olan esareti bu şekilde hayatının sonuna kadar devam eder. Uyuşturucuya, karşı cinse, modaya, paraya ... 'Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah Katında olandır.' (Ali İmran Suresi, 14)
FATİHA SURESİ
Günde yaklaşık 40 defa bu duayı okuyoruz acaba anlamını bilerek ve düşünerek mi okuyoruz?
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.
Övgü alemlerin Rabbi olan Allaha’dır. O Rahman ve Rahim’dir. Dünyada herkese rızık verir, acır ahrette sadece müminlere acır. O din hesap gününün sahibidir. Yalnız sana kulluk eder yalnız senden yardım dileriz. Bizi dosdoğru yola ilet kendilerine nimet(cennet) verdiklerinin yoluna. Lanetlenenlerin ve sapıtanların yoluna değil. Amin.
ASR SURESİ
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla… Ant olsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak, iman edip de salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka... (Onlar ziyanda değillerdir).
BİRİNCİ KİTAP
Dünyanın en çok basılan kitabı, en çok okunan kitabı, dünyanın her yerinde okunan kitap. Hatta gördüğü ilgi yüzünden en güzel şekilde ambalajlanarak evlerin en güzel yerlerine saklanan bu kitabı baştan sona su gibi ezberleyenin sayısını tespit etmek bile çok zor.
Bu kitap için şunu söylemek, hiçbir kitap için söylenmiş midir acaba? “ Dünyada en çok anlaşılması istenen bu kitabı her nedense kimse anlamak istemiyor. İlginç olan şu ki, okumak dinlemek için can atıyor.” Bu kitabı siz de okuduğunuz ya da dinlediğiniz için hayret etmeyin. Bu halimizle Allah’a ne diyeceğiz? Bu hal şuna benziyor. Bir patron işçisine bir mektup gönderiyor ve iyice okuyup anlamasını istiyor. Mektupta şunlar yazıyor. “Senden istediklerimi yap, şunları yapma. Sonra bana döneceksin. Belirttiklerimin hepsinden hesap vereceksin. Dediklerimi doğru bir şekilde yapıp da gelirsen mükâfatlandırılacaksın, yoksa cezalandırılacaksın.” Bu işçi patronunun bu yazısını defalarca okuyor ona saygı gösteriyor, onu çok güzel bir ambalaja koyuyor. Patronu bu işçisini cezalandırmayacak mı? Çünkü hesap verecek, istedikleri yapılmamış, istemedikleri yapılmıştır. İstekler yerine getirilmedikten sonra onun o mektuba saygı duyması, onu her gün okuması neyi değiştirir? Önemli olan istekleri anlayıp gereğini yerine getirmektir.
Allah bu Kur’ an’ ı anlaşılsın ve gereği yerine getirilsin diye göndermiştir. Bu kitap hayata uygulanmak için vardır. Onu anlayarak ve düşünerek okuyup anlamalıyız ki, hayatımıza doğru bir şekilde geçirelim. İşte o zaman Allah’ın ipine sımsıkı yapışıp kurtulabiliriz.
Hayali Yaşarken Gerçeği Kaybetmek
Yeryüzünde yaşayan çoğu insan hayatı boyunca pek çok hayal kurar ve bunlara ulaşabilmek için çok çalışır. Kimi bu dünyaya yönelik hayaller kurarken, kimi de İslam uğruna yapabileceklerini ve tüm bunların kendisini ulaştıracağı güzel sonucu düşünür, hayal eder.
Sadece bu dünyayı düşünen ve bütün planları ve istekleri bu dünya üzerine kurulu olan insanlardan bazıları, kurdukları hayallere öylesine kapılırlar ki, çoğu zaman gerçek hayattan uzaklaşırlar.
Mesela üniversite sınavına hazırlanan bir öğrencinin ders çalışıp sınavlara hazırlanmak yerine, üniversiteyi kazandığını ve okul hayatı boyunca neler yapacağını hayal etmesi ya da tatil hayalleri kurması, tüm geleceğini olumsuz yönde etkileyebilir. Bunu bilerek çalışmayı bırakmak ve hayal kurmak, aslında gerçek olmayan bir dünyada oyalanmak, başıboş gezmek gibi bir şeydir.
İnsan, gerçek olmadığını ve bir süre sonra uyanacağını bile bile hoşuna giden bir dünya yaşatır hayalinde. Nefsini sınır tanımadan doyurmayı hedeflerken, kaybettiği zamanın farkına varamaz çoğu zaman. Hayal kurmak güzeldir, ancak zaman hızla ilerliyorken ve kaybedilecek tek bir saniye bile yokken hayallere dalmak insanı büyük yıkımlara sürükler.
Bu dünyaya geliş amacını nefsini doyurmak olarak düşünen insan için de yaşadığı hayat, hayal âleminden farklı değildir. Bu dünyanın geçici bir oyalanma yeri olduğunu ve asıl hayatın ahiret yurdu olduğunu bildiği halde insan, gerçek hayatı için hiç bir şey yapmıyorsa ve tüm hayatını nefsini doyurmak için yaşıyorsa, ömrünü hayal kurarak geçiren bir insandan hiçbir farkı kalmaz.
Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir. Korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz? (En'am Suresi, 32)
En Güzele Ulaşabilmek
Güzel olan her şey insanı etkiler ve sahip olma isteği uyandırır. Güzel bir eş, güzel bir ev, araba, güzel bir hayat… İnsanların yaşamları boyunca hedefledikleri, ulaşabilmek için büyük çabalar sarf ettikleri sayısız amaç; güzel olanı elde etme isteği…
Bu istek hemen hemen herkesin yaşadığı bir duygudur. İnsan en güzeline sahip olduğunu düşünse bile, hep daha fazlasına desen özlem duyar. Sonu gelmeyen bu istekler aslında çevresiyle girdiği yarıştan kaynaklanır. Hiç bitmeyecek bu yarışa kapılan insanlar için hayat anlamsız bir mücadele içinde devam eder.
Onları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun. İlerde bileceklerdir. (Hicr Suresi, 3)
Çevremizde de şahit olduğumuz bu durum bazı insanlarda ileri boyuttadır; sürekli evlerini, arabalarını, eşyalarını değiştirirler. Ancak ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar her zaman daha güzel alternatifler ile karşılaşacakları için asla tatmin olamazlar.
Bu durum aslında güzelliğin ne kadar soyut ve geçici bir kavram olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ve çok önemli bir gerçek de; insanların tüm hayatlarını geçici olan bu amaç uğruna boşa geçirdikleridir. Böylesine bir amaç için harcanan çaba ve zaman hem bu dünya hem de ahiret için büyük bir kayıptır.
İnsana dünyaya geliş amacını unutturan bu doyumsuz istekler aslında şeytanın sinsi oyunlarından kaynaklanan ve hayatı oyalanma konusu haline getiren tehlikeli bir durumdur. Yüce Rabbimiz Kuran’da: ‘Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır'. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi.’ (Ankebut Suresi, 64) ayetiyle bu önemli gerçeği insanlara bildirmiştir.
ÇOĞUNLUĞA UYMAMAK
İnsanların çoğunun sahip olduğu ortak yanılgılarından biri, çoğunluğun uyduğu şeylerin doğru olduğuna inanmaktır. Bu tür insanlara yaptığı bir davranışın nedeni sorulduğunda, insanların çoğunun böyle yaptığını ve bunun normal olduğunu belirtirler. Oysa Allah Kuran'da çoğunluğa uymanın saptırıcı olduğunu bildirir:
Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle yalan söylerler. (En'am Suresi, 116)
Allah’ın razı olmayacağı bir hayatı yaşadığını bilerek, sırf topluma ya da çevresindekilere uyum sağlamak adına, Allah’ın emir ve yasaklarını göz ardı ederek yaşayan bir insan, hesap günü geldiğinde peşinden gittiği insanların hiç birini yanında bulamayacaktır. Tek başına sorguya çekilecek ve tek başına hesap verecektir. Kendisini çoğunluğa uyması için yönlendiren şeytan dahi onu yalnız bırakacaktır:
O zaman şeytan onlara amellerini çekici göstermiş ve onlara: "Bugün sizi insanlardan bozguna uğratacak kimse yoktur ve ben de sizin yardımcınızım" demişti. Ne zaman ki, iki topluluk birbirini görür oldu (karşılaştı) o, iki topuğu üstünde geri döndü ve: "Şüphesiz ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğinizi görüyorum, ben Allah'tan da korkuyorum" dedi. Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır. (Enfal Suresi, 48)
Allah'ın Emir ve Yasaklarını Gözardı Etmemek
Günümüzde insanların birçoğu, Kuran ayetlerinin bir kısmını yerine getirirken bir kısmını da gözardı ederler. Bazen de yerine getirdikleri ibadetleri Allah rızası için değil toplumun değer yargılarına uymak için yaparlar.
Bu samimiyetsiz tavrı sergileyen insanlar; hırsızlık, zina gibi Kuran'da yasaklanan eylemlerden, sırf toplum baskısı nedeniyle uzak dururlar. Ancak fırsatını bulduklarında, kimsenin şahit olmayacağı zamanlarda bu eylemlere çekinmeden yaklaşırlar. Sözde Allah'a inandıklarını söyleyen bu insanlar, Allah'ın emir ve yasaklarını umursamadan çiğnerler. Oysa çekinmeleri ve sakınmaları gereken tek varlık Yüce Allah'tır.
''Sözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir.'' (Taha Suresi, 7)
Allah'ın emir ve yasaklarını gözardı ederek yaşayan bu insanlar aynı zamanda yalan, dedikodu, iftira, fitne gibi Kuran ahlakına uymayan tavırları da sergilemekten kaçınmazlar. Oysa Allah ''Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir.'' (Hucurat Suresi, 12) buyurarak insanların bu kötü ahlak özelliklerinden uzak durmasını öğütler.


