kuran

warning: Creating default object from empty value in /home/islamisi/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

HZ. İSA'NIN YERYÜZÜNE İKİNCİ KEZ GELİŞİ

Kuran'dan Deliller

I. Delil

"... sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim..."

Hz. İsa'nın ikinci kez yeryüzüne geleceğine dair işaretler taşıyan ayetlerden ilki Al-i İmran Suresi'nin 55. ayetidir:

Hani Allah, İsa'ya demişti ki: "Ey İsa, doğrusu seni Ben vefat ettireceğim ve seni Kendime yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim. (Al-i İmran Suresi, 55)

Allah kıyamete kadar inkar edenlere üstün gelen ve Hz. İsa'ya gerçekten tabi olan bir grubun varlığından söz etmektedir. Hz. İsa hayatta iken ona uyanların sayısı çok azdı. Ve onun Allah Katına yükselişinin ardından da hızla dinde dejenerasyon başladı. Sonraki iki yüzyıl boyunca da, Hz. İsa'ya iman edenler (İseviler) şiddetli baskılara maruz kaldılar. Üstelik İsevilerin hiçbir siyasi gücü de bulunmamaktaydı. Bu durumda geçmişte yaşayan Hıristiyanların, inkar edenlere üstün geldiklerini ve bu ayetin onlara baktığını söyleyemeyiz.

Günümüzde ise Hıristiyanlığın özünden uzaklaştığını, Hz. İsa'nın anlattığı hak dinden farklı bir dine dönüştüğünü görürüz. Hıristiyanların çoğu arasında Hz. İsa'nın Allah'ın oğlu olduğu şeklindeki (Allah'ı tenzih ederiz) sapkın inanç benimsenmiş ve teslis inancı (üçleme; Baba, oğul, kutsal Ruh) asırlar önce kabul edilmiştir. Bu durumda, dinin aslından iyice uzaklaşmış olan günümüz Hıristiyanlarını da Hz. İsa'ya uyanlar olarak kabul edemeyiz, çünkü Allah, Kuran'ın birçok ayetinde "üçleme"ye inananların inkar içerisinde olduklarını bildirmiştir:

Andolsun, "Allah üçün üçüncüsüdür" diyenler küfre düşmüştür. Oysa tek bir İlah'tan başka İlah yoktur... (Maide Suresi, 73)

Son sözü söyleme hastalığı...

Çevrenizdeki insanları birkaç saat bile olsa kısaca bir gözlemleyecek olursanız, insanların büyük çoğunluğuna hakim olan önemli bir özelliği farkedersiniz: ‘Son sözü söyleme hastalığı’...

İnsanlardaki bu hastalığı görebilmek için, mutlaka çok önemli konulardan konuşuluyor olması gerekmez; bu kimi zaman dile getirilen bir hatıra, kimi zaman bir yemek tarifi, kimi zaman seyredilen bir televizyon pragramı, kimi zaman yaşanan günlük bir olay kimi zaman da okunan bir gazete haberi dahi, insanlardaki bu hastalığı ortaya çıkarabilir. Elbetteki bu kadar sıradan günlük konuşmalarda bile bu tavrı gösteren bir kimse, çok daha önemli ve hayati konular söz konusu olduğunda da, son sözü kendisinden başka hiç kimseye bırakmaz.

Çoğu insan kendindeki bu alışkanlığı, ‘kişilikli olmak’, ‘katılımcı olmak’, ‘akıl kullanmak’ ya da ‘şahsiyetini ortaya koymak’ gibi düşüncelerle tanımlıyor olabilir. Ama nasıl adlandırılırsa adlandırılsın, son sözü söyleme alışkanlığı, çok önemli bir eksikliktir.

Ayrıca bir insan gerçekten çok akıllı olabilir. Herkesten daha tecrübeli, daha ileri görüşlü, daha detaylı düşünebilen bir kimse olabilir. Ancak tüm bu şartlar biraraya geldiğinde bile, insanın yalnızca kendi aklına güvenmesi, kendi dediğinde ısrarcı olması ve kimsenin düşüncesine itibar etmemesi pek çok açıdan hatalıdır.

İbadette Azla Yetinmek Mümine Yakışmaz

Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, kadere, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine, hacca gitmek.. çocuk yaşlardan itibaren öğrendiğimiz, dinimizin temellerini oluşturan önemli ibadetlerden bazılarıdır.

Belki bu ibadetlerin çoğunu yapıyor olabiliriz. Gün içerisinde 5 vakit namaz kılmayı, ramazan ayı geldiğinde oruç tutmayı, Cuma namazını kaçırmamayı yeterli görüyor olabiliriz. Ancak Rabbimizin Kuran’da bildirdiği ibadetler bu kadarla sınırlı değildir.

Sevgili Peygamberimizin (sav) ve diğer tüm elçi ve peygamberlerin hayatlarını incelediğimizde, tüm yaşamlarını yalnızca Allah’a adadıklarına, yaptıkları her işte O’nun rızasını gözettiklerine şahit oluruz.

Allah’ın rızasının en fazlasını arayan bir mümin, gün içerisinde neler yapar düşünelim:

- Sabah kalktığı andan itibaren Allah'ı anacağı yeni bir güne, sağlıklı olarak başladığı için şükreder ve gününü Allah'a adar.

- Allah’ın kendisine bahşettiği nimetleri anar ve bunlar için şükreder.

- İhtiyacı olanlara yardım eder. Ancak bu konuda azla yetinmez. Çünkü Allah ihtiyaçtan arta kalanın infak edilmesini bildirmiştir.

- Menfaatleri ile çatışsa dahi olsa yalana ve sahtekarlığa asla yaklaşmaz.

- Kınayıcının kınamasından korkarak inançlarından ve ibadetlerinden asla taviz vermez.

- Zinadan, içki, kumar, fal gibi şeytan işi pisliklerden titizlikle kaçınır.

- En önemlisi Allah’ın nimetlerini durmaksızın anlatır. Çünkü tebliğ ibadeti tüm ibadetlerin başında gelir. ‘Herkesin dini kendine, ibadet dört duvar arasında yaşanmalı’ mantığı Kuran’a aykırıdır. Yüce Rabbimiz ‘Rabbinin nimetini durmaksızın anlat.’ (Duha Suresi, 11) buyurmaktadır.

Nefretin ve Şiddetin Kaynağı Dinden Uzak Yaşam

Her gün televizyonlarda ve gazetelerde, içi kin ve nefretle dolu insanların gerçekleştirdiği şiddet dolu haberlere tanık oluyoruz. Huzur ve güven ortamından uzak, güçlünün güçsüzü ezdiği, hile ve yalanın kol gezdiği, sevginin kalmadığı, şiddetin her geçen gün daha da arttığı, hoşgörü ve iyi niyetin unutulduğu bir dönem yaşıyoruz.

Şeytanın yoğun olarak çalıştığı bu dönemde insanlar, başka bir inanca ya da görüşe karşı saygı ve hoşgörü göstermek yerine, kin ve öfkeyle şiddete başvurmakta, kendinden olmayanlara yaşam hakkı tanımamayı amaç haline getirmektedirler. Uzlaşmadan uzak bu tavrın sonucunda ise sürekli çatışma halinde olan insanların oluşturduğu bir toplum yapısı oluşmaktadır.

Kin, öfke ve şiddet Kuran’dan uzak yaşayan insanların oluşturduğu bir toplumun en belirgin özellikleridir. Olaylar karşısında öfkelenmek, sinirlenmek böyle bir toplumda normal karşılanır. Oysa öfkelenmek, sinirlenmek ve aşırı tepkiler vermek, kin ve nefret dolu duygular beslemek Allah’ın beğenmediği davranışlardır.

Allah korkusu ve Kuran bilgisi olmayan insanlar için başka bir dine mensup insana nefret beslemek ya da farklı siyasi görüşe sahip insanlara karşı şiddet uygulamak, kendinden olmayanları ezmek, yok etmek doğal olarak kabul edilen davranışlardır. Oysa Yüce Rabbimiz insanlara sevgiyi ve affetmeyi öğütler. İslam’a uyan en güzel davranış budur.
“Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam’a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir.” (Araf Suresi, 199)

Özellikle ‘inançlı insanların’ Kuran ahlakına uygun olmayan üslup ve tavırlar içine girmeleri, şeytanın boş durmadığının açık bir göstergesidir. Allah’ın emrettiği güzel ahlakı göstermek yerine şeytanın telkinlerine kulak verenler; affetmeyi, hoşgörüyü, sabrı, tevekkülü ve sevgiyi unutur. Bu gafletin en büyük sebebi ise yeterli Kuran bilgisine ve Allah korkusuna sahip olmamaları, Allah’ı yeterince anmamalarıdır.

Ekonomik krizin çözümü: faiz sisteminin kaldırılması, alternatif çözümler

Dünya çapında gerçekleşen mali krizin birinci sebebi faiz sistemidir. Yüce Rabbimiz’in haram kıldığı faiz sistemi, sırf menfaate dayalı toplumlar içinde cazip gösterildiği için pervasızca uygulanmış ve insanlar bundan zarar görmeyeceklerini, hatta mutlaka yarar elde edeceklerini düşünmüşlerdir. Faiz sistemi özendirici bir görünüm altında insanlara sunulduğundan, insanlar üretim veya yatırıma yönelmektense, paralarını bankaya yatırmaya teşvik edilmişlerdir. İnsanların paralarını bankalarda, yastık altlarında veya kasalarda sakladıkları bir sistem içinde ise üretim olmadığı, piyasalarda para döngüsü gerçekleşmediği için, pahalılık, enflasyon, ekonomik çöküş gibi mali sıkıntıların oluşması elbette beklenen sonuçtur. Nitekim söz konusu küresel mali krizde de bu durum yaşanmış, üretimin durması, para döngüsünün olmaması, paraların faiz için bankalarda tutulması ekonomiyi çökertmiştir.

Oysa Cenab-ı Allah ayetlerinde faizden kaçınmayı öğütlemiş ve faizin getireceği belaları kullarına haber vermiştir:

Ey iman edenler, faizi kat kat arttırılmış olarak yemeyin. Ve Allah'tan sakının, umulur ki kurtulursunuz. (Al-i İmran Suresi, 130)

Faiz (riba) yiyenler, ancak şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi, çarpılmış olmaktan başka (bir tarzda) kalkmazlar. Bu, onların: "Alım-satım da ancak faiz gibidir" demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alış-verişi helal, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faize) bir son verirse, artık geçmişi kendisine, işi de Allah'a aittir. Kim (faize) geri dönerse, artık onlar ateşin halkıdır, orada sürekli kalacaklardır.

Allah, faizi yok eder de, sadakaları arttırır. Allah, günahkar kafirlerin hiçbirini sevmez. (Bakara Suresi, 275-276)

Ayetlerden de anlaşıldığı gibi faiz açıkça haram kılınmıştır. İnanların da Allah'ın bu ayetlerinin hükmüne uyması ve alternatif çözümler araması gerekmektedir.

Allah'ın Nimeti Çile

Çile, zulüm, zorluk ve yaşanan tüm olumsuzluklar, kaderde varolan ve Allah tarafından özel olarak yaratılmış olaylardır. Çile ve zorluklar, toplumun bazı kesimlerinde ‘kadersizlik’ olarak yorumlanır. Oysa çile insan için çok büyük nimettir…
Çile Sınavdır:
Hayatın bir kader üzerine yaratıldığına inanan insan için yaşanan olaylar, Allah’ın sınavı olarak görülür. Herşeyin Allah’ın kontrolünde olduğunu bilen bir mümin, en büyük zorlukta dahi sabırlı ve tevekküllü davranır. Mümin için zorluk, insanı isyana değil, Allah’a götüren bir nimettir. Allah’ı seven ve O’ndan sakınan kişi, bu olumsuz anları sınav olarak düşünür ve sınavını en iyi şekilde vermeyi amaçlar. ‘Yoksa siz, Allah, içinizden cihad edenleri belirtip-ayırt etmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?’ (Ali İmran Suresi, 142) ayetinde de bildirildiği gibi sabredenlerden olmak için çaba gösterir. Şeytan, insanı duygusallığa ve isyana sürüklemeye çalışırken, mümin, aklını Allah sevgisi ve korkusuyla besler, O’na sığınır. Müminin çileye karşı ilacı sabrıdır.
‘Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. sabır gösterenleri müjdele.’ (Bakara Suresi, 155)
Çile Uyarıdır:
Etrafımızda pek çok insanın dinden uzak yaşam tarzlarına şahit oluruz. Allah’a ibadet etmek yerine dünya hayatının geçici zevklerine ya da koşuşturmacalarına kapılan bu insanlar, sadece zorluk anlarında Allah’ı anar, O’ndan yardım dilerler. Yüce Rabbimiz, ibadeti unutan ve şeytanın yoluna kayan kullarına, çeşitli zorluk ve sıkıntılar vererek Kendini hatırlatır. Girdikleri gaflet uykusundan uyanmaları ve doğru yolu bulmaları için kullarını uyarır. Bazı insanlar bu uyarının farkına varıp Allah’a teslim olurlar; bazıları ise çile çekerken Allah’a dua edip, çile kendisinden giderilince eski hayatlarına geri dönerler.

Darwinizm'in Getirdiği Belalar Kuran Ahlakıyla Son Bulacak

Şiddetin, terörün, savaşların, ahlaksızlığın, çatışmaların, yoksulluğun ve zulmün dünya genelinde yaşanıyor olması, yeryüzüne büyük bir ‘fitne’nin hakim olduğunu göstermektedir. İnsanları kargaşaya sürükleyen bu fitnenin temeli; güçlünün güçsüzü ezmesine ve yok etmesine dayanan Darwinizm’dir.
Bugün yeryüzünde yaşanan savaşların nedeni olarak ‘din’ gösterilmeye çalışılsa da, Yaratılışın ve Evrim Teorisi’nin temelleri göz önüne alındığında tüm çatışmaların nedeni açıkça görülmektedir.
Yüce Allah’ın, Kuran’ı Kerim’de her türlü haksızlığı, zulmü, cinayeti, hırsızlığı ve zorbalığı yasakladığı bilinen bir gerçektir. ‘Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever.’ (Mümtehine Suresi, 8) ayetinde de açıkça görüldüğü gibi, din konusunda savaşmadığı sürece insanlara iyilikle ve adaletle davranmamız buyrulmaktadır.
Yüce Rabbimiz, din konusunda savaşırken aşırıya gitmememizi de Kuran’da şu şekilde bildirmektedir: ‘Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah aşırı gidenleri sevmez.’ (Bakara Suresi, 190)
Bugüne kadar yeryüzünde yaşanan savaşların ve çatışmaların büyük bir kısmı daha geniş topraklara ve güce sahip olabilmek ya da hak ve özgürlük elde edebilmek adına yapılmıştır. Hak ve özgürlük elde etmek için verilen mücadelelerde elbette bir sakınca yoktur. Ancak ortada kısıtlanan bir özgürlük söz konusu ise, gücünü artırmak isteyen bir zihniyetin varlığı da göz ardı edilemez. Güç ve iktidar sahibi olmak hedefi ise ayakta kalabilmenin şartı olarak görülen Darwinist zihniyetin bir ürünüdür.

Ömür Ramazan > Ahiret Bayram - Mustafa İslamoğlu

Ömrü Ramazan olanın ahireti bayram olur.

Kur'an

Ömrüne yemin olsun ki… Siz hiç birinin ömrüne yemin ettiniz mi?

Ama Allah etti. Elçisinin ömrüne yemin etti (15:72). Bunun açılımı Harap olmuş ruhları imar ve inşa etmeye adanmış ömrün şahit olsun ki demekti.

İnsan hayatına ömür denilmesi, insanın mâ hulika leh'inin (yaratılış amacının) imar ve inşa olduğunu gösterir. İnsan hayatı, hem o hayatın sahibini mamur etsin, hem de o hayatın sahibi çevresini ve geleceğini mamur etsin diye ömür adını almıştır.

Umre ibadeti de aynı kökten. Ömrü imar ettiği için umre denilmiş. İbn Haldun'un medeniyet yerine kullandığı 'umran kavramı da öyle. Zira medeniyet, bir imar ve inşa seferberliğidir.

Ömür Ramazan olur mu?

Hayat ömür olursa, ömür de ramazan olur. Yani: hayat hem sahibini hem de başkalarını imar ve inşaya adanırsa, işte o zaman ömür Ramazan olur.

Zaten Ramazan'ın ve bir Ramazan'la gelen Kur'an'ın amacı da budur. Kur'an'ın doğum ayını oruç suretinde kutlamamızın sebebi bellidir: İnsani yanımızı öne çıkarıp beşeri yanımızı arkaya çekmek. Akleden kalbimizi öne çıkarıp, içgüdülerimizi ve şehvetimizi arkaya çekmek.

Zira vahiy anlaşılsın, öğüt alınsın ve yaşansın diye indirilmiştir. Vahyin sahibi Allah, kelamını Düşünen bir topluma ithaf etmiştir. Doğrusu Biz bu Kur'an'ı öğüt için kolaylaştırdık; şu halde yok mu öğüt alan? diye tek bir surede tam beş kez sormuştur. Kur'an'ın maksadı üzerinde derin derin düşünmezler mi? diye sitem etmiştir. Kur'an'ın bir Ramazan'da inmeye başladığını söyleyen ayet, vahyin amacını şöyle ortaya koyar: o, insanlık için bir rehberliktir; bu rehberliğe ve doğruyu eğriden ayırmaya dair bir belge ve bilgi kaynağıdır.

Ömrün Ramazan olması için indiği geceyi ömre bedel kılan vahyin hayata inmesi şart. Değilse insan ziyandadır. Bunun en güzel özetini Asr suresi veriyor:

1. 'Asr şahit olsun ki…

Kur'an ve Ramazan -Mustafa İslamoğlu

Zamanı ve insanı yaratanın, vahyi indirenin, zamanı ve insanı vahiyle şereflendirenin adıyla başlarım.

Zaman da, tıpkı insan gibi bir sır yumağı. Zaman yumağının içinde neyi gizlediğini ancak Allah bilir. Yaşanmış zamanın kaydını tutan, yaşanacak zamana dair hayaller kurup planlar yapan yegâne mahlûk insandır.

Zaman, insan ve vahiy…

Üçünün birleştiği nokta şahitliktir.

Allah zamana ve onu oluşturan parçalara yemin eder. Asra yemin olsun… Soluklanan sabaha yemin olsun… Kuşluğa yemin olsun… Gündüze yemin olsun… Geçip gitmekte olan geceye yemin olsun… Şafağa yemin olsun… Hepsi de vahiy olan bu yeminlerin maksadı, zamanın insana şahit olduğunu hatırlatmaktır. Bu hatırlatmanın bir amacı da insanın zamanı iyi, doğru ve verimli kullanmasıdır. Aksi bir durumda insan kendine ihsan edilen zaman nimetini aleyhine şahit kılmış olacaktır. Bu iki tür ziyandır: Birincisi zaman emanetini zayi etmek suretiyle, ikincisi onu aleyhte bir şahide çevirmek suretiyle.

Zamanı insana şahit tutan Allah, insanı da kendi zatına şahit tutmuştur. Kelime-i şahadet, bu şahitliğin en beliğ ifadesidir. Allah'a şahit olmaya çağrılmak bir şeref, hem de şereflerin en büyüğüdür. Zira Allah'a şahit olmak, şahitliklerin en büyüğüdür ve en büyük olana şahitliktir. En büyüğe şahit olmak, en büyük şerefe nail olmaktır. Zatıyla kaim, öncesiz ön ve sonrasız son, mutlak diri ve sonsuz varlık sahibi Allah'ın insanın şehadetinden elde edeceği hiçbir çıkarı yoktur. O zatına şahit tutmakla insanı onurlandırmak istemiş, ona bahşettiği akıl ve iradenin önüne sonsuz bir ufuk açmıştır. Değil mi ki Allah zul-meâric, yani tekamül mertebelerinin sahibidir (70:3). İnsana da bu mertebelere yücelmesi için imkânlar sunmuş, fırsatlar bahşetmiştir.

İsyana ve Şirke Sürükleyen Şarkı Sözleri

Allah’ı seven ve O’ndan korkan müminler, her koşulda kadere tam olarak teslim olurlar. Dünyada yaşadıkları her zorluğun karşılığını ahirette alacaklarını umarak en güzel ahlakı göstermeye çalışırlar. Ve bunda kararlı davranarak asla isyan etmezler.
Yaşanılan olaylara isyan etmek aslında Allah’ın bizim için takdir ettiği kadere isyan etmektir. Kadere isyan ise Allah’a isyandır. Müminler bu tehlikeden Allah’ı sıkça anarak ve tüm hayatlarını O’na adayarak korunabilirler. Ancak imanı zayıf insanlar, savunmasız oldukları için şeytanın oyunlarına rahatlıkla kapılabilirler.
Şeytanın insanları saptırmak için pek çok taktiği vardır. Bunlardan biri şarkı sözleriyle insanları isyana teşvik etmektir. Kuran ahlakını yaşamayan bilgisiz ve eğitimsiz pek çok kişi bu şarkı sözlerinden kolaylıkla etkilenebilirler. Kıskançlık, öfke ve intikam telkinleriyle cinayet işlemeye kadar giden sonuçların doğduğunu hergün dinlediğimiz haberlerde görmekteyiz.
Bazı şarkı sözlerinde ise sevdiğinden ayrılan insanların yaşayamayacağı telkini verilir. Sevdiği kişi öldüğünde yaşamanın anlamsız olduğu gibi tevekkülsüz tavırlara sürüklenir insanlar. Bu ruh haliyle bunalıma girip intihara kadar giden davranış bozuklukları gösterenlere de rastlarız.
Sevdiği kişiyi gözünde ilahlaştırdığını anlatan şarkı sözleri de vardır. Çarpık bir sevgi anlayışına sahip bazı insanlar, bu süslü sözlere aldanıp Allah’ı sever gibi severler karşılarındaki insanı. İnsanı şirke götüren bu büyük bir tehlikeyi farkedemezler bile. Sevgilerini yöneltmeleri gereken Allah’ı akıllarına bile getirmezken, O’nun yarattığı ölümlü kullarının peşinden koşarlar, tüm zamanlarını onlara adarlar ve onlar için ağlarlar.

Reklam

İçeriği paylaş