kuran

warning: Creating default object from empty value in /home/islamisi/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Kuran-ı Kerimden Örnek Dua

Ey rabbimiz; Bizden bunu kabul buyur. Şüphesiz sen işitensin, bilensin. (2/127)
Biz ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bize doğru yolu göster. Kendilerine lutuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu. Gazaba uğrayanların ve sapmışların yolunu değil. (Fatiha suresi)

İnsan Vücudundaki Ahenk

İnsan vücudunu incelediğimizde her bir parçasında ayrı bir mükemmelliğe şahit oluruz. Göz, beyin, kalp, böbrek gibi pek çok organ ve sistem insanı hayranlığa sürükleyecek kadar önemli işlevlere sahiptir ve her biri birbiriyle uyum ve ahenk içinde görevlerini yerine getirir.
Kendiliğinden oluşması imkânsız olan ve hayatımızın sağlıklı bir şekilde devam etmesini sağlayan bu mucizevî sistemlerden birkaç tanesini incelemek bile, aslında biz farkında olmadan vücudumuzda neler olduğunu anlamamızı sağlayacak ve üstün bir aklın varlığını açıkça görmemize vesile olacaktır.
Ağrı Duyusu:
Ağrı duyusu, insan vücudundaki olumsuzluğu bildirerek kişinin önlem almasını ve vücuduna zarar gelmesinden kaçınmasını sağlayan koruyucu bir sistemdir.
Ağrı duyusundan yoksun olan bir insan hiç ağrı hissetmediği için, kendi kendine zarar verebilir. Mesela dişlerini sökebilir, gözlerini çıkarabilir ya da dilini yiyebilir. Bunlar dışında kendini ağrıyla belli eden bir hastalığı fark edemez ve bu sebepten dolayı kısa sürede hayatı sona erebilir. Ağrı hissetmemek demek, hastalığın verdiği uyarıyı fark edememek ve kendini çevrenin olumsuz etkilerinden koruyamamak demektir.
Portal Venöz Sistem:
İnsan vücudunda fazla miktarda aminoasit metabolizması sonucunda oluşan amonyak, zehirli etkiye sahiptir. Vücuda giren besinler sindirilip ince bağırsaklarda emildikten sonra direkt kan dolaşımına verilirken, zehirli olan amonyak hepatik portal sistem aracılığıyla karaciğere gönderilir. Burada üreye dönüştürülüp zehirden arınmış olur ve sonra kan yoluyla böbreklere, oradan da idrarla vücut dışına gönderilir.
Hepatik portal sistem olmasaydı amonyak da direkt kana geçerdi. Kanda amonyak konsantrasyonu arttığından toksik etki görülürdü.
Kafatası:

Samimi İman

Samimiyet ve içtenlik, kişinin güvenilir ve saygın olmasına vesile olan çok önemli bir özelliktir. Samimi olan insanlar hayatlarının her alanında bu güzel ahlakı sergileyerek topluma örnek olurlar.

Samimiyetsiz insanlar ise çevreye güven telkin etmediği gibi, kendisine her zaman kuşku ile bakılan, ahlakından hiçbir zaman emin olunamayan kişilerdir. Bu karaktere sahip insanlar, İslam ahlakının gereği olan samimiyeti sosyal yaşamlarında hayata geçiremedikleri gibi, dini vecibelerini yerine getirirken de tam olarak yaşayamazlar.

Etrafımızda Allah'a inandığını dile getiren çok sayıda insana rastlarız. Ancak bu kişilerin çoğu Allah'a iman etmenin gereklerini yerine getirmekte gereken titizliği göstermezler. Allah kullarını, Kuran'ı Kerim'de bildirdiği emir ve yasaklara uymaları konusunda uyarır. Faizden, zinadan, yalandan, fitneden uzak durmalarını öğütler. Namaz kılmak, oruç tutmak, sabır ve tevekkül sahibi olmak gibi pek çok ibadeti kararlılıkla uygulamamızı emreder. Buna rağmen samimi olarak iman etmeyen insanlar, bu emir ve yasakları uygulamak konusunda umursamaz davranırlar. Menfaatlerine uygun olmayan bu yaşam tarzı onlara zor ya da sıkıcı gelir. Çünkü daha fazla ve daha kolay para kazanmak için faiz yemek, nefislerini tatmin etmek için zinaya yaklaşmak, mecbur kaldıklarında yalan söylemek çıkarlarına daha uygun gelir. Namaz kılmak, oruç tutmak gibi farz olan ibadetleri ise vakit bulamadıklarından, ileriki yıllara ertelediklerinden ya da önemini yeterince kavrayamadıklarından yerine getiremezler.

Kuran Ahlakının Getirdiği Güzellikler

Allah'ın varlığına inanan bir insanın ilk yapması gereken, Yaratıcısı'nın emir ve yasaklarını öğrenmektir. Allah'ın razı olacağı ahlakı, davranışları, yaşam biçimini, emir ve yasaklarını öğrenebileceği en önemli kaynak ise Kuran’ı Kerim’dir.
Vicdanına uyan insan, Allah’ın Kuran’da bildirdiği sınırları koruyarak yaşar. Ahirette hesabını vereceğini bildiği için Allah’ın razı olmayacağı davranışlardan uzak durur. Rüşvet, kumar, kıskançlık, hırsızlık, cinayet, zina gibi Kuran ahlakına uymayan eylemlere yaklaşmaz.
Dini yaşamayan toplumlarda ise insanlar her türlü ahlaksızlığa açık hale gelir. Dinsiz bir toplumda öncelikle aile kavramı ortadan kalkar. Aileyi oluşturan bağlılık, sevgi, saygı ve sadakat gibi değerler tamamen yok olur. Aile kurumunun zarar görmesiyle de toplum çökmeye başlar. Dinsiz toplumlarda kimse kimseye saygı, sevgi ve merhamet duymaz.
Kuran ahlakının yaşanmasının insan hayatı için çok önemli faydaları vardır. Yeryüzünde yaşanan tüm olumsuzluklar, savaşlar, zulümler ancak bu güzel ahlakın yaşanmasıyla çözüme kavuşur.
Devlet Sistemine Faydaları:
İtaat Kuran’da sıkça geçen bir konudur. Kuran ahlakına sahip bir insan devletine karşı itaatli ve saygılı olur. Böylece devlet sistemi düzenli işler.
Allah korkusu olan insanlardan oluşan bir toplumda adli olaylar neredeyse tamamen sona erer. Anarşi, terör, bozgunculuk, cinayet gibi olaylarla uğraşmak zorunda kalmayan devlet, bütün gücünü ülkenin içte ve dışta kalkınması ve güçlenmesi için harcar. Bunun sonucunda da güçlü bir devlet ortaya çıkar.
Eğitime Sağladığı Faydalar:

Zengin Fakir Ayrımı

Dünya hayatına sımsıkı bağlı olan insanlar birbirlerini tevazu, akıl, merhamet, şefkat, fedakarlık gibi Kuran ahlakının kazandırdığı üstün özelliklere göre değil; zenginlik, güzellik gibi geçici dünyevi kriterlere göre değerlendirirler. Bu bakış açısının sonunda zengin - fakir ayrımı yaparak insanlara karşı; mimiklerine, ses tonuna, bakışlarına kadar yansıyan değişik tavırlar sergilerler.
Mesela bulundukları ortama zengin biri geldiğinde ayağa kalkar, kibar bir tavırla karşılar ve kişinin her isteğini yerine getirmeye çalışırlar. Ortamdaki rahatlığını sağlamak için büyük çaba sarfederler. Fakir bir insan geldiğinde ise ayağa kalkmaya gerek duymaz, umursamaz bir tavır takınır ve ilgisiz davranırlar.
Din ahlakından uzak yaşayan bu tür insanlar, zengin kimselere genellikle “siz” diye hitap ederken, fakir bir kişiyle “sen” diye konuşurlar. Bazı hastanelerde ya da bu tür hizmet verilen alanlarda zengin insanları saygılı bir şekilde karşılayıp her türlü işlerini titizlikle yerine getirirken, fakir insanlara aynı özeni ve saygıyı göstermezler. Hatta yeri geldiğinde aşağılamaya varan üsluplar sergilerler. Zengin ve itibarlı kişilere karşı genellikle ince ve yumuşak bir ses tonu kullanırken, fakir bir insanla normal ses tonu ile konuşurlar. Mesela genel müdürle konuşurken kullandıkları ses tonu ve üslupla, iş yerinin çaycısına karşı kullandıkları üslup arasında çok büyük fark vardır. Genel müdürden menfaat elde etme ihtimalleri olduğu için, ona karşı mümkün olduğunca nezaketli ve saygılıdırlar. Çay servisi yapan çaycıdan beklentileri olmadığından kibar olma ihtiyacı hissetmezler. Hatta çoğu zaman rica etmek yerine emir verir tarzda konuşurlar. İnsanlar arasında oluşan bu sınıf ayrımı, güçlünün güçsüzü ezmesi şeklinde hayatın her alanında kendini gösterir.

KAFİRUN SURESİ

De ki: Ey kâfirler, Sizin taptıklarınıza ben tapmam. Siz de benim taptığıma tapıcılar değilsiniz. Ben asla sizin taptıklarınıza tapacak değilim. Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim banadır.

FURKAN

Ey Müminler! Eğer Allah’tan korkup sakınırsanız o size hak ile batılı birbirinden ayırt etmek için ince bir anlayış(Furkan) ve ışık(Nur) verir. Günahlarınızı örter. Sizi bağışlar. Allah çok büyük lütuf sahibidir.

Dinsizliği Yayma Yöntemleri

İnsanların Kuran ahlakına uygun yaşamalarını engellemek için yoğun çaba sarfeden şeytan, türlü oyunlarla dinsizliği yaymaya çalışarak, kendi sistemini topluma yerleştirmeyi amaçlar. Allah’ın varlığının milyonlarca delili olmasına rağmen, şeytanın telkini ile bunu farkedemeyen bazı insanlar, inkarda direnerek din ahlakını yaşamaktan kaçarlar. Bununla da kalmaz büyük bir mücadele yürüterek dinsiz bir toplum yaratmaya çalışırlar.
"... Gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına gizli-çağrılarda bulunurlar..." (Enam Suresi, 121)
Bu mücadeleyi yapan şeytan ve yandaşları, dünyanın hemen her yerinde aynı çarpık mantıkları öne sürer ve aynı hilelere başvururlar. Çünkü hepsi, şeytanın ortak dilini konuşur. Amaç Allah'ı inkar etmektir. Bu tür insanlar, birbirlerini tanımasalar dahi Allah'ın dinine karşı bir faaliyet olduğunda anında örgütlenirler. Görünürde tek bir merkezden organize edilmedikleri halde şeytani bir etkiyle aynı mantığa sahip olurlar. Diğer bir ifadeyle şeytan tarafından yönetilen bu insanların konuşmaları, tepkileri, sloganları hep aynıdır.
Bu mücadelede verilen telkinler çoğu zaman direkt mesajlar olarak değil, dolaylı yollardan topluma empoze edilir. Böylece insanların tepkisini çekmeden kabul edilmesi sağlanır. Mesela bilimsel bir gerçekmiş gibi kabul ettirilmeye çalışılan evrim teorisi, dinsizliği yaygınlaştırmak için kullanılan araçlardan bir tanesidir. Herşeyin kendiğinden oluştuğunu iddia eden bu teori, okullarda genç beyinlere empoze edilerek Allah inancından uzaklaşmaları amaçlanır.

KURANDAN ÖRNEK DULAR

1.Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.
2.Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver ahrette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru.
3.Ey Rabbimiz! Cehennem azabını bizden uzaklaştır. Çünkü onun azabı dehşetli ve süreklidir.
4.Ey Rabbimiz! Bize peygamberlerin vasıtası ile vaat ettiklerini de ikram et. Kıyamet gününde bizi rezil rüsva eyleme. Şüphesiz ki sen sözünden caymazsın.
5.Ey Rabbimiz! Bize gözümüzün aydınlığı eşler ve çocuklar bahşeyle ve sahiplerine önder kıl.
6.Ey Rabbimiz! Biz ancak sana tevekkül edip güvendik yalnız sana yöneldik. Ve biliyoruz ki dönüş sanadır.

KURANI KERİMİN KİTAP HALİNE GETİRİLMESİ

Kuran Hz. Ebubekir zamanında kitap haline getirildi. Kuran sayfaları deri parçaları ve eşyaların üzerine yazılıydı. Peygamberimize gelen vahiyler ceylan derilerine tahta kemik hurma yaprağı ve ince beyaz taşlara yazılıyor çok sıkı bir şekilde korunuyordu. Ayrıca bütün Kuran hafızlar tarafında ezberleniyordu. Yalancı peygamberlerle yapılan savaşlarda pek çok hafızın şehit olması üzerine Hz. Ömer Kuran sayfalarının toplatılıp kitap haline getirilmesini teklif etti.
Hz. Ebubekir Kuran ayetlerinin kitap haline getirilmesi görevini Zeyd bin Sabit’e verdi. Zeyd Bin Sabit’in başkanlığında kurulan komisyon bütün yazılı ayetleri büyük titizlik ve incelikle toplattı. Kuran ayetleri komisyon, şahitler ve hafızlar tarafından incelenerek peygamberimizin hafızlara ezberlettiği sıraya göre ayetler sıralanarak kitap haline getirdiler. En ufak bir hataya yer vermemek için kitap haline getirilen Kuran Hz. Osman tarafından bütün sahabelere okundu. Peygamberimize gelenin aynısı olduğu eksiliğinin, fazlalığının ya da herhangi bir yanlışlığının olmadığı onaylandıktan sonra Hz. Ebubekir’ e teslim edildi. Böylece Kuran bugüne kadar hiçbir kelimesi değişmeden geldi.

Reklam

İçeriği paylaş