kuran

warning: Creating default object from empty value in /home/islamisi/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Her İşte Hayır Olduğuna İnanmak

Güçlü bir imana sahip, Allah'ın gücünü gereği gibi takdir edebilen ve O'na yakın olan müminler, Allah’ın kendileri için yarattığı her olayda tevekküllü davranır ve her şeyde mutlaka hayır olduğuna inanırlar.

Tam olarak iman edemeyen, Allah’a gereği gibi teslim olamayan insanların yaşadıkları yıkım, üzüntü ve çaresizlik gibi duygular, müminlerde görülmez. Müminler Allah’ın kendileri için yarattığı kaderden razıdırlar. Ve Kuran’da bildirilen:

"… belki, bir şey hoşunuza gitmez, ama Allah onda çok hayır kılar." (Nisa Suresi, 19)

"… Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz." (Bakara Suresi, 216) ayetlerinin bilincinde olarak her zaman Allah’a sığınırlar.

Allah’a tam teslim olan müminler bu çok önemli sırrı bildikleri için, karşılaştıkları olaylarda hayır ve güzellik ararlar. Zorluk veya aksilik gibi görünen hiçbir olaya üzülmezler. Örneğin yıllar boyunca zorlukla çalışıp sahip oldukları tüm mallarını kaybetseler bile, bunda bir hayır olduğunu düşünür ve Allah’a sığınırlar. Allah'ın kendilerini bir kötülükten veya harama girmekten korumuş olabileceğine inanır ve şükrederler.
Aynı şekilde çok çalıştığı halde istediği okulu kazanamayan bir insan, Allah’a tam bir teslimiyetle sığınır ve bunda mutlaka bir hayır olduğuna inanır. Allah'ın kendisini o okuldaki bazı tehlikelerden, kişilerden veya çevrelerden koruduğunu düşünür. Hiçbir şey olmasa bile Allah’ın takdir ettiği sonucun kendisi için en hayırlı sonuç olduğuna inanır ve bunun için Allah’a şükreder.

Sizce Huzur Nerededir?

Huzur, hemen hemen bütün insanların ihtiyaç duyduğu bir ruh halidir. Huzurlu insan sağlıklı yaşar, sağlıklı düşünür ve stres gibi sıkıntı verici duygulardan uzak bir yaşam sürer.

Bazı insanlar iyi bir aile ortamını, doğayı, hoş bir müziği ya da yoga gibi bedensel aktiviteleri huzurun anahtarı olarak görür. Yoğun yaşam mücadelesinde kendilerine ayırdıkları ufak zaman dilimleriyle huzuru yakalamaya çalışır.

Oysa Allah’ın anılmadığı, hatırlanmadığı her ortamda şeytan, en sinsi planlarıyla insanları büyük sıkıntılara düşürmeyi hedefler. Amacı Allah’a güvenip dayanmayan, O’na şükretmeyen, hep daha fazlasını isteyen doyumsuz insanların çoğalmasını sağlamaktır. Nitekim şeytan, amacını şu şekilde dile getirmiştir:

"Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın." (Araf Suresi, 17)

Şeytanın esiri olan insanlar, her iki dünyaları içinde kendilerine ızdırap verecek sonuçlarla karşılaşırlar. Sadece ahiretlerini sonsuz cehennem azabına çevirmekle kalmaz, çok değer verdikleri dünya hayatlarını da sıkıntı ve stres içinde yaşarlar. Karşılaştıkları olaylarda gösterdikleri tevekkülsüz tavırları nedeniyle aradıkları huzuru asla bulamazlar.
Zor anlarda Allah’a güvenip dayanmanın insana verdiği huzur ve güven duygusu, Kuran’da geçen Hz. Musa kıssasında şu şekilde bildirilmiştir:

İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler.

(Musa:) "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir." (Şuara Suresi, 61- 62) diyerek Hz. Musa, yanındakiler gibi korkuya kapılmadan, huzur içinde Allah’a sığınmıştır.

Allah Zorluk Dilemez

Hiç şüphesiz din, Allah Katında İslam'dır… (Ali İmran Suresi, 19) Allah, iman eden kulları için seçip beğendiği İslam dininde iman edenlerin ayaklarını sağlamlaştıracağını ve korkularından sonra onları güvene çıkaracağını Nur Suresi 55. ayetinde vaat etmiştir.

Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez… (Bakara Suresi, 185) ayetinden de anlaşıldığı gibi Allah kulları için zorluk istemez ve iman eden kullarını… kolay olan için başarılı kılacağız. (A'la Suresi, 8) buyurur. Ancak bazı kişiler İslam dinine sonradan eklenen ve Kuran’a tamamen tezat olan bilgilerle, İslam’ın yaşanması zor bir din haline dönüşmesine vesile olmuşlardır. Bunun sonucu olarak da pek çok kişi İslam’dan uzaklaşmış, bu “zor” zannettikleri dini yaşamayı hep ileriki yaşlara ertelemişlerdir.

İnsanların çoğu, kendilerine din olarak sunulan bilgilerin doğruluğundan emin olmadan, çoğunluğun uygulamasını referans alarak yanlış bir dini inanç sistemine yönelmişlerdir. Sağlam bir Kuran bilgisi ise insanın, sunulan bilgilerden yanlış olanları eleyerek en doğruya ulaşmasına vesile olur. Ancak hatalı bilgi ilk bu noktada ortaya çıkar. Genelde bizlere öğretilen, “Kuran’ı siz anlayamazsınız, âlimler okuyup açıklar, siz de onlardan dinleyerek öğrenebilirsiniz” telkinidir. Oysa Rabbimiz, “Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?” (Kamer Suresi, 17) buyurmuştur. Kuran, âlimlere ya da din adamlarına indirilmiş bir kitap değildir. “Ve şüphesiz o (Kur'an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız.” (Zuhruf Suresi, 44) ayetinden de anlaşıldığı gibi her insan ahirette tek başına hesap verirken, Kuran’dan sorulacaktır.

Hz. İbrahim

Kuran'ı Kerim'de ilk peygamberin Hz. Adem olduğunu bildirilir. Hz. Adem'den sonra Kuran'da adı geçen ikinci peygamber Hz. Nuh'tur. Hz. İbrahim ise, Hz. Nuh'tan sonra gelen ve onun soyundan olan peygamberdir.

Hz. İbrahimin Kavmi:

Hz. İbrahim putperest bir kavim içinde yaşıyordu. Taştan, tahtadan heykeller yapan, sonra da bu heykelleri ilah edinip onlara tapan, dua eden ve onlardan yardım dileyen bu kavim, kendi elleriyle şekil verdikleri, hareket edemeyen bu cansız tahta ve taş parçalarından korkarak, onlardan medet umuyorlardı.

Hz. İbrahim böyle bir kavmin içerisinde yetişmiş,onlarla birlikte büyümüş ve onların eğitimini almıştı. Ancak çevresindeki herkes böylesine sapkın ve batıl bir yaşam sürerken o, çevresindekilerden çok farklı bir karakter ve çok üstün bir ahlak göstermiş, Allah'a olan imanı sayesinde kavminden kopup ayrılmıştı. Hz. İbrahim salih bir kul olarak, bu azgın ve saldırgan putperestlerin arasında Allah'ın Hak Dini'ni ve güzel ahlakı temsil etmişti.

Hz.İbrahim'e Peygamberlik Verilmesi:

Peygamberlik, Allah'ın seçkin kullarına nasip ettiği şerefli bir makamdır. Her zaman güçlü imanları, güzel ahlakları ve örnek tavırları ile çevrelerinin dikkatini çeken peygamberler, içinde yaşadıkları sapkın toplumdan bu özellikleriyle ayrılmışlardır. Onları diğer insanlardan ayıran en önemli vasıflardan biri de, Allah'tan vahiy almalarıdır.

Helikopter Kanatlı Bitki

Avrupa akağaçlarının tohumları, helikopterlerdeki pervaneye benzer çok enteresan bir yapıya sahiptir. Hava yoluyla üreyen bu ağaçların tohumları, sadece tek taraftan çıkan bir kanada sahiptir. Bu kanat sayesinde rüzgâr çıktığında kendi etraflarında dönerek hareket edebilirler.

Olgunlaşan her kanat, tıpkı böcek kanadı gibi zar şeklindedir ve üzerinde damarlar bulunur. Akağaç tohumları, kendi etrafında dönerek hareket edebilecek şekilde yaratılmışlardır. Bu da onların düşüş hızını yavaşlatmaktadır. Eğer rüzgâr yoksa tohumlar yavaş yavaş kendi etrafında dönerek yere düşerler. Döllenme işleminin en büyük yardımcısı rüzgârlardır. Helikopter tohumlar, rüzgârlar sayesinde bazen kilometrelerce süren uzun mesafeleri dahi aşabilirler.

Tohumlar, ilk yaratıldıkları andan itibaren, bulundukları ortamda ihtiyaçları olan sistemlerle donatılmış olarak var olmuşlardır. Kuşkusuz bu sistemler tesadüfle açıklanamayacak kadar mükemmeldir. Tohumlara, sahip oldukları bu özelliği veren, üstün ve güç sahibi olan Yüce Allah’tır. O’ndan başka İlah yoktur.

Allah’a ve Elçilerine İtaatte Koşul Yoktur

Şeytanın en önemli özelliği itaatsiz olmasıdır. Rabbimize karşı gelmiş ve kâfirlerden olmuştur.

Ve meleklere: "Adem'e secde edin" dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu. (Bakara Suresi - 34)

Çok açık bir gerçek var ki şeytan, kendisine secde etmek zorunda bırakıldığı ve cennetten kovulmasına vesile olduğu için insanı sorumlu tutmuş ve bu nedenle insana düşman olmuştur. Kendisinin de gideceğini bildiği cehenneme insanların çoğunu sürüklemek için and içmiş ve Rabbimizden bunun için kıyamete kadar süre istemiştir.

Demişti ki: "Şu bana karşı yücelttiğine bir bak; andolsun, eğer bana kıyamet gününe kadar süre tanırsan, onun soyunu -pek az dışında- kuşkusuz kendime bağlı kılacağım. Demişti ki: "Git, onlardan kim sana uyarsa, şüphesiz sizin cezanız cehennemdir; eksiksiz bir ceza." (İsra Suresi – 62 – 63)

İlginç olan konu şeytanın, Allah’ın izni dışında bir şey yapamayacağının farkında olmasına rağmen, Allah’tan izin isteyip insanları bu büyük güce karşı itaatsiz olmaya ve inandıklarını söyledikleri Allah’ı onlara unutturmaya and içmesidir.

Bir insanın Allah’a ve elçisine itaat etmesi, onun imanının en önemli göstergesidir. İman etmeyen insanlar içinse itaat en zor konudur. Varlığından emin oldukları Allah’a ve emirlerine boyun eğmek, nefislerine çok ağır gelir. Özgür olmak onlar için çok önemlidir. Hayatta kendileri dışında hiç kimseye sorumluluk duymadan yaşamak ve diledikleri her şeyi, kural tanımadan yapmak isterler. Bu tavırları ile farklı ve ulaşılmaz olduğunu zanneden bu insanlar, ne kadar özgür olduklarını düşünseler de, aslında pek çok sahibi olan bir köleden farksızdırlar.

Münafıklar Mağlup Olacaktır

Münafıklar, başlangıçta iman ettikleri için ya da menfaatleri gereği müminlerin içinde yaşarlar. Ancak imandan sonra sapmaları durumunda veya menfaatleri çatıştığında müminlere karşı mücadeleye başlarlar.

Münafıklar, müminlerin içinde yaşadıkları sürece kendi gibi insanları çok kolay teşhis ederler. Zoraki ibadet eden ve Allah’ı anmaktan sıkılan, temizliğine dikkat etmeyen, iyiliği emredip kötülükten sakındırmayan, gösteriş için infak eden, sözüne güvenilmez ve tembel kişilerle yakınlık kurarlar. Bu kişiler bir araya geldiklerinde, Allah’ı anmaları veya iyiliği konuşmaları gerekmediği için birbirlerinin yanında rahat eder, müminlerin yanında ise sıkılırlar. Bir araya geldikleri her zaman, müminlerin aleyhine tuzaklar kurmak için örgütlenirler. Müminlerin arasına nifak sokup ayrılığa düşmelerini ve dağılıp gitmelerini isterler.

Onlar ki: "Allah'ın Resûlü yanında bulunanlara hiç bir infak (harcama)da bulunmayın, sonunda dağılıp gitsinler," derler. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır. Ancak münafıklar kavramıyorlar. (Münafikun Suresi - 7)

Münafıkların bir araya gelip gizli toplantılar yaptıkları, fitne ve isyanı konuştukları Kuran’da şöyle haber verilmiştir:
'Gizli toplantıların fısıldaşmalarından' (kulis) men' edilip sonra men' edildikleri şeye dönenleri; günah, düşmanlık ve peygambere isyanı (aralarında) fısıldaşanları görmüyor musun? Onlar sana geldikleri zaman, seni Allah'ın selamladığı biçimde selamlıyorlar. Ve kendi kendilerine: "Söylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azap etse ya." derler. Onlara cehennem yeter; oraya gireceklerdir. Artık o, ne kötü bir gidiş yeridir. (Mücadele Suresi -8)
Bu toplantılarını geceleri düzenledikleri de bir başka Kuran ayetinde şu şekilde bildirilmiştir:

Kuran Ahlakından Uzak Yaşayan Toplumlar

İnsanların Kuran’ı okumadıkları ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz oldukları gerçeğine her gün biraz daha şahit olmaktayız. Kuran’da emredilen güzel ahlak ve imandan uzak yaşayan insanların oluşturduğu toplumlarda hırsızlık, dolandırıcılık, fuhuş, uyuşturucu, cinayet, zina ve pek çok suç ve eylemler yaygın halde görülmektedir. Allah korkusu olmayan insanların şeytanın telkiniyle hareket etmesi sonucunda ortaya çıkan bu vahim tablonun, son yıllarda oldukça tehlikeli boyutlara ulaştığını görmekteyiz.

İnsanlara empoze edilmeye çalışılan ‘anı yaşa’ telkinleriyle ve ‘hümanist’ felsefelerle yalnızca dünya zevkleri için yaşamak gerektiği düşüncesi yaygınlaşmış, bunun sonucunda da insanlar Allah korkusundan ve ahiret inancından uzaklaşıp gaflet içinde yaşamaya başlamışlardır.

Allah’ın razı olacağı bir hayat yaşamaktan ziyade nefisinin bencil tutkularının peşinden giden insan, dünyanın bütün zevklerini sonuna kadar yaşamayı hedefler. Bu yolda da her şeyi yapabilecek bir ruh yapısına sahip olur. Mantık çizgisinden ayrılan bu insanlar sadece duygularına göre hareket eder ve çoğu zaman yanlış kararlarla yanlış adımlar atarak tüm hayatlarını ve en önemlisi ahiretlerini tehlikeye sokarlar.

‘Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah Katında olandır.’ (Ali İmran Suresi, 14)

Kurtuluş, Kuran Ahlakının Yaşanmasında!

Kuran ahlakının temelini oluşturan güzelliklerin başında hiç şüphesiz müminler arasında yaşanan birlik, beraberlik, fedakârlık, dayanışma, koruyup kollama ve benzer özellikler yer alır.

Kuran ahlakının yaşandığı toplumlarda insanlar sevgi, barış ve hoşgörüye dayalı, huzurun hâkim olduğu bir yaşam sürerler. Bu tür özellikler sergileyen toplumlar her zaman diğer toplumlara göre daha hızlı bir gelişim gösterirler. Çünkü toplum içinde birlik ve beraberlik sağlandığı takdirde bireyler, güç ve enerjilerini kavga, çatışma, savaş ve fitneye değil, barış, hayır ve güzelliklere yönlendireceklerdir. Allah, hayır için birlikte çalışanları Kendi katından bir yardım ile müjdelemiştir. Bu nedenle Allah müminlere, birbirleriyle çekişmemelerini, yoksa güçlerinin gideceğini ve zayıf düşeceklerini bazı ayetlerinde hatırlatmıştır. Bu ayetlerden biri şöyledir:
Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir. (Enfal Suresi, 46)

Tartışma, kırgınlık, alınganlık, nefret gibi özellikler, şeytanın insanlara telkin ettiği kötü ahlak özelliklerindendir. Müminler bu tür kötü ahlak özelliklerinden, şeytanın telkin ve vesveselerinden, Kuran ahlakına uygun yaşayarak korunurlar. Rabbimiz bir Kuran ayetinde, “Nefisler ise 'kıskançlığa ve bencil tutkulara' hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik yapar ve sakınırsanız, şüphesiz, Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (Nisa Suresi, 128) buyurarak, tüm insanların aslında bu tür özelliklere elverişli olduğunu, “Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından' korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr Suresi, 9) ayeti ile de bu özelliklerden korunanların kurtuluşa ereceğini bildirmiştir.

Dua’m

Evren’in, canlı ve cansız her şeyin yaratıcısı büyük Allah’ım. Senin gücün karşısında tüm kainat boyun eğmiş ve seni tesbih ederken, kibirli şeytana uyup senden gaflete düşen biz aciz kullarına merhamet et affı bol, şefkatli Allah’ım.

Sen, gözlerimizi ve gönüllerimizi zenginleştir. Gözleri olup göremeyen, kalbi olup körelenlerden kılma bizi. İmandan sonra sapmaktan koru, nurunla aydınlat içimizi.

Yaşamımız, ölümümüz, sahip olduğumuzu sandığımız her şeyimiz senin, benim Ganiy Allah’ım. Mülkünü biz aciz kullarına lütfettiğin için şükürler olsun sana ya Rabbim. Güzel renkleri, kokuları, tatları, kutsal kitabımızı, dinimizi, güzel peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’i biz kullarına hediye ettiğin için çok şükür Allah’ım.

Tevbelerimizi, şükürlerimizi, dualarımızı, ibadetlerimizi kabul et, yanlışlarımızı düzeltmemizde bize yardım et ya Rabbim.

Şeytanın ve nefsimizin şerrinden bizi koru. Bizleri güçlü, sabırlı ve ibadette kararlı kıl benim Aziz Allah’ım.

Ölüm anında pişmanlık yaşatma. Ahirette nurları sağ yanlarında ve önlerinde Rabbine doğru koşanlardan olmamızı nasip et. Ateşin azabından koru bizleri. Cehennem ateşiyle değil, Allah aşkı ile yak bizleri. Adn ve Firdevs cennetlerinde, seçilmiş elçilerin ve mümin kullarınla beraber olmamızı nasip et Kadir Allah’ım.

Allah’ım, senin iznin olmaksızın bir yaprak dahi düşmez. Sen “Ol” dersin ve olur. Sen izin ver, müminler dünyaya hâkim olsun, sen izin ver kötüler yok olsun, sen izin ver imanımız artsın benim Cebbar Allah’ım.

Sabır ve hayırlarda mümin kardeşlerimizle yarışalım, iyiliği emredip kötülükten sakındıralım, öfkemizi yutalım, Allah sevgisi ve Allah korkusu ile yaşamımızın her anını Sana adayalım.

Ne olur “Ol” de olsun Allah’ım.

Reklam

İçeriği paylaş