kuran

warning: Creating default object from empty value in /home/islamisi/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Münafık Karakteri

Münafık kelimesi, karışıklık, bozgunculuk çıkaran anlamına gelir. Münafıklar, mümin olmadıkları halde mümin taklidi yaparak, onların içinde barınmaya çalışan, menfaatçi yapıya sahip, ikiyüzlü insanlardır. Münafıklar çeşit çeşittir. Kimi sadece maddi menfaat için müminlerin içindedir, kimi müminlere hırsından dolayı onlara zarar vermek için aralarına girer, kimi de iman eder ancak daha sonra niyetlerini bozar ve inkara saparlar. Ancak hepsinin ortak bir özelliği vardır, o da müminlere düşman olmaları ve bu yönde çaba sarf etmeleridir.

Allah'a and içiyorlar ki (o inkar sözünü) söylemediler. Oysa andolsun, onlar inkar sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından sonra inkara sapmışlardır ve erişemedikleri birşeye yeltenmişlerdir... (Tevbe Suresi -74)

Münafıklar, müminlerin arasında yaşadıkları sürece, onlar gibi davranarak, kendilerini gizlemeye çalışırlar. Müminlerin başına bir sıkıntı ve zorluk geldiğinde ya da menfaatleri çatıştığında ise gerçek yüzleri ortaya çıkar. İman edenlerin yanından ayrılırken veya ayrıldıktan sonra onlara zarar vermeye ve müminlerin arasındaki birliği bozmaya çalışırlar.

Münafıklar, karakter olarak şeytanla birebir aynı özellikleri taşırlar. Şeytan gibi, Allah’ın varlığını bilir ve kabul ederler. Ancak Allah’tan korkmak yerine, Allah’ın kalplerinde gizledikleri hainliği açığa çıkaracak bir sureyi indirmesinden korkarlar.

Münafıklar, kalblerinde olanı kendilerine haber verecek bir sûrenin aleyhlerinde indirilmesinden çekiniyorlar. De ki: "Alay edin. Şüphesiz, Allah kaçınmakta olduklarınızı açığa çıkarandır." (Tevbe Suresi -64)

Dünya Hayatı Oyun ve Oyalanmadır

Yaşadığımız her an, Allah’ın bizler için yarattığı güzelliklerle ve nimetlerle karşılaşırız; soluduğumuz hava, doğadaki muhteşem manzaralar, çiçekler, yüzlerce çeşit hayvan ve yaşamımızı sürdürmemiz için gerekli olan sayısız yiyecek… Ancak saymakla bitmeyecek kadar çok olan bu eşsiz nimetlerle dolu dünya hayatı hakkında bilinmesi gereken önemli bir gerçek vardır. Kuran' da ‘Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.’ (Al-i İmran Suresi, 185) ayetiyle bildirilen bu gerçek, bize dünya hayatına ait tüm güzelliklerin geçici olduğunu göstermektedir. İnsanların sımsıkı sarıldığı işleri, malları, sevdikleri herkes ve her şey sadece bu dünyaya ait şeylerdir ve ölümle birlikte hepsi yok olacaktır.

‘O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı...’ (Mülk Suresi, 2) ayetinden anlaşılacağı gibi Allah, dünyayı ve tüm nimetleri, insanlardan hangilerinin salih amellerde bulunacağını denemek için yaratmıştır. İnsanlar bu dünyada çok kısa bir süre yaşayacak ve ardından ahiret hayatı başlayacaktır. Sonsuz cennet ya da sonsuz cehennem hayatı için bir sınav yeri olan dünyaya bakış açısı, ‘sonuna kadar tadını çıkararak yaşamak’ değil, Allah’ın razı olacağı şekilde yaşamak olmalıdır. ‘Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır'. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi.’ (Ankebut Suresi, 64) ayeti, bu çok önemli gerçeği bize hatırlatmaktadır.

Bu noktada, çok kısa olan dünya hayatını amaç edinip sadece bunun için çabalayan insan büyük bir aldanış içine düşmüş demektir. Oysa Allah kullarını yararsız şeyler peşinde koşmamaları gerektiği konusunda açıkça uyarmaktadır:

Boş İşlerden ve Sözlerden Kaçınmak

Allah’a iman etmeyen insanlar, yaşamlarının dünya hayatıyla sınırlı olduğunu düşündüklerinden dolayı ahiret hayatı için herhangi bir şey yapma gereği duymazlar. Ahireti düşünmeyen bu insanlar zamanlarını boş sözlere dalarak, ne kendilerine ne de çevresindekilere fayda sağlamayacak konuşmalarla ve boş işlerle oyalanarak harcarlar. "Onların kalpleri tutkuyla oyalanmadadır..." (Enbiya Suresi, 3) Ancak oyalanmayla geçen bu hayatın sonunda; her davranış, her söz, her düşünce hesap günü insanın karşısına çıkacak ve sonsuz hayatını etkileyecek bir öneme sahip olacaktır.

Bazı insanların Kuran ahlakını yaşama konusunda en çok yanıldığı noktalardan biri, hayatlarını “ibadet zamanları” ve “diğer zamanlar” olarak iki bölüme ayırmalarıdır. Bu insanlar yalnızca belirli zamanlarda ahiret hayatını hatırlar, geri kalan zamanlarda ise dünya işlerinin sözde karmaşasına kapılarak zamanlarını faydasız işler ve düşüncelerle geçirmeye devam ederler. Herhangi bir konu hakkında hiç sıkılmadan, yorulmadan saatlerce konuşan, zamanlarını bilgisayar başında oyun oynayarak ya da televizyon seyrederek harcayan bu insanlar, Allah’ı anmayı sadece ibadet zamanlarında akıllarına getirirler ve kendilerince bunun yeterli olduğunu düşünürler. Başlarına bir musibet geldiğinde için için Allah’a yalvaran bu insanlar, normal hayatlarına döndüklerinde Allah’tan uzak bir hayat sürmeye devam ederler.

Size denizde bir sıkıntı (tehlike) dokunduğu zaman, O'nun dışında taptıklarınız kaybolur-gider; fakat karaya (çıkarıp) sizi kurtarınca (yine) sırt çevirirsiniz. İnsan pek nankördür. (İsra Suresi, 67)

Samimiyetsiz ve Yapmacık Olmak

Yüce Rabbimizin Kuran’da bildirdiği güzel ahlakı gereği gibi yaşamayan toplumlarda genellikle samimiyet, sadelik ve içtenlik yerine, samimiyetten uzak, yapmacık tavır ve davranışlar hakim olur.

Çoğu zaman dini yaşadığını zanneden ve kendisini bu konuda çok yeterli gören insanlar da, aslında son derece samimiyetsiz oldukları için, Kuran ahlakından uzak bir hayat sürdüklerinin farkına dahi varamazlar.

Allah’ın varlığını ve kudretini kavrayamadıkları için din, onların sosyal hayatları dışında yaşadıkları ve gizli tutulması gerektiğini düşündükleri, dört duvar arasında kalan bir etkinliktir. Allah’ın anıldığı ortamlarda, ‘herkesin inancı kendine’ diyerek, samimiyetsiz bir cümle ile konuyu kapatmak isterler. Hayatları boyunca nefislerini tatmin için yaşayıp, yaşlandıklarında hacca giderek arınacaklarını düşünürler. Hac’dan döndüklerindeyse, çoğu zaman eski nefsani yaşantılarına devam ederler.

İnsanlardan öyleleri vardır ki, bilgisizce Allah'ın yolundan saptırmak ve onu bir eğlence konusu edinmek için sözün 'boş ve amaçsız olanını' satın alırlar. İşte onlar için aşağılatıcı bir azap vardır. (Lokman Suresi - 6)

Sadece Cuma namazına çokça titizlik gösterip, Allah’ın Kuran’da emrettiği vakti belirlenmiş farz namazlarını görmezden gelenler, ya da Ramazan’dan Ramazan’a namaz kılıp kalan 11 ayda secde etmeyenler, samimiyetsiz tavrın en belirgin göstergesidirler. Aslında namaz vakitleri, Rabbimizin bize verdiği buluşma saatleridir. Namaz kılarken huşu içinde, dünyadan sıyrılmış, yalnızca Yaratan’ı düşünen ve yücelten bir ruh halinde olmamız gerekir. Bir yandan namaz kılıp, bir yandan da televizyondaki diziyi takip etmek, ya da akşam pişireceğiniz yemeği düşünmek, son derece samimiyetsiz olur.

Allah'a Şükretmek

Çevremize şöyle bir bakarsak Allah'ı ve O'nun sonsuz gücünü tanıtan sayısız güzelliklerle dolu bir dünya görürüz. Masmavi denizler, yemyeşil ormanlar, rengarenk çiçekler, kelebeklerin kanatlarındaki muhteşem renkler ve desenler, kuşlar, birbirinden lezzetli ve faydalı meyveler, sebzeler ve bunlar gibi saymakla bitmeyecek kadar çok güzellik... İşte bunların hepsini yaratan, tüm evreni ve canlıları yoktan var eden, sonsuz güç sahibi Allahtır. İnsan şuurlu olarak düşünürse, tüm bu güzelliklerin ve hoşuna giden her şeyin, aslında Allah'ın kendisine ikram ettiği birer nimet olduğunu fark edebilir. '' Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.'' (Nahl Suresi, 18)

Nimetlerin verilmesindeki amaçlardan biri, kişiyi Allah’a yöneltmektir. İnsan sahip olduğu nimetlerin farkına varıp Allah'a şükretmelidir. Şükür, yalnızca Allah’a sözlü hamd ile değil, Rabbimizin bahşettiği nimetleri O'nun yolunda kullanmakla da olur. Bazı insanlar şükretmek için kendilerine çok büyük ya da çok özel bir nimetin verilmesi gerektiğini düşünür. Oysa insanın her anının nimet içinde geçtiği çok açık bir gerçektir. Hayatı, sağlığı, beş duyusu, nefes aldığı hava, aklı ve bunlara benzer sayısız nimet kendisine her an kesintisiz bir şekilde sunulmaktadır. Bazı insanlar gaflet içinde olduklarından dolayı, bu nimetlerin değerini onlara sahipken anlamaz ve şükretmezler; ancak bu nimetler ellerinden alındığı zaman değerlerini anlarlar.

Kuranı Anlamanın Şartları - Cevadi Amuli

Kur’an’ın derin ilminden nasiplenmek ve onun yüce marifetini anlayabilmek, Kur’an’ın hakiki öğreticisi ve sonsuz cömertlik sahibi Allah ile bizzat kuracağı kulluk ilişkisi ile mümkün olabilir. Zira “Rahman, Kur’an’ı öğretti” (Rahman, 1-2). Demek ki, Kur’an’ın öğrenilmesi, Allah’ın rahmeti ile birlikte gerçekleşen bir durumdur. Allah’ın özel rahmetine ise, muttakiler nail olur. “Allah’tan korkun (takva sahibi olun), Allah size öğretir” (Bakara, 282). Kur’an diyor ki, eğer siz en güzel elbise olan takva elbisesini (A’raf, 26) kendi ruhunuza giydirirseniz, Allah (c) size ilim bahşeder.

Kur’an’ın İnsan Şahsiyetini İnşa Siyaseti - Mehmet BİRSİN

Bu çalışmada öncelikle siyaset kavramının etimolojik değerlendirmesi yapılmıştır. Kavramın Siyaset Biliminde ulaştığı nokta ile İslam geleneğindeki kullanımı tespit edildikten sonra, İslam geleneğindeki geniş kullanımı esas alınarak Kur’an’ın siyasetinin incelenmesine geçilmiştir. ‘Değer’ kazandırıcı rolünden hareketle Kur’an’ın genel olarak çeşitli eylemlere, konumuz açısından da siyasi eylemlere yön verebileceği tespit edilmiştir. Kur’an’ın değer kazandırıcı rolünün iki temel başlık altında işlenmesi planlanmıştır. Bu birinci makalede Kur’an’ın İnsan Şahsiyetini İnşa Siyaseti incelenmiştir. Takip edecek ikinci makalede ise, Kur’an’ın Toplumsal Hayatı İnşa Siyaseti incelenecektir.
Siyaset Kavramı
Arapça ‘s-v-s’ kök fiilinden türetilen siyaset sözcüğü ilk olarak yün, elbise, meyve ve yiyecek gibi eşyalara girip yapılarını bozan güve ve kurtçuk için kullanılmıştır. İbn Manzûr, “her hangi bir şeyi kemiren onun kurtçuğudur” diyerek kelimenin sahip olduğu bu ilk anlamı genişletmiştir. Aynı kök kullanıldığı diğer formlarda ise ‘bir şeyi kemirmek/yemek’ ve ‘yaşlı hayvanları dizden düşüren bir hastalık’ için kullanılmıştır.

Umut Kesmemek

İnsanı yaratan, ona işitme, görme, düşünme yeteneklerini veren, yürümesini, nefes almasını sağlayan, rızıklandıran ve sahip olduğu her şeyi veren Yüce Allah'tır. Allah sonsuz güç sahibidir ve O'nun rahmetinden asla umut kesilmez.

Allah'ın rahmetinden umut kesen insan, Yüce Rabbimizin her şeye güç yetiren olduğu gerçeğinin bilincinde değildir. Bu tavır ''... Kafirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden umut kesmez.'' (Yusuf Suresi, 87) ayetinden de açıkça anlaşılacağı gibi kafirlere özgü bir davranıştır ve müminlerde görülmez.

Müminler Allah'a dayanıp güvenir, O'na kalpten inanır, O'nun her şeye kadir olduğunu bilir ve daima ümitvar yaşarlar. Allah'ın, dualara icabet ettiğini, her nimeti karşılıksız verdiğini bilirler. Müminler her şeyin hayırla yaratıldığına inanır ve olumsuz gibi görünen durumlarda tevekkül göstererek yalnızca Allah'a sığınırlar.

Gereği gibi iman edemeyen insanlar ise karşılaştıkları olumsuzluklarda tevekküllü davranamazlar ve kolayca yıkılırlar. Allah'ın her şeyi hayırla yarattığını unutur ve ümitsizliğe kapılırlar. 'Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.' (Bakara Suresi, 216) ayeti aslında her şeyin en doğrusunu Allah'ın bildiğini ve O'na teslim olmak gerektiğini gösteren önemli bir ayettir.

İnkarcıların Ölüm Anı

İnsanlar ölümü düşünmekten şiddetle kaçınsalar da ölüm, hiç ummadıkları bir anda ve ummadıkları bir şekilde karşılarına çıkacaktır. Ölümden kaçış yoktur. Her nefis ölümü tadıcıdır; sonra bize döndürüleceksiniz. (Ankebut Suresi -57) ayeti gereği, ne kadar sağlıklı olursanız olun, ne kadar güvenli mekanlarda yaşarsanız yaşayın, er ya da geç siz de öleceksiniz. Bu gerçek, Rabbimiz tarafından bir ayette şu şekilde bildirilmiştir:
Her nerede olursanız, ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile…(Nisa Suresi -78)
Daha önce hiç, öldükten sonra tekrar dirilip, ölüm anında yaşadıklarını anlatan bir kişi olmamıştır. Ölüm anında yaşanacakları öğrendiğimiz tek kaynak, bizlere yaşamı bahşettiği gibi, adı konulmuş bir zamanda da geri alacak olan Rabbimizin kitabı Kuran’da, açıkça ve detaylı olarak anlatılmıştır.

Kuran’da, ölüm esnasında çevredeki insanların göremediği, ancak ölen kişinin muhatap olduğu görüntüler olduğundan bahsedilir.

Hele can boğaza gelip dayandığında, Ki o sırada siz (sadece) bakıp, durursunuz, Biz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz. (Vakıa Suresi – 83, 85)

Bir başka ayette de, bu "gözlemlenemeyen olaylar"ın inkarcılar için zorluk anı olduğu şu şekilde haber verilmiştir:

Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin; Allah bunlarla, ancak onları dünyada azablandırmak ve canlarının onlar inkar içindeyken zorluk içinde çıkmasını istiyor. (Tevbe Suresi - 85)

Ayette de haber verildiği gibi inkar edenler, dünya nimetlerine aldanmış ve boş emellerle oyalanıp ölümü unutmuşlardır. Ancak inkarcıların unuttukları ölüm, bütün ihtişamı ile tezahür ederken, yaşadıkları son pişmanlık artık fayda etmeyecek, malları ve çocukları da onların zorluk içinde çıkan canını asla geri getiremeyecektir.

Kur'an'la Canlı Bir Bağlantı İçinde Olmak - Abdulhamit Karahan

Allah'ın kendini insana en çok tanıttığı ve açtığı alan, hiç kuşkusuz kelâmdır. Tarih boyunca yüce Allah'ın varlıkla ilişkisi kelâmla kurulmuş, O'nun birliği, sıfatları ve insanlara yönelik buyruklarının anlatılması, sözün imkanları içinde insanlara sunulmuştur. Bu yüzden Kelamullah hem yaratıcı, hem buyurucu, hem de ahlâki olanı belirleyicidir.1

13/03/2008

Allah, evreni yaratmak suretiyle realiteyi insanın gözleri önüne sermiş, kelamı ile de hakikati arama kılavuzunu insana vermiştir. Kelamullah, Peygamber(as)'le Allah arasındaki ilk diyalog ortamından çıkıp kitaplaşmış, Kur'an olarak yazılı bir metin haline geldikten sonra da hiç değişmeden bize kadar ulaşmıştır.2 Öyleyse insana düşen görev, kendisini ilahi kelama teslim edip Kur'an'la canlı bir bağlantı içine girmektir. Çünkü insanın kendi türü içinde gelişip olgunlaşması ve hidayete ermesi, İlahi kelamla sürekli ve canlı bir ilişki içine girmesine bağlıdır. Böyle bir ilişki, insanın zihnini, bilincini ve kalbini Kur'an'a açık tutması; onu anlayıp tatbik etmesiyle sağlanabilir.

Kur'an'la canlı bağlantı içinde olmanın en güzel örneğini Peygamber(as) ortaya koymuştur. Onun Kur'an'la bağlantısı, Cebrail'in kendisine getirdiği vahiylerle başladı. Bu vahiyler daha sonra onda bir meleke haline geldi; göğsünü ferahlattı ve belini kıran yükten onu kurtardı.3 Peygamber(as)'in üstün ahlakı temsil etmesi, onun Kur'an'la son derece canlı ve kapsamlı bir bağlantı içine girmesinden ve hayat tarzının Kur'an'a dayanmış olmasından kaynaklanır. İşte bu yüzdenPeygamber(as) Kur'an'ın yaşayan modelidir; onun kişiliği de insanın ve imanın kemalidir.4

Canlı Hitap

Reklam

İçeriği paylaş