ahlak

warning: Creating default object from empty value in /home/islamisi/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Ahlak Dinin Temelidir - Mustafa islamoğlu

Ahlak hem hilk hem de hulk köküne nisbet edilir. Hilk insanın fıtri tabiatını, hulk insanın manevi yanını, halk insanın maddi ve sosyal yanını ifade eder. Ahlak’ın hulk boyutu hilk ve halk boyutundan güçlüdür. Nasıl ki ruh bedenin, ahiret dünyanın, ğayb şahadet âleminin, mana maddenin öznesi ise, manevi olan da maddi olanın öznesidir. Birinciler ikincilerden kalıcıdır. Birinciler ikincilerin failidir. Aynı kökten gelen hilkat “yaratılış” demektir. Aynı zamanda hulk “huy” yani “alışılmış davranış” demektir.

Arap dilinin felsefesine vakıf olanlar bilirler: Hilk mastarı kesre’den dolayı ahlakın boyun eğen ve nesne olan boyutunu, hulk mastarı damme’den dolayı ahlakın baş kaldıran ve özne olan boyutunu temsil eder. Yani ahlak fıtrat’a bakan yanıyla hilkat’in nesnesi olmakta, hulk’a bakan yanıyla amel’in öznesi olmaktadır.
Batıda, 20. yüzyılın ilk yarısında latin asıllı moral sözcüğü kullanılıyordu. Bu yüzyılın son çeyreğinde özellikle Yunan asıllı etik kullanılmaya başlandı. Yunanca ethos, bizdeki “ahlak”ın karşılığıdır. Aristo’nun başyapıtlarından biri Nichomakhos’a Etick (Nikomakos’a Ahlak) adlı eseri, ahlak üzerine yazılmıştır. Ahlak Yunan kültüründe bir değerler dizgesini ifade eder.
Bu terimlerin zaman içindeki değişimlerini izlediğimizde moral’in daha çok bireysel ahlak için, etik’in ise sosyal ahlak için kullanıldığını görürüz. Birincisi İslam terminolojisinde edeb’e, ikincisi ise ahlak’a daha yakın durmaktadır.
Ahlak, son dönemlerde mesleki alanlara has kılınarak meslek ahlakları gelişmeye başlamıştır ki, tıp adamlarının uymaları gereken ahlaki kurallar müstakil bir ad almıştır: Deontoloji.
İyi-kötü ahlakın konusudur. Doğru-yanlış aklın konusudur. Güzel-çirkin estetiğin konusudur. Hak-batıl akidenin konusudur. Haklı-haksız hukukun konusudur.

Din binasının temel katı olarak ahlak

İbn Abbas’a göre din şu dört unsurdan oluşur:
1. Ahlak.
2. Akide.
3. İbadât.
4. Muamelat.

İSLAM AHLAKI

İSLAM AHLAKI

Bil ki dünya din yolunun konaklarından bir konak, Allah’a giden yolda bir uğrak ve yolcuların azıklarını almak için çölün başında kurulmuş bir pazardır. Dünya ve ahiret iki halden ibarettir. Ölümden önce olana sana yakın olduğu için dünya denir. Ölümden sonra olana da ahiret denir. Dünyaya gelmekten maksat ahirete azık hazırlamaktır. Çünkü insan başlangıçta basit ve noksan yaratılmıştır. Ancak maddesindeki kabiliyet ile kemal kazanıp meleklik suretini kalbinde nakşetmeye muktedir olur. Böylece Allahu Teala’nın huzuruna layık olur. Bu da onun Allahu Teala’nın cemalini görüp cennet-i ala ve en son saadete kavuşması demektir. İnsan bunun için yaratılmıştır. Ancak basiret gözü açılıp Allahu Teala’nın cemalini idrak etmeye liyakat ve kabiliyet hasıl olmadıkça O’nun cemalini görmek mümkün değildir. Bu derece de ancak marifet ile elde edilebilir. Bu sebepten insan su ve toprak alemine gönderildi ve Allahu Teala’nın acayip işlerini bilmek için Allahu Teala’yı bilmenin anahtarı yapıldı. İnsanın duyguları da Allahu Teala’yı bilmenin anahtarı yapıldı. Duygular da ancak su ve toprak alemine gönderildi ki yolculuk azığını tamamlasın. Kendini ve kainatı bilmekle Allahu Teala’yı tanısın.

Kötü Ahlakın Tedavisi

Kötü ahlakı terketmek isteyen için yalnız bir yol vardır: O da arzu ettiği şeylerin tersini yapmaktır. Zira şehveti, karşı koymaktan başka bir şey yok edemez. Her şey zıddı ile yok olur. Nitekim sıcaklıktan ileri gelen hastalığın ilacı, soğukluktur. Öfkeden meydana gelen hastalığın ilacı da, soğukkanlılık ve sükunettir. Büyüklenmenin ilacı, alçak gönüllülüktür. Cimrilik pisliğinin ilacı da cömertliktir. Bütün huylar böyledir.
O halde iyi işleri adet edinende, güzel ahlak meydana gelir. Şeriatın iyi işleri emretmesinin hikmeti de budur. Zira iyi işler yapmaktan gaye, kalbi çirkin şekilden iyi şekle çevirmektir. İnsanın zorlanarak zamanla adet edindiği her şey, artık onun tabiatı, huyu olur.

İslam Ahlakı

İSLAM AHLAKI

Bil ki dünya din yolunun konaklarından bir konak, Allah’a giden yolda bir uğrak ve yolcuların azıklarını almak için çölün başında kurulmuş bir pazardır. Dünya ve ahiret iki halden ibarettir. Ölümden önce olana sana yakın olduğu için dünya denir. Ölümden sonra olana da ahiret denir. Dünyaya gelmekten maksat ahirete azık hazırlamaktır. Çünkü insan başlangıçta basit ve noksan yaratılmıştır. Ancak maddesindeki kabiliyet ile kemal kazanıp meleklik suretini kalbinde nakşetmeye muktedir olur. Böylece Allahu Teala’nın huzuruna layık olur. Bu da onun Allahu Teala’nın cemalini görüp cennet-i ala ve en son saadete kavuşması demektir. İnsan bunun için yaratılmıştır. Ancak basiret gözü açılıp Allahu Teala’nın cemalini idrak etmeye liyakat ve kabiliyet hasıl olmadıkça O’nun cemalini görmek mümkün değildir. Bu derece de ancak marifet ile elde edilebilir. Bu sebepten insan su ve toprak alemine gönderildi ve Allahu Teala’nın acayip işlerini bilmek için Allahu Teala’yı bilmenin anahtarı yapıldı. İnsanın duyguları da Allahu Teala’yı bilmenin anahtarı yapıldı. Duygular da ancak su ve toprak alemine gönderildi ki yolculuk azığını tamamlasın. Kendini ve kainatı bilmekle Allahu Teala’yı tanısın.

Kötü Ahlakın Tedavisi

Kötü ahlakı terketmek isteyen için yalnız bir yol vardır: O da arzu ettiği şeylerin tersini yapmaktır. Zira şehveti, karşı koymaktan başka bir şey yok edemez. Her şey zıddı ile yok olur. Nitekim sıcaklıktan ileri gelen hastalığın ilacı, soğukluktur. Öfkeden meydana gelen hastalığın ilacı da, soğukkanlılık ve sükunettir. Büyüklenmenin ilacı, alçak gönüllülüktür. Cimrilik pisliğinin ilacı da cömertliktir. Bütün huylar böyledir.
O halde iyi işleri adet edinende, güzel ahlak meydana gelir. Şeriatın iyi işleri emretmesinin hikmeti de budur. Zira iyi işler yapmaktan gaye, kalbi çirkin şekilden iyi şekle çevirmektir. İnsanın zorlanarak zamanla adet edindiği her şey, artık onun tabiatı, huyu olur.

Ümmetin Hastalığı: Dünyevîleşme - Yaşar Değirmenci

Dünyevileşme, müminler için kanser kadar tehlikeli bir hastalıktır. ‘Dünyevileşme hastalığı’nın en önemli sebebi imanda zayıflık ve zafiyettir. Dinde laubalileşme, lakaytlık, ibadetleri geçiştirme, emir ve nehiylerde vurdumduymazlık, amelsizlik, vs. ‘dünyevileşme’nin dışa yansıyan tezahürleridir.

Dünyevileşme, dini olanın gündelik hayattan, ahlaktan, ticari ve sosyal yaşayıştan uzaklaştırılması, öneminin azaltılması, kişinin kendisini dünyanın cazibesine kaptırıp onun esiri olması manasını taşır. Diğer bir ifade ile dinin, gündelik hayattaki tesirini ve yerini azaltma, sınırlama, yaşadığı hayat tarzına dini müdahale ettirmeme anlamına da gelir. İnsanın ilgisini ve dikkatini yalnız ve yalnız dünyaya çevirmesi, zevk ve sefaya düşkünlük, rahatın peşinde koşmak da dünyevileşmenin belirtileridir. Dünyevileşme, müminler için kanser kadar tehlikeli bir hastalıktır. ‘Dünyevileşme hastalığı’nın en önemli sebebi imanda zayıflık ve zafiyettir. Dinde laubalileşme, lakaytlık, ibadetleri geçiştirme, emir ve nehiylerde vurdumduymazlık, amelsizlik, vs. ‘dünyevileşme’nin dışa yansıyan tezahürleridir.

Vahye ve sünnete dayalı bir hayatı, insanları bir bütün olarak ele alıp, ölçülü ve dengeli bir yaşayışı önceleyen Müslümanların heva ve hevese dayalı bir zihniyetle, refahtan şımarmış, azmış menfaat ağırlıklı bir hayatı tercih eder hale gelmesi, dünyayı da ifsat etmektedir.

Ahlak

Ahlak:
Yaratilis, maddi ve sosyal yonleri var. Fitrat var ama sonradan kazanilan zararli hastaliklara karsi savunmasiz. Ahlak ilerler ya da geriler. Peygamberler tarihi ahlak tarihidir. Peygaberimiz e ahlaki tamamlamak icin gelmitstir.
Muslumanlarin ahlakini bozan temel unsurlar nelerdir.
Ibni Sina: iyi ahlak dogustan kazanilir, kotu ahlak sonradan kazanilir.
Ahlak: iyi ahlakin, dogru aklin konu alanidir. Bizde Kuranin iyi gordugu ahlaki, Kuranin kotu gordugu aklaksizliktir. Akil ile kalp arasinda uyum vardir.

Islamin temel kati nedir? Genelde akaid olarak gorulse de bizde islamin temel kati ahlaktir. Islamin giris kati ahlaktir.

Allah bir insani degerlendiriken ibadetlere degil ahlaka bakardi. Gece gunduz ibadet eden fakat cevresine verdigi zarardan dolayi cehennemliktir demesi buna guzel ornektir.

Butun kotuluklerin anasi dunyevilesmedir. Mal mulkiyet degil emanet olarak bilmek gerekir.
Taklit de ahlaksizligin asil sebeplerden biridir.

Kendin İçin İstemediğin Şeyi Mümin Kardeşine Yapma

Ben küçükken Rahmetli babam bize hep şöyle nasihat ederdi:

“Oğlum, eğer sen kendine bir hali yakıştırmıyorsan, başkalarına da o hali yakıştırma. Eğer senin kendine saygın varsa başkalarına da saygılı ol. Eğer sen birine kötü bir söz söylersen bil ki Allah- u Teâlâ; ya o insanın kalbine ya da başka birinin kalbine, sana o sözü söyleyecek cesareti koyacaktır ve o söz sana geri dönecektir”

Gerçekten de hayat bumerang gibidir. Yaptığımız hatalar, işlediğimiz günahlar, yaptığımız zulümler, mutlaka bize bir şekilde geri gelecektir.

Din Ahlakı Nasıl Yaşanmalı?

İnsanların birçoğu Allah'ın hükümlerine tam olarak itaat etmez, nefislerinin de tatmin olacağı bir yaşam tarzı oluşturmak isterler. Dinin kurallarına uymak yerine dini, kendi kuralları ve prensiplerine uygun hale getirmeye çalışırlar. Din ahlakını, nefislerine uygun düştüğü sürece yaşarlar.

Nefretin ve Şiddetin Kaynağı Dinden Uzak Yaşam

Her gün televizyonlarda ve gazetelerde, içi kin ve nefretle dolu insanların gerçekleştirdiği şiddet dolu haberlere tanık oluyoruz. Huzur ve güven ortamından uzak, güçlünün güçsüzü ezdiği, hile ve yalanın kol gezdiği, sevginin kalmadığı, şiddetin her geçen gün daha da arttığı, hoşgörü ve iyi niyetin unutulduğu bir dönem yaşıyoruz.

Şeytanın yoğun olarak çalıştığı bu dönemde insanlar, başka bir inanca ya da görüşe karşı saygı ve hoşgörü göstermek yerine, kin ve öfkeyle şiddete başvurmakta, kendinden olmayanlara yaşam hakkı tanımamayı amaç haline getirmektedirler. Uzlaşmadan uzak bu tavrın sonucunda ise sürekli çatışma halinde olan insanların oluşturduğu bir toplum yapısı oluşmaktadır.

Kin, öfke ve şiddet Kuran’dan uzak yaşayan insanların oluşturduğu bir toplumun en belirgin özellikleridir. Olaylar karşısında öfkelenmek, sinirlenmek böyle bir toplumda normal karşılanır. Oysa öfkelenmek, sinirlenmek ve aşırı tepkiler vermek, kin ve nefret dolu duygular beslemek Allah’ın beğenmediği davranışlardır.

Allah korkusu ve Kuran bilgisi olmayan insanlar için başka bir dine mensup insana nefret beslemek ya da farklı siyasi görüşe sahip insanlara karşı şiddet uygulamak, kendinden olmayanları ezmek, yok etmek doğal olarak kabul edilen davranışlardır. Oysa Yüce Rabbimiz insanlara sevgiyi ve affetmeyi öğütler. İslam’a uyan en güzel davranış budur.
“Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam’a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir.” (Araf Suresi, 199)

Özellikle ‘inançlı insanların’ Kuran ahlakına uygun olmayan üslup ve tavırlar içine girmeleri, şeytanın boş durmadığının açık bir göstergesidir. Allah’ın emrettiği güzel ahlakı göstermek yerine şeytanın telkinlerine kulak verenler; affetmeyi, hoşgörüyü, sabrı, tevekkülü ve sevgiyi unutur. Bu gafletin en büyük sebebi ise yeterli Kuran bilgisine ve Allah korkusuna sahip olmamaları, Allah’ı yeterince anmamalarıdır.

Neden İslami Etik? Halid ZAHİR

Bu makale, iş ve işle alakalı araştırmalara odaklanan bir akademik programda, İslami etik üzerine bir araştırma düşüncesini benimsemeyenlerin sorularına cevap vermek için kaleme alınmış bir makaledir. Pek çok önemli meseleyi gündeme getirdiği için bu konu burada yeniden ele alınıyor.
Bu makale beş bölüme ayrıldı. Birinci bölüm, neden etiğin incelenmesi gerektiğini anlatıyor. İkinci bölüm, bilhassa İslam etiğinin incelenmesinin ana prensiplerini irdeliyor. Üçüncü bölüm, iş dünyasında etik olarak davranmanın seküler ve İslami bakış açısından ana prensiplerini; dördüncü bölüm, etik olanla olmayanı belirlemek için benimsenen metodolojinin nasıl olması gerektiğini ve son bölüm, peygamberliğin, etik meselelerde en güvenilir mercii olduğunu ve bunun nedenlerini açıklıyor.
1. Neden Etik Bilimi İncelenmelidir?
Neden etik bilimi çalışmaları, “İş İdaresi” programlarının parçası olmalıdır? Bu meselenin hem bireysel hem de toplumsal bakış açısıyla ilişkisi vardır. Bu bölümde, mesele toplumsal bakış açısından ele alınacaktır. Üçüncü bölümde ise konu, bireysel bakış açısından ele alınacaktır. Meselenin ardındaki endişe anlaşılabilir bir endişedir. Bir iş etkinliğine, öncelikli olarak kazanmak ve çoğu durumlarda kârı artırmak için girişilir ve buna karşılık etik davranış, bu hedefin takibinde sınırlamalar koyma eğilimine girer. Bu yüzden etik meseleler hakkında endişelenmek, iş etkinliğinin ruhuna aykırı görünür. Ticari işletmeler çoğu durumlarda, aynı sebeplerle bir ülkenin kanununu takip etmekten bile kaçınırlar. Bununla birlikte kanun, devlet mekanizmasının kuvvet kolları tarafından desteklendiğinden dolayı, çoğu durumlarda gönülsüz de olsa iş dünyasında pratik bir kabul görmektedir. Etik kuralların, devletin gücü tarafından desteklenmezse, pratikte pek de başarılı olması muhtemel değildir.

Kuran'ı Gözardı Edenler

Toplumun bazı kesimlerinde hakim olan din anlayışı, Kuran’a uygun olmayan bilgilerden ve tamamen batıl inançlardan oluşmaktadır.
Bu insanlar kulaktan dolma ya da babadan, dededen kalma bilgileri dinin bir parçası olarak görür ve hurafelere dayalı bir din yaşarlar. Bununla da kalmaz, Kuran'ı da bu çarpık din anlayışlarına uydurmaya çalışırlar. Bu insanların çarpık mantıkları Kuran'da tarif şöyle edilmiştir:
‘Ne zaman onlara: "Allah'ın indirdiklerine uyun" denilse, onlar: "Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız derler. Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler? ’ (Bakara Suresi, 170)
Allah, emir ve yasaklarını, peygamberleri aracılığıyla göndermiş olduğu kutsal kitaplarda insanlara bildirmiş ve okuyup öğüt almalarını emretmiştir. ‘(Bu Kur'an,) Ayetlerini, iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir Kitap'tır.’ (Sad Suresi, 29)
Bir insanın herhangi bir konu hakkında gerçek bilgiye sahip olabilmesi için, o konuyla ilgili en doğru kaynaktan bilgi edinmesi gerekir. Yüce Allah’ın dinini en doğru şekilde yaşayabilmek için de okunması gereken ilk kaynak Kuran’dır. Müslüman’ım diyen her insanın ilk vazifesi Kuran’ı Kerim’i okumak, anlamak, öğüt almak ve uygulamaktır.
Dünyaya geliş amacını anne-baba olmak, kariyer yapmak, zengin olmak gibi amaçlarla sınırlandıran ve Allah’a olan kulluk vazifelerini ancak belli zamanlarda yerine getiren insanlar, Kuran’ı okumadıkları için dinlerini doğru olarak yaşayamazlar. Yaşadıkları sadece kendi vicdanlarını rahatlatan ve hurafelere dayanan geleneklerdir. Çoğu zaman namaz, oruç, infak gibi farz olan ibadetleri de Allah rızası için değil, gösteriş için yaparlar.

Reklam

İçeriği paylaş