You are hereahlak
ahlak
Din Ahlakı Nasıl Yaşanmalı?
İnsanların birçoğu Allah'ın hükümlerine tam olarak itaat etmez, nefislerinin de tatmin olacağı bir yaşam tarzı oluşturmak isterler. Dinin kurallarına uymak yerine dini, kendi kuralları ve prensiplerine uygun hale getirmeye çalışırlar. Din ahlakını, nefislerine uygun düştüğü sürece yaşarlar.
Nefretin ve Şiddetin Kaynağı Dinden Uzak Yaşam
Her gün televizyonlarda ve gazetelerde, içi kin ve nefretle dolu insanların gerçekleştirdiği şiddet dolu haberlere tanık oluyoruz. Huzur ve güven ortamından uzak, güçlünün güçsüzü ezdiği, hile ve yalanın kol gezdiği, sevginin kalmadığı, şiddetin her geçen gün daha da arttığı, hoşgörü ve iyi niyetin unutulduğu bir dönem yaşıyoruz.
Şeytanın yoğun olarak çalıştığı bu dönemde insanlar, başka bir inanca ya da görüşe karşı saygı ve hoşgörü göstermek yerine, kin ve öfkeyle şiddete başvurmakta, kendinden olmayanlara yaşam hakkı tanımamayı amaç haline getirmektedirler. Uzlaşmadan uzak bu tavrın sonucunda ise sürekli çatışma halinde olan insanların oluşturduğu bir toplum yapısı oluşmaktadır.
Kin, öfke ve şiddet Kuran’dan uzak yaşayan insanların oluşturduğu bir toplumun en belirgin özellikleridir. Olaylar karşısında öfkelenmek, sinirlenmek böyle bir toplumda normal karşılanır. Oysa öfkelenmek, sinirlenmek ve aşırı tepkiler vermek, kin ve nefret dolu duygular beslemek Allah’ın beğenmediği davranışlardır.
Allah korkusu ve Kuran bilgisi olmayan insanlar için başka bir dine mensup insana nefret beslemek ya da farklı siyasi görüşe sahip insanlara karşı şiddet uygulamak, kendinden olmayanları ezmek, yok etmek doğal olarak kabul edilen davranışlardır. Oysa Yüce Rabbimiz insanlara sevgiyi ve affetmeyi öğütler. İslam’a uyan en güzel davranış budur.
“Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam’a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir.” (Araf Suresi, 199)
Özellikle ‘inançlı insanların’ Kuran ahlakına uygun olmayan üslup ve tavırlar içine girmeleri, şeytanın boş durmadığının açık bir göstergesidir. Allah’ın emrettiği güzel ahlakı göstermek yerine şeytanın telkinlerine kulak verenler; affetmeyi, hoşgörüyü, sabrı, tevekkülü ve sevgiyi unutur. Bu gafletin en büyük sebebi ise yeterli Kuran bilgisine ve Allah korkusuna sahip olmamaları, Allah’ı yeterince anmamalarıdır.
Neden İslami Etik? Halid ZAHİR
Bu makale, iş ve işle alakalı araştırmalara odaklanan bir akademik programda, İslami etik üzerine bir araştırma düşüncesini benimsemeyenlerin sorularına cevap vermek için kaleme alınmış bir makaledir. Pek çok önemli meseleyi gündeme getirdiği için bu konu burada yeniden ele alınıyor.
Bu makale beş bölüme ayrıldı. Birinci bölüm, neden etiğin incelenmesi gerektiğini anlatıyor. İkinci bölüm, bilhassa İslam etiğinin incelenmesinin ana prensiplerini irdeliyor. Üçüncü bölüm, iş dünyasında etik olarak davranmanın seküler ve İslami bakış açısından ana prensiplerini; dördüncü bölüm, etik olanla olmayanı belirlemek için benimsenen metodolojinin nasıl olması gerektiğini ve son bölüm, peygamberliğin, etik meselelerde en güvenilir mercii olduğunu ve bunun nedenlerini açıklıyor.
1. Neden Etik Bilimi İncelenmelidir?
Neden etik bilimi çalışmaları, “İş İdaresi” programlarının parçası olmalıdır? Bu meselenin hem bireysel hem de toplumsal bakış açısıyla ilişkisi vardır. Bu bölümde, mesele toplumsal bakış açısından ele alınacaktır. Üçüncü bölümde ise konu, bireysel bakış açısından ele alınacaktır. Meselenin ardındaki endişe anlaşılabilir bir endişedir. Bir iş etkinliğine, öncelikli olarak kazanmak ve çoğu durumlarda kârı artırmak için girişilir ve buna karşılık etik davranış, bu hedefin takibinde sınırlamalar koyma eğilimine girer. Bu yüzden etik meseleler hakkında endişelenmek, iş etkinliğinin ruhuna aykırı görünür. Ticari işletmeler çoğu durumlarda, aynı sebeplerle bir ülkenin kanununu takip etmekten bile kaçınırlar. Bununla birlikte kanun, devlet mekanizmasının kuvvet kolları tarafından desteklendiğinden dolayı, çoğu durumlarda gönülsüz de olsa iş dünyasında pratik bir kabul görmektedir. Etik kuralların, devletin gücü tarafından desteklenmezse, pratikte pek de başarılı olması muhtemel değildir.
Kuran'ı Gözardı Edenler
Toplumun bazı kesimlerinde hakim olan din anlayışı, Kuran’a uygun olmayan bilgilerden ve tamamen batıl inançlardan oluşmaktadır.
Bu insanlar kulaktan dolma ya da babadan, dededen kalma bilgileri dinin bir parçası olarak görür ve hurafelere dayalı bir din yaşarlar. Bununla da kalmaz, Kuran'ı da bu çarpık din anlayışlarına uydurmaya çalışırlar. Bu insanların çarpık mantıkları Kuran'da tarif şöyle edilmiştir:
‘Ne zaman onlara: "Allah'ın indirdiklerine uyun" denilse, onlar: "Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız derler. Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler? ’ (Bakara Suresi, 170)
Allah, emir ve yasaklarını, peygamberleri aracılığıyla göndermiş olduğu kutsal kitaplarda insanlara bildirmiş ve okuyup öğüt almalarını emretmiştir. ‘(Bu Kur'an,) Ayetlerini, iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir Kitap'tır.’ (Sad Suresi, 29)
Bir insanın herhangi bir konu hakkında gerçek bilgiye sahip olabilmesi için, o konuyla ilgili en doğru kaynaktan bilgi edinmesi gerekir. Yüce Allah’ın dinini en doğru şekilde yaşayabilmek için de okunması gereken ilk kaynak Kuran’dır. Müslüman’ım diyen her insanın ilk vazifesi Kuran’ı Kerim’i okumak, anlamak, öğüt almak ve uygulamaktır.
Dünyaya geliş amacını anne-baba olmak, kariyer yapmak, zengin olmak gibi amaçlarla sınırlandıran ve Allah’a olan kulluk vazifelerini ancak belli zamanlarda yerine getiren insanlar, Kuran’ı okumadıkları için dinlerini doğru olarak yaşayamazlar. Yaşadıkları sadece kendi vicdanlarını rahatlatan ve hurafelere dayanan geleneklerdir. Çoğu zaman namaz, oruç, infak gibi farz olan ibadetleri de Allah rızası için değil, gösteriş için yaparlar.
Kuran Ahlakının Getirdiği Güzellikler
Allah'ın varlığına inanan bir insanın ilk yapması gereken, Yaratıcısı'nın emir ve yasaklarını öğrenmektir. Allah'ın razı olacağı ahlakı, davranışları, yaşam biçimini, emir ve yasaklarını öğrenebileceği en önemli kaynak ise Kuran’ı Kerim’dir.
Vicdanına uyan insan, Allah’ın Kuran’da bildirdiği sınırları koruyarak yaşar. Ahirette hesabını vereceğini bildiği için Allah’ın razı olmayacağı davranışlardan uzak durur. Rüşvet, kumar, kıskançlık, hırsızlık, cinayet, zina gibi Kuran ahlakına uymayan eylemlere yaklaşmaz.
Dini yaşamayan toplumlarda ise insanlar her türlü ahlaksızlığa açık hale gelir. Dinsiz bir toplumda öncelikle aile kavramı ortadan kalkar. Aileyi oluşturan bağlılık, sevgi, saygı ve sadakat gibi değerler tamamen yok olur. Aile kurumunun zarar görmesiyle de toplum çökmeye başlar. Dinsiz toplumlarda kimse kimseye saygı, sevgi ve merhamet duymaz.
Kuran ahlakının yaşanmasının insan hayatı için çok önemli faydaları vardır. Yeryüzünde yaşanan tüm olumsuzluklar, savaşlar, zulümler ancak bu güzel ahlakın yaşanmasıyla çözüme kavuşur.
Devlet Sistemine Faydaları:
İtaat Kuran’da sıkça geçen bir konudur. Kuran ahlakına sahip bir insan devletine karşı itaatli ve saygılı olur. Böylece devlet sistemi düzenli işler.
Allah korkusu olan insanlardan oluşan bir toplumda adli olaylar neredeyse tamamen sona erer. Anarşi, terör, bozgunculuk, cinayet gibi olaylarla uğraşmak zorunda kalmayan devlet, bütün gücünü ülkenin içte ve dışta kalkınması ve güçlenmesi için harcar. Bunun sonucunda da güçlü bir devlet ortaya çıkar.
Eğitime Sağladığı Faydalar:
Çocuk Terbiyesi
Çocukların terbiyesindeki yol işlerin en önemli ve en lüzumlu olanlarındandır. Çocuk anne ve babanın yanında emanettir. Onun tertemiz kalbi her nakış ve suretten boş hem berrak hem de soyut bir cevherdir. Bu mübarek kalp kendisine nakşedilen her şeye kabiliyetlidir. Eğer kendine hayrı adet eder, öğretirsen hayır üzerine büyür. Dünya ve ahrete sahip olur. Anne ve babası sevabına ortak olur. Eğer şerre alıştırır hayvanlar gibi ihmal edilirse şaki olup helak olur. Onun velisi bundan sorumludur. Allah(cc) “Nefislerinizi ve ailenizi yakıtı insan ve taşlar olan bir ateşten koruyunuz.” Buyurmuştur. (Tahrim 6)
Mademki çocuğumuzu ahret ateşinden korumak dünya ateşinden korumaktan daha üstündür öyleyse onu edeplendirelim. Çocuğun korunması ona edep öğretmek ahlakını tertemiz yapmak güzel ahlakları tembih etmek kötü arkadaşlardan korumak fazla nimetlere dalmayı kendisine adet ettirmemek süs ve lüksü kendisine sevdirmemek demektir.
Hasedin Çaresi - Said Nursi
Yirmi İkinci Mektup’tan iktibas edilmiştir.
Dördüncü Düstur: Ehl-i kin ve adâvet, hem nefsine, hem mü'min kardeşine, hem rahmet-i İlâhiyeye zulmeder, tecavüz eder. Çünkü, kin ve adâvetle nefsini bir azâb-ı elîmde bırakır. Hasmına gelen nimetlerden azâbı ve korkusundan gelen elemi nefsine çektirir, nefsine zulmeder.
Eğer adâvet hasetten gelse, o bütün bütün azaptır. Çünkü, haset evvelâ hâsidi ezer, mahveder, yandırır. Mahsud hakkında zararı ya azdır veya yoktur.
Hasedin çaresi: Hâsid adam, haset ettiği şeylerin âkıbetini düşünsün. Tâ anlasın ki, rakibinde olan dünyevî hüsün ve kuvvet ve mertebe ve servet, fânidir, muvakkattir. Faydası az, zahmeti çoktur. Eğer uhrevî meziyetler ise, zaten onlarda haset olamaz. Eğer onlarda dahi haset yapsa, ya kendisi riyakârdır; âhiret malını dünyada mahvetmek ister. Veyahut mahsûdu riyakâr zanneder, haksızlık eder, zulmeder.
Hem ona gelen musibetlerden memnun ve nimetlerden mahzun olup, kader ve rahmet-i İlâhiyeye, onun hakkında ettiği iyiliklerden küsüyor. Âdetâ kaderi tenkit ve rahmete itiraz ediyor. Kaderi tenkit eden, başını örse vurur, kırar. Rahmete itiraz eden, rahmetten mahrum kalır.
Acaba birgün adâvete değmeyen bir şeye bir sene kin ve adâvetle mukabele etmeyi hangi insaf kabul eder, bozulmamış hangi vicdana sığar?
Halbuki, mü'min kardeşinden sana gelen bir fenalığı bütün bütün ona verip onu mahkûm edemezsin. Çünkü, evvelâ kaderin onda bir hissesi var. Onu çıkarıp, o kader ve kazâ hissesine karşı rıza ile mukabele etmek gerektir.
Saniyen, nefis ve şeytanın hissesini de ayırıp, o adama adâvet değil, belki nefsine mağlûp olduğundan, acımak ve nedamet edeceğini beklemek.
Salisen, sen kendi nefsinde görmediğin veya görmek istemediğin kusurunu gör, bir hisse de ona ver.
Peygamberimizin Ahlaki Özellikleri
Peygamberimizin ahlâkının en önemli özelliği, Allah vergisi oluşudur. O bütün güzel vasıfları, çalışıp, emek verip, bir çaba sonucu kazanmış değildir. Onun ahlâkı Allah tarafından ihsan edilmiş, ikram edilmiştir. Yüce Allah onu insanların örnek alacağı kusursuz, eksiksiz ve seçkin bir şekilde yaratmıştır.
O dünyaya gözünü açıp kapayıncaya kadar hep aynı huy ve ahlâk üzerinde yaşamıştır. Ondaki güzel vasıflar yaratılışında mevcuttu. Onu eğiten, edep ve ahlâkın en üstün özellikleriyle süsleyen Yüce Rabbidir.
İşte bundan dolayı, onu kendisine örnek kabul eden insan, onu ne kadar taklit edebilirse, o kadar istifadesi fazla olur, o nurdan aldığı feyiz, o nisbette çoğalır.
Peygamberimizin ahlâkının en belirgin özelliklerinden birisi de, insan yaratılışında var olan birbirine zıt ve ters huyları en mükemmel şekilde bağdaştırıp, bütün duyguların ideal noktasını bulmasıdır. Hiçbir şekilde aşırılığa kaçmadan, orta yola, doğruya ulaşmasıdır.
Peygamberimiz, herkesin arzu edip de bir türlü ulaşamadığı en üstün değerleri ve olgunluğu mükemmel bir şekilde hayâtı boyunca ümmetine göstermiş, bütün insanlığın gözleri önüne sermiştir.
Bazı anlar olmuş, en cesur bir fedai olarak, düşmanın kat kat üstünlüğüne hiç aldırmadan, binlerce düşmana tek başına meydan okumuştur. Ama bu halinde bile yumuşak kalpliliğini, merhametini geri bırakmamıştır.
Meselâ bir savaş sonrası, öldürülmüş olarak gördüğü düşman çocuklarına o kadar acımıştı ki, düşman da olsa çocukların öldürülmemesi gerektiğini, çünkü onların suçsuz ve Cennetlik olduklarını haber vermişti.
İnsanlıktan çıkmak - Mustafa Kutlu

Demek ki ölümün, işkencenin, toplu imhanın, bombaların, yıkılan evlerin, kaçışan insanların, kolu bacağı kopmuş çocukların görüntüsü bizi artık kazımıyor.
Kimse ekranın kapatmıyor.
Kimsenin kılı kıpırdamıyor.
Büyü bozuldu. Belki bu yüzden edebiyatın yerini medya aldı. Eski dünyanın bizi uçuran şiirsel bir yanı vardı, şimdi şiir bir yürek burkuntusu sadece.
Hayretimizi, şaşkınlığımızı yitirdik. Oysa insan korkar, şaşar, hayret eder, ürker, dehşete kapılır vesaire.
Havai fişeklerin rengarenk patlamaları, gökyüzünü boyamaları ile misket bombasının patlatılması nasıl da birbirine benziyor. Utanmasak “eğlenceli” diyeceğiz.
Büyü bozuldu. Belki bu yüzden edebiyatın yerini medya aldı. Eski dünyanın bizi uçuran şiirsel bir yanı vardı, şimdi şiir bir yürek burkuntusu sadece.
Hayretimizi, şaşkınlığımızı yitirdik. Oysa insan korkar, şaşar, hayret eder, ürker, dehşete kapılır vesaire.
Havai fişeklerin rengarenk patlamaları, gökyüzünü boyamaları ile misket bombasının patlatılması nasıl da birbirine benziyor. Utanmasak “eğlenceli” diyeceğiz.
Onlar Kim? Müslümanın Şahsiyeti ile ilgili Ayetler - Lokman Coşkun
- Onlar zekatlarını hakkıyla verirler " Bakara 177- - Onlar yakınlarına (akrabalarına) yardım ederler " Bakara 177
- - Onlar yoksullara ve esir düşenlere yardım ederler " Bakara 177
- - Onlar yolda kalmışlara ve hastalara yardım ederler " Bakara 177
- - Onlar zorda, darda ve savaş alanında sabrederler " Bakara 177
- - Onlar mallarıyla ve canlarıyla cihad ederler " Tevbe 5
- - Onlar söz verdiklerinde sözlerinde dururlar " Bakara 177
- - Onlar adaklarını yerine getirirler " İnsan 7



