islam

warning: Creating default object from empty value in /home/islamisi/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Allah'ın Kadrini Hakkıyla Takdir Edemeyenler

Çevrenize şöyle bir bakın. Pek çok insanın, Kuran’a uygun yaşamamalarına rağmen, Allah’a inandıklarını görürsünüz. Birçoğu, kandil gecelerinde veya sadece Ramazan ayında namaz kılar. Allah’a nasıl bir kul olmaları gerektiği hakkında en ufak bir fikirleri yoktur. Çünkü kendilerini yaratan o büyük gücü düşünmek için zaman ayırmazlar. Oysa kendilerine sorduğunuzda Allah’a çok inandıklarını ve O’ndan korkmak yerine, O’nu sevdiklerini söylerler. Allah’ın varlığı ve gücünü takdir edememeleri, işte bu cümleyle açığa çıkar. Ancak Allah, pek çok ayette, Kendisinden korkmamızı emreder.

De ki: "Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip-çeviren kimdir? Onlar: "Allah" diyeceklerdir. Öyleyse de ki: "Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız? (Yunus Suresi - 31)

Allah, Kendisinden korkmamızı emrederken, hayır ben korkmam, ben Allah’ı severim demek, büyük bir akılsızlık ve gaflet olur. Allah büyüktür, Allah güçlüdür, Allah yaratandır. Böyle bir kudretten, Allah’ın o yüce makamından ancak korkulur. Bahsedilen korku, karanlıktan ya da yılandan korkmak gibi bir şey değildir. Kuran’da ‘haşyet’ kelimesi ile ifade edilen bu korku, Allah’ın yüce makamına duyulan saygı, sevgi ve rızasını kaybetme korkusudur. Bunu da ancak, Allah’ın büyüklüğünü gereği gibi takdir eden temiz akıl sahibi müminler hissedebilir.

Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Şüphesiz Allah, güç sahibidir, azizdir. (Hac Suresi - 74)

... Kulları içinde ise Allah'tan ancak alim olanlar 'içleri titreyerek-korkar'. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır. (Fatır Suresi - 28)

ŞİİR

İbrahim
İçindeki putları devir
Elindeki baltayla
Kırılan putların yerine
Yenilerini koyan kim?
Güneş buzdan evimi yıktı
Koca buzlar düştü
Putların boyunları kırıldı
İbrahim
Güneşi evime sokan kim?
Asma bahçesinde dolaşan güzelleri
Bühtünnasın put yaptı
Ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
Gönlümü put sanıp da kıran kim?
Asaf Halet ÇELEBİ

ŞEYH ŞAMİL

Şeyh Şamil 18. Yüzyılda gösterdiği kahramanlıklarla Rusya’ yı yıllarca uğraştırmış Müslüman bir bireydir. Dağıstan’ da doğdu, öğrenimini medreselerde tamamladı.
Şeyh Şamil teşkilatlandırdığı küçük kuvvetlerle Ruslar’ a karşı mücadeleye başladı. İlk zamanlar bu direniş önemsenmedi. Çarlık Rusya’ sı bu genç hocanın kısa zamanda büyük bir tehlike yarattığını görerek üstüne toplu tüfekli birlikler yolladı. Şeyh Şamil Rus tümenlerine karşı yirmi beş yıl savaşını sürdürdü. Kahramanca mücadelesi dillere destan oldu. Ruslar’ ın Osmanlılar’ la yaptığı Kırım Savaşı’ ndan çekilmesi bütün ordusunu toplayarak Şeyh Şamil’ e saldırmasına sebep oldu. Dört yanı düşmanla çevrilen Şeyh Şamil’ in işi zorlaştı. Buna rağmen bütün gücü tükeninceye kadar savaştı. Büyük bir ordu karşısında son gücüne kadar savaşan Şeyh Şamil 1859’ da esir düştü.
Çar II. Alexander onun şerefine verdiği bir ziyafette “ sizi soframızın misafiri görmek ne büyük şeref” demiş bunun üzerine Şeyh Şamil “Asıl ben sizi soframda misafir etseydim büyük şeref duyardım cevabını vermiş. O zaman Çar “büyük adam büyük adam!” diyerek söylenmiş, hayranlığını belirtmiştir.
Şeyh Şamil’in hacca gitmesine izin verildi. İstanbul’ a uğradı sevgi seliyle karşılaştı. Osmanlı’ dan yardım istediği söylenir. Hacca gidip Mekke’ de vefat etti.

En Güzele Ulaşabilmek

Güzel olan her şey insanı etkiler ve sahip olma isteği uyandırır. Güzel bir eş, güzel bir ev, araba, güzel bir hayat… İnsanların yaşamları boyunca hedefledikleri, ulaşabilmek için büyük çabalar sarf ettikleri sayısız amaç; güzel olanı elde etme isteği…

Bu istek hemen hemen herkesin yaşadığı bir duygudur. İnsan en güzeline sahip olduğunu düşünse bile, hep daha fazlasına desen özlem duyar. Sonu gelmeyen bu istekler aslında çevresiyle girdiği yarıştan kaynaklanır. Hiç bitmeyecek bu yarışa kapılan insanlar için hayat anlamsız bir mücadele içinde devam eder.

Onları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun. İlerde bileceklerdir. (Hicr Suresi, 3)
Çevremizde de şahit olduğumuz bu durum bazı insanlarda ileri boyuttadır; sürekli evlerini, arabalarını, eşyalarını değiştirirler. Ancak ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar her zaman daha güzel alternatifler ile karşılaşacakları için asla tatmin olamazlar.

Bu durum aslında güzelliğin ne kadar soyut ve geçici bir kavram olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ve çok önemli bir gerçek de; insanların tüm hayatlarını geçici olan bu amaç uğruna boşa geçirdikleridir. Böylesine bir amaç için harcanan çaba ve zaman hem bu dünya hem de ahiret için büyük bir kayıptır.

İnsana dünyaya geliş amacını unutturan bu doyumsuz istekler aslında şeytanın sinsi oyunlarından kaynaklanan ve hayatı oyalanma konusu haline getiren tehlikeli bir durumdur. Yüce Rabbimiz Kuran’da: ‘Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır'. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi.’ (Ankebut Suresi, 64) ayetiyle bu önemli gerçeği insanlara bildirmiştir.

Allah'a Sığınmak

İnsanlar yaşadığı sürece iyi ya da kötü olaylarla, çeşitli zorluklarla ve beklenmeyen bazı durumlarla karşılaşır. Tüm bunlar Yüce Rabbimizin insanları sınamak için yarattığı olaylardır. Bu olaylarda gösterilen tavır insanın ahireti açısından çok önemlidir.

‘ O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.’ (Mülk Suresi, 2)

Kadere iman eden bir insan karşılaştığı her olayın Allah’ın kontrolünde gerçekleştiğini ve her şeyde bir hayır olduğunu düşünür ve kadere teslim olur. Sıkıntı ve zorluk anlarında Allah’a sığınır ve her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık geleceğine inanır. ‘…gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır.’ (İnşirah Suresi, 5) Bu durum, iman eden insan için çok büyük bir nimettir.

Aksi tavır sergileyen bir insan için ise durum tamamen farklıdır. Tüm gücün ve kontrolün kendisinde olduğunu düşünen ve sebeplerin esiri olup büyük pişmanlıklar yaşayan bazı insanlar, ‘Eğer öyle olmasaydı tüm bunlar olmazdı’ gibi gereksiz düşüncelerle hem kendilerini hem de çevresindekileri suçlayarak yaşarlar. Bu durum insan için büyük bir eziyettir.

Yaşamın her anında Allah’a ve O’nun sonsuz merhametine sığınan insan, yardımı sadece O’ndan bekler. Hem fiili hem sözlü duasıyla Allah’ı aklından asla çıkarmaz. Attığı her adımın Allah’ın rızasına uygun olmasına dikkat eder. Yanlış bir adımda ise tevbe ederek yine Allah’a sığınır.

‘ Allah'ın (kabulünü) üzerine aldığı tevbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların, sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir). İşte Allah, böylelerinin tevbelerini kabul eder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.’ (Nisa Suresi, 17)

İnsanlara Hoş Görünmek Uğruna Dinden Taviz Vermek

Kuran ahlakı ile yaşamayan insanlar, menfaatleri doğrultusunda sürekli çevrelerinde bulunan insanları hoşnut etmeye, onların sevgi ve saygısını kazanmaya çabalarlar. Hayatları boyunca bütün sosyal ortamlarda bu eziyeti yaşamalarına rağmen, kolay kolay karşılarındaki kişilere de yaranamazlar.

Kendisi gibi aciz birer varlık olan diğer insanların rızasını arayan bir kişi, ihtiyaç duyduğu ve istediği maddi ve manevi her şeyin karşılığını başka insanlarda bulacağını zanneder. Ancak bu mantık, kişinin büyük sıkıntı yaşamasına neden olur. Çünkü razı etmeye çalıştığı insanların isteklerinin hiçbir zaman sonu gelmez. Sürekli kişiliğinden taviz vermek zorundadır. İstemese de, ortamdaki konumunu kaybetmemek için, çevresindeki insanlara sahte övgüler yağdırır ve onların istediği şeyleri yaparak, karşısındaki insanların hoşnut olmasını sağlamaya çalışır.

Allah'ı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve: "Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir" derler. De ki: "Siz, Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? O, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve yücedir." (Yunus Suresi -18)

Liseyi yeni bitirmiş, üniversiteyi kazanmış imanı zayıf bir genç düşünelim. Kişiliği yeni yeni oturmaya başlayan genç, aile ortamından çok farklı kültür ve inançlara sahip insanların bulunduğu yeni okul ortamında yer edinebilmek için okul öncesindeki hayatında öğrendiği iyi özelliklerinden bir bir taviz vererek insanlar tarafından kabul görebileceği bir karaktere bürünür. Yeni karakteri onu tatmin etmese de, yeni çevresinin sağlayacağı havanın onu mutlu edeceğini düşünerek bu oyuna devam eder. Ancak bir süre sonra gerçeklerle yüzleşmeye ve mutsuz olmaya başlar.

Allah Zorluk Dilemez

Hiç şüphesiz din, Allah Katında İslam'dır… (Ali İmran Suresi, 19) Allah, iman eden kulları için seçip beğendiği İslam dininde iman edenlerin ayaklarını sağlamlaştıracağını ve korkularından sonra onları güvene çıkaracağını Nur Suresi 55. ayetinde vaat etmiştir.

Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez… (Bakara Suresi, 185) ayetinden de anlaşıldığı gibi Allah kulları için zorluk istemez ve iman eden kullarını… kolay olan için başarılı kılacağız. (A'la Suresi, 8) buyurur. Ancak bazı kişiler İslam dinine sonradan eklenen ve Kuran’a tamamen tezat olan bilgilerle, İslam’ın yaşanması zor bir din haline dönüşmesine vesile olmuşlardır. Bunun sonucu olarak da pek çok kişi İslam’dan uzaklaşmış, bu “zor” zannettikleri dini yaşamayı hep ileriki yaşlara ertelemişlerdir.

İnsanların çoğu, kendilerine din olarak sunulan bilgilerin doğruluğundan emin olmadan, çoğunluğun uygulamasını referans alarak yanlış bir dini inanç sistemine yönelmişlerdir. Sağlam bir Kuran bilgisi ise insanın, sunulan bilgilerden yanlış olanları eleyerek en doğruya ulaşmasına vesile olur. Ancak hatalı bilgi ilk bu noktada ortaya çıkar. Genelde bizlere öğretilen, “Kuran’ı siz anlayamazsınız, âlimler okuyup açıklar, siz de onlardan dinleyerek öğrenebilirsiniz” telkinidir. Oysa Rabbimiz, “Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?” (Kamer Suresi, 17) buyurmuştur. Kuran, âlimlere ya da din adamlarına indirilmiş bir kitap değildir. “Ve şüphesiz o (Kur'an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız.” (Zuhruf Suresi, 44) ayetinden de anlaşıldığı gibi her insan ahirette tek başına hesap verirken, Kuran’dan sorulacaktır.

Allah’a ve Elçilerine İtaatte Koşul Yoktur

Şeytanın en önemli özelliği itaatsiz olmasıdır. Rabbimize karşı gelmiş ve kâfirlerden olmuştur.

Ve meleklere: "Adem'e secde edin" dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu. (Bakara Suresi - 34)

Çok açık bir gerçek var ki şeytan, kendisine secde etmek zorunda bırakıldığı ve cennetten kovulmasına vesile olduğu için insanı sorumlu tutmuş ve bu nedenle insana düşman olmuştur. Kendisinin de gideceğini bildiği cehenneme insanların çoğunu sürüklemek için and içmiş ve Rabbimizden bunun için kıyamete kadar süre istemiştir.

Demişti ki: "Şu bana karşı yücelttiğine bir bak; andolsun, eğer bana kıyamet gününe kadar süre tanırsan, onun soyunu -pek az dışında- kuşkusuz kendime bağlı kılacağım. Demişti ki: "Git, onlardan kim sana uyarsa, şüphesiz sizin cezanız cehennemdir; eksiksiz bir ceza." (İsra Suresi – 62 – 63)

İlginç olan konu şeytanın, Allah’ın izni dışında bir şey yapamayacağının farkında olmasına rağmen, Allah’tan izin isteyip insanları bu büyük güce karşı itaatsiz olmaya ve inandıklarını söyledikleri Allah’ı onlara unutturmaya and içmesidir.

Bir insanın Allah’a ve elçisine itaat etmesi, onun imanının en önemli göstergesidir. İman etmeyen insanlar içinse itaat en zor konudur. Varlığından emin oldukları Allah’a ve emirlerine boyun eğmek, nefislerine çok ağır gelir. Özgür olmak onlar için çok önemlidir. Hayatta kendileri dışında hiç kimseye sorumluluk duymadan yaşamak ve diledikleri her şeyi, kural tanımadan yapmak isterler. Bu tavırları ile farklı ve ulaşılmaz olduğunu zanneden bu insanlar, ne kadar özgür olduklarını düşünseler de, aslında pek çok sahibi olan bir köleden farksızdırlar.

Münafıklar Mağlup Olacaktır

Münafıklar, başlangıçta iman ettikleri için ya da menfaatleri gereği müminlerin içinde yaşarlar. Ancak imandan sonra sapmaları durumunda veya menfaatleri çatıştığında müminlere karşı mücadeleye başlarlar.

Münafıklar, müminlerin içinde yaşadıkları sürece kendi gibi insanları çok kolay teşhis ederler. Zoraki ibadet eden ve Allah’ı anmaktan sıkılan, temizliğine dikkat etmeyen, iyiliği emredip kötülükten sakındırmayan, gösteriş için infak eden, sözüne güvenilmez ve tembel kişilerle yakınlık kurarlar. Bu kişiler bir araya geldiklerinde, Allah’ı anmaları veya iyiliği konuşmaları gerekmediği için birbirlerinin yanında rahat eder, müminlerin yanında ise sıkılırlar. Bir araya geldikleri her zaman, müminlerin aleyhine tuzaklar kurmak için örgütlenirler. Müminlerin arasına nifak sokup ayrılığa düşmelerini ve dağılıp gitmelerini isterler.

Onlar ki: "Allah'ın Resûlü yanında bulunanlara hiç bir infak (harcama)da bulunmayın, sonunda dağılıp gitsinler," derler. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır. Ancak münafıklar kavramıyorlar. (Münafikun Suresi - 7)

Münafıkların bir araya gelip gizli toplantılar yaptıkları, fitne ve isyanı konuştukları Kuran’da şöyle haber verilmiştir:
'Gizli toplantıların fısıldaşmalarından' (kulis) men' edilip sonra men' edildikleri şeye dönenleri; günah, düşmanlık ve peygambere isyanı (aralarında) fısıldaşanları görmüyor musun? Onlar sana geldikleri zaman, seni Allah'ın selamladığı biçimde selamlıyorlar. Ve kendi kendilerine: "Söylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azap etse ya." derler. Onlara cehennem yeter; oraya gireceklerdir. Artık o, ne kötü bir gidiş yeridir. (Mücadele Suresi -8)
Bu toplantılarını geceleri düzenledikleri de bir başka Kuran ayetinde şu şekilde bildirilmiştir:

Kurtuluş, Kuran Ahlakının Yaşanmasında!

Kuran ahlakının temelini oluşturan güzelliklerin başında hiç şüphesiz müminler arasında yaşanan birlik, beraberlik, fedakârlık, dayanışma, koruyup kollama ve benzer özellikler yer alır.

Kuran ahlakının yaşandığı toplumlarda insanlar sevgi, barış ve hoşgörüye dayalı, huzurun hâkim olduğu bir yaşam sürerler. Bu tür özellikler sergileyen toplumlar her zaman diğer toplumlara göre daha hızlı bir gelişim gösterirler. Çünkü toplum içinde birlik ve beraberlik sağlandığı takdirde bireyler, güç ve enerjilerini kavga, çatışma, savaş ve fitneye değil, barış, hayır ve güzelliklere yönlendireceklerdir. Allah, hayır için birlikte çalışanları Kendi katından bir yardım ile müjdelemiştir. Bu nedenle Allah müminlere, birbirleriyle çekişmemelerini, yoksa güçlerinin gideceğini ve zayıf düşeceklerini bazı ayetlerinde hatırlatmıştır. Bu ayetlerden biri şöyledir:
Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir. (Enfal Suresi, 46)

Tartışma, kırgınlık, alınganlık, nefret gibi özellikler, şeytanın insanlara telkin ettiği kötü ahlak özelliklerindendir. Müminler bu tür kötü ahlak özelliklerinden, şeytanın telkin ve vesveselerinden, Kuran ahlakına uygun yaşayarak korunurlar. Rabbimiz bir Kuran ayetinde, “Nefisler ise 'kıskançlığa ve bencil tutkulara' hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik yapar ve sakınırsanız, şüphesiz, Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (Nisa Suresi, 128) buyurarak, tüm insanların aslında bu tür özelliklere elverişli olduğunu, “Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından' korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr Suresi, 9) ayeti ile de bu özelliklerden korunanların kurtuluşa ereceğini bildirmiştir.

Reklam

İçeriği paylaş