hadis

warning: Creating default object from empty value in /home/islamisi/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Sünnet Kavramı

Allahu a’lem, Allah Rasulü’nden sonra “sünnet”
kavramının sevgili Peygamberimize mutlak
olarak isnadı söz konusu değildi. Ancak
“Nebi’nin sünneti” gibi terkipler içinde kullanılmış
olabilir. Zira daha Raşit halifelerin
kendi tercihlerine has uygulamalar, onların
ardından “Ömer’in sünneti”, “Osman’ın sünneti”
diye isimlendiriliyordu. Muhtemelen
“Nebi’nin sünneti” benzeri terkipler, ilk defa,
diğer sünnetlerle karışmasını engellemek için
kullanılmış olsa gerektir.
İçinde sünnet lafzı geçen hadislerden “Kim
güzel bir sünnet koyarsa” hadisi, kavramın
Arap dilindeki konuluş anlamıyla en uyumlu
rivayetlerden biri olarak
görünüyor. Zira bu hadise
göre sünnet koymak sadece
Nebi’ye has bir hususiyet
olmadığı gibi, sünnet
sadece olumlu davranışlara
da hasredilmiyor. Zaten sahabe
döneminde de sünnet
koymaktan bu anlaşılmıyor.
Nehcü’l-Belâğa’da Hz. Ali’den
nakledilen bir hutbede geçen
“Nebi’nin sünneti” terkibi de
bu vurguyla kullanılıyor.
Sünnet’in yalnızca Nebi’ye mi, yoksa onunla
beraber sahabeye de mi ait olduğu tartışmasında,
kendince ilk kural koyma teşebbüsünü
Nebi’den en az 100 yıl sonra İbn Şihab ez-
Zühri (ö. 124) belirliyor. Fakat ölümü H. 179
olan İmam Malik’in Muvatta’ında bile “sünnet”
kelimesini mücerret olarak değil terkip halinde
görüyoruz.
Sünnet kavramının mücerret olarak Hz.
Peygamber’in davranışlarını ifade etmesi için,
yaklaşık iki asır geçmesi gerekmiştir. Sünnet
kavramına Kur’ani bir karşılık arayan ilk kişi
İmam Şafii’dir. Şafii “epistemolojik devrim” diyebileceğimiz
üç şey yapıyor:
1. Kendisinden önce Evzai gibi rey karşıtı ve
hadis ideolojisi yandaşı isimler tarafından dile getirilen sünnet ve hadisin vahiy olduğu tezini
açıktan savunuyor. Bu arada sünnet ile hadis
arasındaki ayrımı da belirsizleştiriyor. El-Umm
isimli eserinde, Sunnetu rasulillah vahyun (Allah
Rasulü’nün sünneti vahiydir) iddiasında
bulunuyor.

Hz. Peygamber’in vahiy dışı, Kur’an’ın nakletmediği bir “din dili” olabilir mi?

Buradaki asıl tehlike, bir sözün vahiy olup olmadığının
indi yorumlarla belirlenebileceğini
kabul etmiş olmaktır. Sünneti-hadisi vahiy ilan
etmek, cerh ve tadil ulemasına bir sözün vahiy
olup olmadığını belirleme hakkı vermektir.
Bir başka ifadesiyle, vahyin tesbitini içtihada
bırakmaktır. Ravi “güvenilir” diyene göre vahiy
ilan edilen bir davranış veya söz, ravi “güvenilmez”
diyen öbür hadisçiye göre “vahiy”
olmaktan çıkmaktadır. Bu düpedüz beşeri
olanın ilahileştirilmesidir. Kur’an bilgi sisteminin
iki ayağını oluşturan “gayb” ve “şehadet”in
(59:22) yanına, zanna dayalı protez bir ayak
eklemektir. Zannın hiçbir
türü hakikatin yerini tutamaz
(10:36). Zanna dayalı
spekülatif bilgiyi hakikatin
içine katmak, zannı hakikat
yapmaya yetmez, fakat hakikate
şaibe bulaştırır.
İçinde “sünnet” geçen ve
Hz. Peygamber’e isnat edilen
rivayetler, tüm rivayetler
gibi Kur’an’a arz edilmelidir.
Kur’an’a arz yöntemlerinden
biri de, rivayeti Kur’an’ın
diline arz etmektir. Burada
cevabı hayati önem arzeden
bir soru gündeme geliyor:
Hz. Peygamber’in vahiy dışı, Kur’an’ın nakletmediği
bir “din dili” olabilir mi?
İki sebepten olamaz:
1. Her peygamber, kavminin lisanıyla gönderilmiştir
(14:4). Peygamberimizle gönderilen
vahiy de, onun lisanıyla gelmiştir. Bu, ona
inen ilahi hitabın onun bildiği söz dağarcığını
kullandığını, yani vahyin din dili ile Rasul’ün
din dili arasında ana kavramlar düzeyinde bir
farklılık olamayacağını gösterir.
2. Peygamberimiz “Ümmi Nebi”dir. Onun din
dilini Kur’an oluşturmuştur. Vahyin inişinden
önce o “Kitap nedir iman nedir bilmezdi”. Bu
hakikat, Kur’an’la sabittir (42:52). Dolayısıyla
onun Kur’an dışında bir din dili kaynağı yoktur
ki, Kur’an’ın kullanmadığı bir ana kavramı
Rasul kullanmış olsun.
SÜNNET KAVRAMINA
KUR’ANI BIR KARSILIK
ARAYAN ILK KISI
IMAM SAFII’DIR.
SAFII “EPISTEMOLOJIK
DEVRIM”
DIYEBILECEGIMIZ
ÜÇ SEY YAPMISTIR.

Hz. Peygamber’in insan olduğu için yaptıkları ve söyledikleri

Hz. Nebi’nin davranış ve sözlerine, en azından
İbn Hibban’ın et-Tekâsim ve’l-Envâ’da yaptığını
yapacak bir temyiz ile yaklaşmak lazım.
Nasıl mı? Mesela “Hz. Peygamber’in insan
olduğu için yaptıkları ve söyledikleri”… Hz.
Peygamber’in Arap olduğu için yaptıkları ve
söyledikleri… Hz. Peygamber’in nebi ve rasul
olduğu için yaptıkları ve söyledikleri… Eğer
onun insan ve Arap olduğu için yaptıkları ve
söyledikleriyle nebi ve rasul olduğu için yaptıkları
ve söylediklerini aynı torbaya doldurur
üzerine de “din” yazarsanız, siz insanları
Allah’a değil Arab’ın örf ve adetine çağırmış
olursunuz. Bu çağrınızın kabul
görmemesi bir kayıpsa,
kabul görmesi bin beladır.
Zira o zaman da pirincin taşını
ayıklayamazsınız.
Sahabenin nebevi sünnete
farklı yaklaşımına dair çarpıcı
birkaç örneğe “nebevi
örnekliğe (sünnete) bakışın
özeleştirisi” başlığı altında
yer verilecektir.
Sünnet kavramlaştırmasının
özeleştirisi
Sünnet, Kur’ani bir kavramdır.
Kur’an-ı Kerim’de 14 yerde tekil, 2 yerde
çoğul isim olarak gelir. Kavram, Mekki ve Medeni
sureler arasında nisbeten dengeli bir dağılım
gösterir, vahyin iniş sürecinde, semantik
bir değişim göstermez.
Mutlak ve mücerret olarak “sünnet”in Allah
Rasulü’ne nisbeti hem dil hem de din açısından
yanlıştır. Zira dilde “sünnet” hem olumlu hem
olumsuz olarak kullanılır. Eğer kullanılacaksa
“nebevi sünnet”, “sünnet-i rasul”, “Nebi’nin
sünneti” gibi terkip halinde kullanılmalıdır.
Sünnet, Kur’an’daki usve (örnek) yerine ikame
edilmiştir. Kur’an biz mü’minlere Allah’ın
Rasulü’nü “örnek” olarak gösterir (33:21).
Hadis ile arasındaki ayrım kasten silikleştirilen
sünnet kavramı; 1) Kur’an’a eş değer, 2)
Kur’an’a paralel bir vahiy ilan edilmiştir. Bu
ilan, her açıdan beşeri yorum üzerine bina
edilmiştir.

Toplam Hadis Sayısı

Hadislerin sayısı konusunda doktora yapan ve bunu bir kitap halinde yayınlayan Doç. Dr. Mustafa Karataş, Peygamberimiz döneminde rivayet sahasında dolaşan hadis sayısının 5.000’den (beş yüz değil, beş bin) fazla olduğunu söylemenin mümkün olmadığı sonucuna varmıştır. Tabii ki bu sayı tekrarsız hadisler için verilmiş bir sayıdır. Karataş, bu sayının tekrarları ile birlikte Kütüb-i Tis’a* denilen meşhur dokuz hadis kitabında 10.000 civarında olduğunu, sahabe ve tabiin sözleri de dâhil tekrarsız toplam hadis sayısının 30.000′i geçmediği kanaatindedir.

Zamanın Önemi

Çağımız insanı için zaman son derece önemli bir kavramdır. Daha iyi şartlarda yaşayabilmek adına çok çalışan insanlar çoğu zaman ne kendilerine ne de sevdiklerine zaman ayıramaz hale gelirler. Bu yoğun koşuşturmaca içinde yapmaları gereken görevlerini ve yükümlülüklerini ihmal eder ve bunu da ancak sahip olduklarını kaybettiklerinde anlar ve derin bir pişmanlık duyarlar. Değişmeyen bu durum hayatımızın en önemli gerçeği içinde geçerlidir. İnsanlar hiç ölmeyecekmiş gibi sadece bu dünya için yaşayıp ölümü akıllarına dahi getirmezler. Zamanlarının büyük bir kısmını para kazanmak için çalışmakla, geriye kalan kısmını da tatil ya da eğlencelerle geçiren bu insanlar Allah yolunda yapılması gereken ibadetleri ise hayatlarının yaşlılık dönemine ertelerler. Oysa ölümün ne zaman karşımıza çıkacağını bilemediğimiz bu dünyada böyle bir riske girmek oldukça tehlikelidir. ‘Size vekil kılınan ölüm meleği, hayatınıza son verecek, sonra Rabbinize döndürülmüş olacaksınız.’ (Secde Suresi, 11) Kesin olarak gerçekleşecek ölüm anında gaflet içinde, Allah’tan uzak yaşamış insanların düşeceği durum ‘Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen; derler ki: "Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimiz'in ayetlerini yalanlamasaydık ve mü'minlerden olsaydık." ’ (En'am Suresi, 27) ayetiyle açıkça bildirilmiştir.

Kuran'ı Rehber Edinmenin Önemi

Allah, Kuran-ı Kerim’i insanlara açıklayıcı bir rehber olarak göndermiş ve onda insanlar için en kolay ve en güzel yaşam tarzını bildirmiştir. Allah’ın razı olacağı tüm ahlak özellikleri ve iman edenlerin yapmaları gereken her şey, tüm detayları ile Kuran’da tarif edilmiştir.
 
Ey insanlar Rabbinizden size 'kesin bir kanıt (burhan)' geldi ve size apaçık bir nur (Kur'an) indirdik. (Nisa Suresi - 174)
 
Rabbimizden gelen kesin ve apaçık Kuran’ı başucu kitabı edinmek, her Müslüman’ın acil olarak yapması gereken en önemli konudur. Kuran, her yaşta ve eğitimdeki her insanın anlayabileceği kadar açık ve hikmetli bir kitaptır. Kuran’ı anlamak için yüksek bir zeka ve yeteneğe değil, samimi bir niyete ve ihlasa sahip olmak yeterlidir. Allah’ın hidayet bahşettiği derin iman sahibi olan herkes Kuran’ı okuduğunda, göstermesi gereken ahlak özelliklerini rahatlıkla anlayabilir.

Slayt Hadisler - Lokman Coşkun

Seçme hadislerden derlenerek hazırlanmış enfes bir slayt.

n/a

Seçme Hadisler

Hz. Peygamber çok merhametliydi. Birisi kendisine bir şey istemeye gelirse, istenilen şey varsa, mutlaka verirdi. Yok ise, olunca verme sözü verirdi. Hadis-i Şerif (Buhari).

Seçme Hadisler

Kim Allah ile kendisinin arasını düzeltir, güzel yaparsa; Allah ta onun, insanlarla arasını düzeltir, güzel yapar.Kim iç dünyasını (kalbini, niyetini) düzeltirse, Allah da onun dışını (davranışlarını) düzeltir Hadis-i Şerif (Hakim). İnsan yasaklanan şeylere karşı hırslıdır, aç gözlüdür. Hadis (Deylemi).

Reklam

İçeriği paylaş