You are hereşiir
şiir
ŞİİR
İbrahim
İçindeki putları devir
Elindeki baltayla
Kırılan putların yerine
Yenilerini koyan kim?
Güneş buzdan evimi yıktı
Koca buzlar düştü
Putların boyunları kırıldı
İbrahim
Güneşi evime sokan kim?
Asma bahçesinde dolaşan güzelleri
Bühtünnasın put yaptı
Ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
Gönlümü put sanıp da kıran kim?
Asaf Halet ÇELEBİ
MESCİD-İ AKSA
Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde
Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu
Varıp eşiğine alnımı koydum
Sanki bir yer altı nehri çağlıyordu
Hani o günler ki binlerce Mümin
Tek yürek halinde bana koşardı
Hemşehrim nebiler katını için
Cevaba erişen dulalar vardı
Şimdi kimsecikler varmaz yanıma
Müminden yoksunum tek ve tenhayım
Rüzgârlar silmez gözyaşlarımı
Çöllerde kayıp bir yetim vahayım
Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde
Götür Müslüman’a selam diyordu
Dayanamıyorum bu ayrılığa
Kucaklasın beni İslam diyordu
M.Akif İNAN
MEHMET AKİF ERSOY
Büyük şair İslami konularda da derin bilgiye sahipti. Arapçayı Farsçayı ve Fransızcayı çok iyi bilirdi. Babası müderrirdi ve iyi yetiştirmişti. Baytar mektebini bitirdi. Edebiyat sahasında kendini geliştirmişti İstanbul Üniversitesi Edebiyat Profesörlüğüne tayin edildi. Birçok dergide şiir ve makaleler yazdı. Sait Halim Paşa’nın Fransızca olarak yazdığı “İslamlaşmak” adlı eserini Türkçeye çevirdi.
Birinci Dünya Savaşının Osmanlı aleyhine sonuçlanması onu üzmüştü. İstiklal savaşında canla başla halkı bağımsızlık için mücadeleye çağırma girişiminde bulunarak şehir şehir, köy köy gezdi. Halkı bilinçlendirme ve savaşa teşvik için elinden gelen ne varsa yapıyordu. Savaş sona erdi ve İstiklal savaşı kazanılmıştı. Akif çok sevinçliydi. Yıllarca özlemini çektiği İslam birliği gerçekleşiyordu. Meclis Kuran’larla kurbanlarla açılmıştı. Daha sonra Akif’in düşündüğünün tersine durum ortaya çıktı. Medreselerin kaldırılması, şeriatın kaldırılması, şapka ve Latin harflerinin kabul edilmesi Akif’i yüreğinden yaralamıştı. Bu arada yeni devlete karşı yapılan ayaklanmalar da bastırılıyordu.
Akif İslam Birliği idealinin gerçekleşmediğini görünce huzursuzluğunu arttıran başka sebeplerden dolayı da ülkeden ayrılmak zorunda hissetti. Kahire üniversitesinde profesörlük yapmaya başladıysa da üzüntüsü onu yendi. Hastalandı. Tedavi için bir süre Lübnan’da kaldı. 1936’da İstanbul’a döndü, altı ay geçmeden vefat etti. İstanbul’a döndüğünde büyük ilgiyle karşılanmıştı ama cenazesine katılmaya çoğu kimse cesaret edemedi. Şiirlerini Safahat adlı kitabında toplamıştır.
VİRAN GAZEL
Vermişim senden bir haber el var gün var utandırma
Kapanmışım ayağına naz eyleme usandırma
Söz almış ahd eylemiştik belgeler var yüreğimde
Sen sen ola beni düşman dediğine inandırma
Bu ne kovanımda yağma çiçekler sana intizar
Zambağa benzetip beni dikenleri kıvandırma
Vurulan her bir kuş ile yere düşen ben olurum
Seni bir kurşunluk yarin kapısında dolandırma
İyi bildiğin tek şeydir yeter ki ağla de bana
Uykuma çok usuldan gir düşlerimi bulandırma
Vermişim senden bir haber el var gün var utandırma
Kapanmışım ayağına naz eyleme usandırma
Mustafa İSLAMOĞLU
TAŞ GAZELİ
Taş taş değil bağrındır taş senin
Nereni nasıl yaktın söyle bu ateş senin
Bir katılıktır dinamit söker mi yürekleri
Başın bir kez bu kalbe çarpmasın ey taş senin
Kazmayı kayalara değil kalplere vur ey
Ferhat niçindir kırdığın bunca taş senin
Ölüm sendedir bana taş nedir taşlama beni
Bana güldür, çiçektir attığın her taş senin
Ülkendir taş ve beton bu yanlış, kent
Her gün bir yangın biraz daha taş senin
Bir taş devridir ama bağışla beni
Niçin bunca geldin üzerine ey taş senin
Bir İbrahim bıçağı ikiye biçer taşı
Sevgilin nasıl kırdı kutlu dişini taş senin
Bir yürürlükten kaldırılıp çürümüş devrimleri
En gürbüz bir devrimi dikme yerine ey taş senin
Osman SARI
bal
BAL
Garibim Gurebayım
Fakirim Fukarayım
Özüm yakan aşk ile
Mudarım Mudarayım
Bir kez gönül yıktınsa - Yunus Emre
Bir kez gönül yıktınısa
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil
bir kuşluk vakti ruyası
BİR KUŞLUK VAKTİ RUYASI
Şiirlerimi beğenmezdin sandım.--
Yunusu sevdim, Nabi’yi kiskandım.
Bir Kuşluk Vakti rüyayla uyandım
Halim kötü, işim zor Ya Resulullah
Alnıma mührünü vur Ya Resulullah
Motif olmuyor gönlümde ördüğüm,
İlmeklerimin her biri kördüğüm.
Rüyamı, hayalmi bilmem gördüğüm
Halim kötü, işim zor Ya Resulullah
Gönlüme tahtını kur Ya Resulullah
Alnıma mührünü vur Ya Resulullah
Evlıya Çelebi gibi yapmadım.
Ziyaretçileri kabrime sakladım.
Böyle güzel olduğuna inandım -
Halim kötü, işim zor Ya Resullah.
Gönlüme tahtını kur Ya Resulullah
Alnıma mührünü vur Ya Resullah.
Yüzünü görmeden ölmeyeceğim.
Yüzünden sonra yüz görmeyeceğim.
Seni, Uveys’ten az sevmeyeceğim.
Halim kötü, işim zor Ya Resulullah
Gönlüme tahtını kur Ya Resulullah
Alnıma mührünü vur Ya Resulullah
Seni örnek aldım ben hep Taiften
Hakkı anlayan az, benim tariften.
Yinede ederim tebliğ hafiften-
Halim kötü, işim zor Ya Resullah.
Gönlüme tahtını kur Ya Resulullah
Alnıma mührünü vur Ya Resullah.
İçim nasılsa öyle görünürüm.
Bu yuzden yalnızlığa bürünürüm.
Tabutumu taşıyan olmaz düşünürüm
Halim kötü, işim zor Ya Resulullah
Gönlüme tahtını kur Ya Resulullah
Alnıma mührünü vur Ya Resulullah
Korkuyorum yorum için rüyamı
İhlasmı, korkumu bilmem riyamı.
Ya yanlış olursa tabir anlamı.-
Halim kötü, işim zor Ya Resulullah
Gönlüme tahtını kur Ya Resulullah
Alnıma mührünü vur Ya Resulullah
Her şeyi anlatmış Nabi’nin beyti--
Ama kulaktan girdi, çıkıp gitti.
Bak, Orhan bu sefer iş sana geldi
Halim kötü, işim zor Ya Resulullah
Gönlüme tahtını kur Ya Resulullah
Alnıma mührünü vur Ya Resulullah
Makamı Mustafa’dır, dedi şair Nabi.
Duyurdu ümmetine bunu Nebi.
Yeterdi bir mısra yazsam Nabi gibi
Halim kötü, işim zor Ya Resulullah
Mona Roza - Sezai karakoç
Güze bir şiiir. Efsane şir
MONA ROZA
Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller
Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar
Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek...
Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi
Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ellerin ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin ellerin ve parmakların
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları
Ki ben Mona Roza bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
Sarı Tarlakuşu - Kızılderili Reisi Şiiri Lakota Kabilersinin Reisi
EY SESİNİ rüzgârlarda işittiğim,
Ve nefesi bütün dünyaya hayat veren
Yüce Ruh!
Beni duy!
Ben küçüğüm ve zayıfım,
Senin kudretine ve hikmetine ihtiyacım var.
Beni güzellikler içinde yürüt,
Ve gözlerime kızıl ve mor günbatımını daima seyrettir.
Ellerimi, yaratmış olduğun şeylere saygı gösteren eller kıl,
Ve kulaklarımı Senin sesini duyacak kadar hassaslaştır.
Beni hikmetli bir insan kıl,
Tâ ki, halkıma öğretmiş olduğun şeyleri anlayabileyim.
Tâ ki, her yaprakta ve her kayada
Gizlemiş olduğun dersleri öğreneyim.
Senden beni güçlü kılmanı istiyorum,
Ama, kardeşimden daha büyük hale gelmem için değil,
En büyük düşmanımla, nefsimle savaşmak için.
Beni, temiz eller ve şaşmamış gözlerle
Sana gelmeye her an hazır kıl.
Tâ ki güneşin batıp gitmesi gibi,
Hayatım da sönüp gittiğinde,
Ruhum utanç duymadan Sana gelebilsin!
SARI TARLAKUŞU
LAKOTA KABİLESİNİN REİSİ


