You are hereahiret
ahiret
Gerçek İnanç
Allah’a inanmak O’na kul olmayı yani ibadet etmeyi gerektirir.
Bir anne düşünün. Bebeğini kucağına aldığı ilk andan itibaren annelik görevi başlar. İyi bir anne her zaman ve her koşulda bebeğini korur, onun bütün ihtiyaçlarını titizlikle karşılar ve annelik görevini asla ihmal etmez. Aynı şekilde bir doktor, mesleğinin gereği olarak hastasıyla ilgilenmek, sağlığına kavuşması için her türlü tedaviyi uygulamak zorundadır. Her ikisi de keyfi sebeplerle görevlerini yerine getirmedikleri taktirde ne iyi bir doktordan ne de iyi bir anneden bahsedebiliriz.
Allah’a kul olmakta aynı şekilde bazı görevleri yerine getirmeyi gerektirir. Sadece ‘anneyim’ demekle anne olunmadığı gibi ‘Allah’a inanıyorum’ demekle de iyi bir kul olunmayacağı çok açık bir gerçektir.
Allah’ın, Kuran’ı Kerim’de bizlere bildirdiği emir ve yasakları bilmek ve bunları titizlikle uygulamak inancın gerekleridir. Bu gerekleri yerine getirmek yerine, kendi istek ve arzuları doğrultusunda hayat süren bir insan, Allah’a kul olmak yerine nefsine köle olmuş demektir. İnsan, içini rahatlatmak için ibadetlerini bir robot gibi ruhsuz ve mekanik bir şekilde değil, samimiyetle ve aşkla yapması gerekir. Samimiyetin olmadığı ibadetler fayda sağlamayabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)
Allah’ı gerçekten sevmek, O’na iman etmek ve O’nun için yaşamak sadece nefsinin esiri olmayan, yaşamını, ölümünü Allah’a adayan mümin kulların yapabileceği şeylerdir. Anne olmaktan, başarılı bir doktor olmaktan çok daha önemli bir vasıftır Allah’a kul olabilmek… De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır." (En'am Suresi, 162)
Sınav için yaratıldığını unutmadan, dünyanın süsüne, rengine kapılmadan ahireti için çalışmak, tamamiyle Allah’a yönelmektir gerçek anlamda inançlı olmak…
"Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?" (Mü'minun Suresi, 115)
Altuğ Öztürk
Medyanın Gücü
Medyanın toplum üzerindeki etkisinin ne kadar büyük olduğunu hepimiz biliyoruz. Her gün gazete, televizyon ve internet aracılığıyla, istenilen bilgi, haber, yorumlar insanlara ‘istenildiği’ gibi verilmekte ve beyinler çok ince ayarlarla kontrol altına alınmaktadır.
Medyanın bu kadar güçlü olmadığı dönemleri hatırlayalım… Toplumda sevgi, saygı, hoşgörü, yardımlaşma çok daha fazlaydı. Komşuluk ilişkileri, yıllarca süren okul arkadaşlıkları ve her şeyden önemlisi güçlü yapıya sahip aile bağları… Huzurun ve güven duygusunun henüz yitirilmediği o dönemlerde insanlar çok daha mutluydu. Çıkar ilişkileri hayatımızı bu kadar ele geçirmediği için insanlar küçük şeylerle mutlu olur, anlamsız hırslara kapılmazlardı. Ahlak anlayışı henüz yitirilmemiş olduğundan her şey çok masum ve güzeldi.
Bugüne dönersek geçmişte yaşanan huzur ve güven ortamından eser kalmadığını hepimiz çok net görüyoruz. Aile bağlarının koptuğuna, para ve iktidar hırsının insanları nasıl esir aldığına hepimiz her gün şahit oluyoruz. Nerede o eski arkadaşlıklar dediğimiz günümüzde arkadaşlık ve dostluklar maalesef çıkarlar doğrultusunda şekillenmekte ve ufak bir darbede yıkılabilmektedir. Tıpkı yapılan evlilikler gibi… Toplumun bu hale gelmesinde pek çok neden olabilir. Ancak en önemli etkenlerden biri hiç kuşkusuz medyadır.
Bugün televizyonlarda özellikle gençlere ve çocuklara yönelik hazırlanan programlara, dizilere ve filmlere bakınca toplumun neden bu duruma geldiğini anlamak çok ta zor olmuyor. Her geçen gün bir öncekinin tahribatından daha büyüklerini yapmaya çalışan dizileri izledikçe ahlakın ve iyiliğin neden kaybolduğunu, neden insanların bencil ve hırslı olduğunu daha iyi anlıyoruz. Gençlerin sınır tanımaz özgürlük anlayışı ve aile kurumunu hiçe sayan tavırları, evlilik dışı beraberliklerin artması ve toplumun hızlı değişimi… hepsi verilen telkinler sonucu oluşmaktadır.
Hurafelerden Uzak Kuran Dini
Kuran’dan uzak yaşayan insanların, hayatlarının her anında yanılgılara ve hatalara sürüklenme ihtimali çok yüksektir. Çünkü bu tür insanların olaylara bakışı, toplumun değer yargıları ile sınırlıdır. Din konusunda konuşurken bile, Kuran’dan ziyade kulaktan dolma bilgilerle ve geleneksel değer yargıları ile bilgi verirler. Kuran’da bildirilen hükümleri görmezden gelerek atalarının dinine uyarlar ve şirk içinde yaşarlar.
Ne zaman onlara: "Allah'ın indirdiklerine uyun" denilse, onlar: "Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız" derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler? (Bakara Suresi, 170)
Hurafeler dinini yaşayan bu insanlar ‘İslam şiddeti ve öldürmeyi emreder, kadını ezer, Müslüman olmayana düşman olur… ’ gibi telkinlerle insanları zehirlerler. İnkâr eden çoğu insan da, Kuran bilgisi olmayan, hurafeleri din diye yaşayan ve tebliğ eden kişilerin İslam’ı temsil ettiğini düşündükleri için onların yaptığı her şeyi İslam dininin gerekleri zannederler.
…
Hurafeleri kabul edenlerin oluşturduğu din, yaşanması ve uygulanması zor olduğundan pek çok insan dünya hayatının çekici süsüne dalmış, ayrıntılarla içinden çıkılmaz bir hal alan dinden uzaklaşmış ve böylece İslam’a büyük zarar verilmiştir. Kuran’la alakası olmayan uygulamaları mecbur kılan, Allah’ın haram kılmadığını haram sayan insanların dine verdiği zarar tartışmasız çok büyüktür. Allah kullarına zorluk dilemediği halde insanlar her ibadeti zorlaştırmış; bu yüzden namaz, oruç, abdest gibi çok önemli ibadetler dahi insanlar tarafından terk edilmiştir.
…
Çözüm İslam Birliği
Geçmiş…
Açlık ve sefaletle mücadele eden Somali’nin İslamiyet’le tanışması Mekkeli müşriklerden kaçan Müslümanların Habeşistan’a göç etmesiyle başladı. İngiltere’nin sömürgesi haline geldikten sonra savaşlar, açlık, salgın hastalıklar ve çeşitli felaketlerle mücadele etmek zorunda kalan Somali halkı, 1984 te İngilizlerin kuzey Somali’yi, 1987 de İtalyanların güney Somali’yi işgal etmesiyle daha da zor bir hayat yaşamaya başladı. Baskı, zulüm, şiddet…
1960 da bağımsızlığını kazanan Somali’de, 1969 yılında darbe ile iktidarı ele geçiren Tümgeneral Muhammed Siad Barre parlamentoyu dağıttı. Kurmaya çalıştığı sosyalist düzenin önündeki en büyük engelin İslam Dini olduğunu düşündüğü için İslami tüm yayınları, kitap ve gazeteleri kapattı. Karşı çıkan Müslümanları idam ettirdi. Sonrasında iç çatışmalar, ölümler ve zulüm devam etti Somali’de…
Bugün…
Yaklaşık 9 milyon nüfusa sahip Somali’de açlık ve sefalet halen devam etmekte ve çocuklar ölüme terk edilmektedir. İnsanlık adına kabul edilemez olan bu duruma öncelikle Müslüman âleminin sessiz kalmaması ve kalıcı çözümler üretmesi şarttır.
Son günlerde sürdürülen yardım organizasyonları, insanımızın bu konularda ne kadar duyarlı bir millet olduğunu açıkça göstermiştir. Hiçbir karşılık ve menfaat beklemeden ihtiyaç içinde olan insanlara sadece yardım edebilmek amacıyla ellerinden geleni yaptıklarına hepimiz şahit olduk, oluyoruz. Ancak şu gerçeği unutmayalım; yaptığımız yardımlar bu büyük yaranın iyileşmesi için yeterli değildir ve olmayacaktır. Ramazan ayının bitimiyle birlikte, belki birkaç ay içinde Somali gerçeğini tıpkı geçmişte unuttuğumuz gibi yine unutacağız. Ve orada yaşananlar biz habersizken aynen devam edecektir…
Peki çözüm nedir?
Güzel Ahlakta Kararlı Olmak
Kuran’ı Kerim, insanlar için bir yaşam rehberidir. Yüce Rabbimizin en güzel ahlakı bildirdiği Kuran’ı okumak ve emir ve yasaklarını titizlikle uygulamak her Müslüman’ın görevidir. ‘Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir Kitap'tır.’ (Bakara Suresi, 2)
Kuran’ı okuyan insanlar bilir ki, Allah kullarına sabırlı olmalarını ve bunda kararlı davranmalarını emreder. Bu tavır insanlar için faydalı sonuçlar doğuran güzel bir ahlak örneğidir aslında. Yaşanan olumsuz olaylarda gösterilen sabır ve tevekkül, olayların büyümesine engel olurken daha güzel sonuçlar elde edilmesini sağlayabilir. Yaşanan olumsuz olaylarda öfkeye kapılıp, sabırlı davranamamak kişiyi içinden çıkılmaz durumlara sokar çoğu zaman. Karşılaşılan her olayın Allah’ın kontrolünde ve bir sınav dahilinde gerçekleştiğini bilmek ve sabırlı davranmak hem bu dünya için hem ahiret için büyük yarar sağlar insana. Allah pek çok ayetinde ‘sabredin’ derken, sabır gösterenleri de cennetle müjdelemektedir:
‘İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orda esenlik dileği ve selamla karşılanırlar.’ (Furkan Suresi, 75)
Aynı zamanda Yüce Rabbimiz, güzel ahlak özelliklerini bildirdiği Kuran’ı Kerim’de, bize yapılan kötülüklere karşı iyilikle cevap vermemizi de emretmiştir:
Hayata Bakış
Etrafınızda sürekli söylenen, birşeylerden şikayet eden insanlara mutlaka rastlamışsınızdır. Genelde toplumun her kesiminde bu tür insanların varlığına şahit oluruz. Hatta belki biz de o insanlardan biriyizdir. İşler planladığımız gibi gitmediği zaman verdiğimiz tepkiler, kullandığımız sözler ve aklımızdan geçenler, hayata bakışımızın bir resmidir aslında.
Gün içinde yaşadığımız olaylara bakış açımızın ve yaklaşımımızın nasıl olduğunu düşünelim.
Sabah kalktığı andan itibaren olumsuz bir ruh haline bürünüp ‘bütün gece hiç uyuyamadım’, ‘bugün canım çok sıkılıyor’, ‘yine aynı şeyler’…vb şikayetlerle sürekli söylenen insanların arasında bizlerde var mıyız acaba?
Ya da beklenmedik bir olayla karşılaştığında ‘neden bu benim başıma geldi’ diyenlerden miyiz?
Genç bir insanın ölüm haberini duyduğunda ‘çok erken öldü, ölüm ona yakışmadı’ diyenlerden mi?
Ya da ‘keşke şöyle yapsaydım böyle olmazdı’ diyenlerden mi?
Örnekler daha da fazlalaştırılabilir. Ancak tüm bu tepkilerin altında yatan bir gerçek vardır; ‘Tevekkülsüzlük’.
İman, tüm bu sıkıntı veren duygulardan koparır insanı. Beklenmedik bir olayla karşılaşan imanlı bir insan ‘mutlaka bir hayır vardır’ der ve Allah’a sığınır.
Ölüm haberleri bir uyarıdır müminler için. Ölümün aslında çok yakında olduğunun haberi. Ertelenen ibadetlerin insanı kayba uğratacağının haberi.
İman etmeyen insanların ahirette kullanacağı kelime 'keşke' dir. Onlar dünyada iken keşkelerle dolu bir hayatı zaten yaşayıp öğüt alamayanlardır. Dolayısıyla keşkelerle yaşamak bir mümin özelliği değildir. Çünkü müminler kadere teslimiyetin lüksünü her alanda yaşarlar ve Rablerine tam bir teslimiyetle teslim olurlar.
Ahiret Ayetleri
İnsanlardan öyleleri vardır ki: “Biz Allah’a ve ahiret gününe iman ettik” derler; oysa inanmış değillerdir. (2/8)
Şüphesiz, iman edenler(le) Yahudiler, Hıristiyanlar ve sabiiler(den kim) Allah’a ve ahiret gününe iman eder ve salih amellerde bulunursa, artık onların Allah katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (2/62)
İşte bunlar, ahireti verip dünya hayatını satın alanlardır; bundan dolayı azabları hafifletilmez ve kendilerine yardım edilmez. (2/86)
De ki: “Eğer Allah katında ahiret yurdu, başka insanların değil de, yalnızca sizin ise, (ve) doğru sözlüyseniz, öyleyse hemen ölümü dileyin.” (2/94)
Ve onlar, Süleyman’ın mülkü (nübüvveti) hakkında şeytanların anlattıklarına uydular. Süleyman inkâr etmedi; ancak şeytanlar inkâr etti. Onlar, insanlara sihri ve Babil’deki iki meleğe Harut’a ve Marut’a indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: “Biz, yalnızca bir fitneyiz, sakın inkâr etme” demedikçe hiç kimseye (bir şey) öğretmezlerdi. Fakat onlardan erkekle karısının arasını açan şeyi öğreniyorlardı. Oysa onunla Allah’ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar veremezlerdi. Buna rağmen kendilerine zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı. Andolsun onlar, bunu satın alanın, ahiretten hiçbir payı olmadığını bildiler; kendi nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kötü; bir bilselerdi. (2/102)
Allah’ın mescidlerinde O’nun isminin anılmasını engelleyen ve bunların yıkılmasına çaba harcayandan daha zalim kim olabilir? Onların (durumu) içlerine korkarak girmekten başkası değildir. Onlar için dünyada bir aşağılanma, ahirette büyük bir azab vardır. (2/114)
Gayb - Mustafa İslamoğlu
Gayb meselesini sağlıklı, sıhhatli dengeli, sağını solunu bozmadan, ezmeden değişik vakalara düşmeden nasıl anlayabiliriz. Bu meseleyi Kur’an ın ve sünnetin çerçevesinde gerçekten sıhhatli bir şekilde nasıl anlayabiliriz. Hz. Peygamberin gaypla olan münasebetini hem haberler çerçevesinde hem de sağlıklı bir tefekkürle nasıl yerli yerine oturtabiliriz, bu güne dair sağlıklı projeksiyonlar sunabiliriz?
Mü’min olmanın en temel vasıflarından biri gabya inanmak, bu imanın temel gereklerinden biri. Bu gayb meselesi birçok istismarı ile beraber, bir çok ayak kayma noktaları, çukurları, engelleri manileri dikkate alarak, Kur’an ın adesesinden, penceresinden baktığımız da nasıl anlayacağız. Gaybın şimdi ve burada ya bakan yönlerini nasıl anlayacağız. Bir Mü’min olarak duruşumuzu gayb karşısında nasıl netleştireceğiz. Örneklere nasıl bakacağız.
- Bismillahirrahmanirrahim. Aslında Gaybı konuşmak bir yerde susmak manasına geliyor. Sözün bittiği yer, Konuşulamayan şey hakkında susmalı. Biz aslında burada gaybı konuşmuyoruz, Gayba dair konuşuyoruz. Yani gaybı konuşmakla gayba dair şeyi konuşmak farklı şeylerdir.
Gayp Hakikaten de imanımıza umde olan bir husus Bakara suresinin girişinde;
“Onlar ki gaybe iman edip namazı dürüst kılarlar..” Bakara/3
O hidayete eren muttakiler ki gayba iman ederler. Demek ki gayba iman hidayetin şartlarından biri.
İslam’ın 3 ana umdesi var. Tevhid, nübüvvet, mead (ahiret)
Tevhid malum Allah ile, Allah’ın birliği ile ilgili hakikat. Varlığın fani, Allah’ın baki oluşu ile ilgili bir hakikat. Varlığın Allah’a muhtaç oluşu ile ilgili, yani mümkin varlık olan mahlukatın vacip varlık olan Allah’a muhtaç oluşu ile ilgili hakikat.
Ölümü Düşünmekten Kaçınmak
Her insan doğduğu gibi, bir gün ölecektir. Özellikle gençler başta olmak üzere ölüm, insanların kendilerine çok uzak gördükleri bir kavramdır. Ancak er ya da geç, genci de yaşlısı da ölümü tadacaktır.
Her nefis ölümü tadıcıdır. Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir. ( Al-i İmran Suresi -185 )
Dünya hayatına sımsıkı bağlanmış olan insanlar için ölüm, dünyadaki nefsanî zevklerinin sonu anlamına gelir ve asla akıllarına getirmek istemezler. Bazısı ölümüyle beraber her şeyin son bulacağını düşündüğü için, dünyada iken ne yapsam kardır mantığı ile hiç ölmeyecekmiş gibi gününü gün eder. Bazısı da ölümden sonra dirileceğine, cennet ve cehennem hayatına inanır, ancak bütün bunlarla karşılaşmasına vesile olacak ölümü asla aklına getirmek istemez. Çünkü ölümden sonraki hayatta başlarına gelecekler konusunda kafa yormaları ve olumsuz bir sonla karşılaşmamak için Allah’ın dinini yaşamaları gerektiğini bilirler. Dünya hayatında onca oyalanacak konu varken, vakitlerini ölüm ve sonrasını düşünerek geçirmek bu kişiler için büyük kayıptır. Her zaman daha sağlıklı, daha genç kalmanın yollarını ararlar. Kader gerçeğinden haberleri olmadığı için, Allah’ın takdir ettiği ölüm saatini bu şekilde geciktirebileceklerini zannederler. Oysa ölüm, insana hiç beklemediği anda ve hiç beklemediği bir yerden gelecektir. En zengini de, en güzeli de, en sağlıklı görüneni de Allah’ın yarattığı herhangi bir sebepten dolayı bir gün ölecektir.
Her nerede olursanız ölüm sizi bulur, yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile... (Nisa Suresi, 78)
Yokolacak Şeyleri Amaç Edinmek
Yaşama amacınızı daha önce hiç düşündünüz mü? İyi bir iş, zengin bir eş, çocuk sahibi olmak, şöhret, güzel bir evde yaşamak, dünyayı dolaşmak? Dünya hayatında amaç edindiğiniz konuları şöyle bir aklınızdan geçirin. Amaçlarınıza ulaştığınızda, örneğin zengin bir eşiniz olduğunda ya da güzel bir ev veya arabaya sahip olduğunuzda, farklı ülkeler gördüğünüzde kısa süreli bir mutluluk hissedersiniz. Mutluluğunuz kısa sürer çünkü bir süre sonra sahip olduğunuz amacınız, sizin için alışkanlığa dönüşür ve sıkılmaya başlarsınız. Bu kez kendinize yeni bir amaç edinirsiniz. Yaşamınız boyunca aynı kısır döngüyü yaşarsınız, fakat asla tatmin olamazsınız.
Şeytan, boş ve değersiz olan dünya hayatını insana süslü ve çekici gösterir. Arapçada değersiz anlamına gelen dünya, dışı zehir kaplı şeker gibidir. Zehrin farkında olanlar yalnızca müminlerdir. İman edemeyen insanlar ise, şeytanın da telkinleri ile boş ve yararsız amaçlar için ömürlerini tüketir, ancak istedikleri mükemmel hayata da hiçbir zaman ulaşamazlar. Güzellik, kariyer, zenginlik, kültür, çevre, aile ve daha pek çok şeye sahip olsalar da asla kalpleri tatmin olmaz. Sürekli kendilerine yeni uğraşlar edinerek tatmin olmaya çalışan insanlar, kimi zaman dans kursuna, kimi zaman yogaya, platese veya yemek kurslarına giderek, sürekli yeni ortamlar edinip yeni insanlar tanıyarak tatmin olacaklarını zannederler. Oysa bütün bunlar kısa süreli heveslerdir ve kalpler bu şekilde asla tatmin olamaz. Kalplerin nasıl tatmin olacağını Rabbimiz bir ayetinde şöyle bildirmiştir:
Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur. (Ra’d Suresi -28)



