Mustafa islamoğlu

warning: Creating default object from empty value in /home/islamisi/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

YOLNAME

yol Dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak fakat arkana bakma... Kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de... Unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez. Yolcuya bakıp yolu tanıma. Yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver. Vahim olan, yolun yolcusuz olması değil, asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır; yolsuz hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal...

Hitamuhu Misk ( Esmaul Husna) - Mustafa islamoglu

istanbul Halic Kongre Merkezinde Esmaul Husna Hitamuhu Misk ( son misk kokusu ya da misk kousunun sonu anlaminda)son dersi onbinlerce kisiyle 9 Haziran 2013 tarihinde yapildi. Katilmcilar sigmadi diger konferans salonlarina sinevizyonla aktarildi. ilgi oldukca yogundu. Program Hilal Tv den canli olarak verildi. Programa siyasetcilerden Bulen Arinc esiyle birlikte katıldı.

Program Kuran ziyafetiyle basladi. Akabe yonetim kurulu baskani Selcuk Bey konustu. Konusmasinda Kurani anlayarak okuma ve din dilinin yenileme misyonu uzerinde durdu.

Programa sinevizyon gosterisiyle devam edildi. Sinevizyon gosterisinde bir bebegin embiryodaki gelisimi sembol olarak gosterildi.
Bulen Arinc sahneye davet edilerek konusma yapti. Boyle bir programa ilk dafa davet edildigini boyle bir calismayi takdir ettigini soyledi. Kendisinin Mustafa islamoglu nun kitaplarinda takip ettigini, dersine katilmayi coktan beri istedigini onun bugun kendisine nasip oldunu vurguladi.
Program Mustafa islamoglu'nu son Esma dersiyle devam etti.

Ahlak Dinin Temelidir - Mustafa islamoğlu

Ahlak hem hilk hem de hulk köküne nisbet edilir. Hilk insanın fıtri tabiatını, hulk insanın manevi yanını, halk insanın maddi ve sosyal yanını ifade eder. Ahlak’ın hulk boyutu hilk ve halk boyutundan güçlüdür. Nasıl ki ruh bedenin, ahiret dünyanın, ğayb şahadet âleminin, mana maddenin öznesi ise, manevi olan da maddi olanın öznesidir. Birinciler ikincilerden kalıcıdır. Birinciler ikincilerin failidir. Aynı kökten gelen hilkat “yaratılış” demektir. Aynı zamanda hulk “huy” yani “alışılmış davranış” demektir.

Arap dilinin felsefesine vakıf olanlar bilirler: Hilk mastarı kesre’den dolayı ahlakın boyun eğen ve nesne olan boyutunu, hulk mastarı damme’den dolayı ahlakın baş kaldıran ve özne olan boyutunu temsil eder. Yani ahlak fıtrat’a bakan yanıyla hilkat’in nesnesi olmakta, hulk’a bakan yanıyla amel’in öznesi olmaktadır.
Batıda, 20. yüzyılın ilk yarısında latin asıllı moral sözcüğü kullanılıyordu. Bu yüzyılın son çeyreğinde özellikle Yunan asıllı etik kullanılmaya başlandı. Yunanca ethos, bizdeki “ahlak”ın karşılığıdır. Aristo’nun başyapıtlarından biri Nichomakhos’a Etick (Nikomakos’a Ahlak) adlı eseri, ahlak üzerine yazılmıştır. Ahlak Yunan kültüründe bir değerler dizgesini ifade eder.
Bu terimlerin zaman içindeki değişimlerini izlediğimizde moral’in daha çok bireysel ahlak için, etik’in ise sosyal ahlak için kullanıldığını görürüz. Birincisi İslam terminolojisinde edeb’e, ikincisi ise ahlak’a daha yakın durmaktadır.
Ahlak, son dönemlerde mesleki alanlara has kılınarak meslek ahlakları gelişmeye başlamıştır ki, tıp adamlarının uymaları gereken ahlaki kurallar müstakil bir ad almıştır: Deontoloji.
İyi-kötü ahlakın konusudur. Doğru-yanlış aklın konusudur. Güzel-çirkin estetiğin konusudur. Hak-batıl akidenin konusudur. Haklı-haksız hukukun konusudur.

Din binasının temel katı olarak ahlak

İbn Abbas’a göre din şu dört unsurdan oluşur:
1. Ahlak.
2. Akide.
3. İbadât.
4. Muamelat.

Gençlik ve Kur'an

“Kalk ve uyar!”

Son Nebi’ye gelen bu ilahi emrin açılımı şudur: Kalk ve kaldır. Aktif ol ve aktifleştir. Harekete geç ve harekete geçir.
Bu emir, dünyanın en iddiasız insanını, dünyanın en iddialı insanı yaptı. Bu emrin muhatabı eliyle başlayan hareket, yeryüzünün gördüğü en kapsamlı iman hamlesi oldu. Bu hamlenin rehberi, bu emri aldıktan sonra, bir daha hiç pasif olmadı.
İyiler yatarsa, iyilik de yatar. İyiliğin yatıp kötülüğün kalktığı bir dünyanın iyi olmasını beklemek nafiledir. Böyle bir dünya iyilere zindan, kötülere saraydır. Dünyanın bu hale gelmesine seyirci kalmak, insana verilen “hilafet” görevine ihanet etmektir.

Servet ve Dünya Hayatı

Size ne verilmişse onlar dünya hayatının geçici hazlarıdır. Dünya hayatı misafirhanedir. Ruh dünyaya gelmekle gurbete gelmiştir. Bir gün asıl yurduna dönecektir. Allah katında olanlarsa daha kalıcı ve daha hayırlıdır.
Hâlâ akletmeyecek misiniz?
İki dünyalı insan ve tek dünyalı insan. Tek dünyalı insan bu dünyaya sıkı sıkı sarılacaktır. Bu insanın bir fiyatı vardır. Ama çift dünyalı insana fiyat biçemezsiniz. Fiyatı olmayan daha doğrusu Allah’tan başka kimsenin ödeyemeyeceği bir fiyatı olan insan.
Öteden beri Bana ortak koştuğunuz ortaklarım nerededir diye soracaktır.
Şirkin Allah’a bir zararı yoktur. İnsan şirk koştuğuna kul olur. Şirk koştuğu şey karşısında köleleşir.
Şirk koşulanlar derler ki; bu peşimizden gelenleri biz azdırdık. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Onlarla ilişkimizi kesiyoruz. Onlardan Sana sığınıyoruz Allah’ım.
Aslında onlar bize tapıyor değillerdi. Zımnen onlar kendi heva ve heveslerine arzu ve içgüdülerine tapıyorlardı.
Onlara denilecek ki; çağırın ortaklarınızı. Fakat kendilerine asla karışlık verilmeyecek.
Ama azabı görecekler.
O çağırdıkları şirk koştukları değil, asıl azabı çağırmışlardı. İyi eylemleri yapanların cenneti çağırdıkları gibi kötü eylemleri yapanlar azabı çağırmış oluyorlardı.
Yeryüzünde bir hayata sahip olmak, iradenin imtihana tabi tutulmasından başka bir şey değildir.
Madem elçilerin getirdiği haberlere kör sağır kaldılar, onu almadılar ahirette de bir haber bekleyecekler fakat bir haber alamayacaklar.
Tevbe edenler iman edenler ve güzel amel edenler ahirette mutluluğa ereceklerdir.
İman bir ağaçtır ki amel bu ağacın meyvesidir.
Ebedi hayatın kurtaran kurtulmuş oluyor. Kur’anın lügatinde kurtulmak bu anlama geliyor.
Ne ki dilediğini yaratan ve elçi seçen Allah’tır.
Allah peygamberi kendisi seçer.
Yüceler yücesi aşkın olan Allah’ın zatı onların çok ötesindedir. Onların göğüslerinde sakladıklarını da açığa vurduklarını da çok iyi bilir.
Bu dünyada da öbür dünyada da hamd O’na mahsustur.

Aktif iyi Pasif iyi ve Kuran - Mustafa İslamoğlu

PASİF İYİ İLE AKTİF İYİ KUR’AN’DA NEYE TEKABÜL EDER?

Pasif iyiler, kendine iyi olanlardır. Aktif iyiler hem kendilerine hem başkalarına iyi olanlardır. Pasif iyilerin iyilikleri kendilerine dönüktür. Aktif iyilerin iyilikleri, hem kendilerine hem de başkalarına dönüktür.
Kur’an’da iki kavram yer alır: “Hasenat” ve “salih amel”. Yani hasenât ve sâlihât. Bu ikisi arasında muazzam fark vardır. Nedir hasenat ile salihat arasındaki o fark?
Hasenât, “iyilikler” demektir. Hasenât’ın tekili hasene’dir. Hasen, “güzel ve iyi olmak” manasına gelir. Onun da türetildiği husn, “güzellik, hoşluk, iyilik” demektir. Kur’an’da geçen husnâ, “güzel ve iyi son” demektir. Hasenât’ın zıttı seyyiât’tır. Seyyiât “kötülükler” demektir.
Sâlihât, “sâlih ameller”, “ıslah edici iyilikler” demektir. Kur’anî bir kavramdır ve Kur’an’da tek başına sâlihât olarak da geçer. Sâlihât’ın türetildiği sulh kökü, “birden fazla taraf arasında barışı sağlamak” anlamına gelir. Yani, üçüncü şahıslara yönelik bir iyiliği ifade eder. Islâh, “düzeltmek, iyileştirmek” demektir. Bu da üçüncü şahısları ilgilendiren bir durumdur. Sâlih amel (el-‘amelu’s-sâlihât) Kur’an’da 6 kez tek başına, 56 kez ise iman ile birlikte gelir.
Hasenât ile sâlihât arasındaki fark açıktır: İlki sonuçları kişinin kendisine dönük olan iyilik, ikincisi sonuçları başkalarına dönük olan iyiliktir.
Hasenat, insanın sırf kendisi için yaptığı iyiliklerdir. Bu iyiliklerden bir başkası yararlanmaz. Sadece kişinin kendisi yararlanır. Mesela namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek gibi ibadetler hasenattır. Bakara 277. ayette Rablerinden ödül alacakları müjdelenen kimselerin 4 özelliği sayılır:
1. İman.
2. Sâlihât.
3. Namaz.
4. Zekât.
Eğer “namaz” ve “zekât” salihât’tan addedilseydi, ayrıca zikredilmezlerdi.
Buna şöyle itiraz edilebilir:

Adalet Devletin İmanıdır - Mustafa İSLÂMOĞLU

ADALET DEVLETİN İMANIDIR

Zulme tapmak adli tepmek hakka hiç aldırmamak
Kendi âsudeyse dünya yansa baş kaldırmamak
M. Akif

Dinin iki kanadı: Tevhid ve adalet

İnsan, ebedi mutluluk menziline iki kanatla uçar: Bunlar, tevhid ve adalet kanatlarıdır. Tevhid kanadı, insandan Allah’a uzanır ve insan-Hâlık ilişkisini temsil eder. Adalet kanadı, insandan insana uzanır ve insan-mahlûk ilişkisini temsil eder.

Efendim! (Peygamberi Sevmek ) Mustafa İslamoğlu

Yokluğunda seni özledik.

Sana değen rüzgarı, seni örten bu­lutu özledik. Özlemeyi, özlenilmeyi, sevmeyi, sevilmeyi, sevindirmeyi, sevindirilmeyi özledik Efendim.

Aşkı, gözyaşını, müsamahayı, ah­lakı, adabı, ihsanı, irfanı, iz'anı, fe­raseti, basireti, şecaati, celadeti, adaleti, meveddeti, muhabbeti özle­dik. .

İzzeti, hikmeti, fıtratı, şefkati, hür­meti, devleti özledik.

Senden sonra tefrika meşrebimiz, taklit mezhebimiz, cehalet mektebimiz, atalet fıtratımız, hamakat şöhretimiz, ihanet sıfatımız, küffar velinimetimiz oldu.

Ömür Ramazan > Ahiret Bayram - Mustafa İslamoğlu

Ömrü Ramazan olanın ahireti bayram olur.

Kur'an

Ömrüne yemin olsun ki… Siz hiç birinin ömrüne yemin ettiniz mi?

Ama Allah etti. Elçisinin ömrüne yemin etti (15:72). Bunun açılımı Harap olmuş ruhları imar ve inşa etmeye adanmış ömrün şahit olsun ki demekti.

İnsan hayatına ömür denilmesi, insanın mâ hulika leh'inin (yaratılış amacının) imar ve inşa olduğunu gösterir. İnsan hayatı, hem o hayatın sahibini mamur etsin, hem de o hayatın sahibi çevresini ve geleceğini mamur etsin diye ömür adını almıştır.

Umre ibadeti de aynı kökten. Ömrü imar ettiği için umre denilmiş. İbn Haldun'un medeniyet yerine kullandığı 'umran kavramı da öyle. Zira medeniyet, bir imar ve inşa seferberliğidir.

Ömür Ramazan olur mu?

Hayat ömür olursa, ömür de ramazan olur. Yani: hayat hem sahibini hem de başkalarını imar ve inşaya adanırsa, işte o zaman ömür Ramazan olur.

Zaten Ramazan'ın ve bir Ramazan'la gelen Kur'an'ın amacı da budur. Kur'an'ın doğum ayını oruç suretinde kutlamamızın sebebi bellidir: İnsani yanımızı öne çıkarıp beşeri yanımızı arkaya çekmek. Akleden kalbimizi öne çıkarıp, içgüdülerimizi ve şehvetimizi arkaya çekmek.

Zira vahiy anlaşılsın, öğüt alınsın ve yaşansın diye indirilmiştir. Vahyin sahibi Allah, kelamını Düşünen bir topluma ithaf etmiştir. Doğrusu Biz bu Kur'an'ı öğüt için kolaylaştırdık; şu halde yok mu öğüt alan? diye tek bir surede tam beş kez sormuştur. Kur'an'ın maksadı üzerinde derin derin düşünmezler mi? diye sitem etmiştir. Kur'an'ın bir Ramazan'da inmeye başladığını söyleyen ayet, vahyin amacını şöyle ortaya koyar: o, insanlık için bir rehberliktir; bu rehberliğe ve doğruyu eğriden ayırmaya dair bir belge ve bilgi kaynağıdır.

Ömrün Ramazan olması için indiği geceyi ömre bedel kılan vahyin hayata inmesi şart. Değilse insan ziyandadır. Bunun en güzel özetini Asr suresi veriyor:

1. 'Asr şahit olsun ki…

Oruç Tutmak - Mustafa İslamoğlu

Oruç tutmak kendini tutmaktır.
Ey oruç: Gel bizi tut!

Modern şehirler, açından ölmüş ruhlar galerisidir. Fiyakalı bedenler, ölü ruhlara tabut olmuştur. Kur'an böyleleri için "giydirilmiş kalaslar" ifadesini kullanır. O andan itibaren, insanın 'insan' yanı ortadan çekilmiş, 'beşer' yanı öne çıkmıştır.

Ruh için, 'ölüm' bir mecazdır. Ruhlar ölmezler. Ama zaten, ölüm dediğimiz şey boyut değiştirmekten başka nedir ki? Ölüm yokluk değildir, ölüm intikaldir. Bu açıdan bakınca ruhun ölümünden bahsetmek, tıpkı ruhunu yitirmiş cansız bir ceset gibi, hayatın kadavralaşmasını getiren bir ruh intikalinden bahsetmektir. Sadece intikalinden değil, aynı zamanda "intiharından" bahsetmektir.

Açından ölecek kadar ruhu aç-susuz bırakmak, elbet bir intihardır. Fiziki bir intiharın sonucu cesedi mezara gömmektir, manevi bir intiharın sonucu ruhu cesede gömmektir. Ruha mezar kılınmış bir cesedin, yemekhane, yatakhane, işhane ve abdesane arasında hortum olmaktan öte yapacağı bir şey yoktur. Böyle birinin hayattan anladığı, aynı dünyayı paylaştığı diğer canlılarla ortak olan biyolojik hayattır. Böyle bir hayatın derinliği yoktur. Çünkü dünya ile sınırlıdır. Zaten, ceset tabutunda ruhun cenazesi, ancak öte yüzü olmayan tek dünyalı bir hayat anlayışıyla taşınır. Yoksa bir insan cesedini ruhunun mezarı yapmaya nasıl razı olur?

Bu vahim akıbeti önlemenin yolu, ruhun açlığını fark eden bir kendindelik halidir. Ancak kendinde olanlar fark ederler ruhların da acıkacağını ve susayacağını. Midenin açlığını beyne enzimler haber verir. Sahibini uyararak onu beslenmek için harekete geçmeye yöneltirler. Yani enzimler, bir tür iç "rasul", yani "elçi"dirler. Onlar olmasaydı, insan kendi açlığından haberdar olmazdı.

Reklam

İçeriği paylaş