You are hereMustafa islamoğlu
Mustafa islamoğlu
YOLNAME
![]() |
Dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak fakat arkana bakma... Kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de... Unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez. Yolcuya bakıp yolu tanıma. Yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver. Vahim olan, yolun yolcusuz olması değil, asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır; yolsuz hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal... |
Ömür Ramazan > Ahiret Bayram - Mustafa İslamoğlu
Ömrü Ramazan olanın ahireti bayram olur.
Kur'an
Ömrüne yemin olsun ki Siz hiç birinin ömrüne yemin ettiniz mi?
Ama Allah etti. Elçisinin ömrüne yemin etti (15:72). Bunun açılımı Harap olmuş ruhları imar ve inşa etmeye adanmış ömrün şahit olsun ki demekti.
İnsan hayatına ömür denilmesi, insanın mâ hulika leh'inin (yaratılış amacının) imar ve inşa olduğunu gösterir. İnsan hayatı, hem o hayatın sahibini mamur etsin, hem de o hayatın sahibi çevresini ve geleceğini mamur etsin diye ömür adını almıştır.
Umre ibadeti de aynı kökten. Ömrü imar ettiği için umre denilmiş. İbn Haldun'un medeniyet yerine kullandığı 'umran kavramı da öyle. Zira medeniyet, bir imar ve inşa seferberliğidir.
Ömür Ramazan olur mu?
Hayat ömür olursa, ömür de ramazan olur. Yani: hayat hem sahibini hem de başkalarını imar ve inşaya adanırsa, işte o zaman ömür Ramazan olur.
Zaten Ramazan'ın ve bir Ramazan'la gelen Kur'an'ın amacı da budur. Kur'an'ın doğum ayını oruç suretinde kutlamamızın sebebi bellidir: İnsani yanımızı öne çıkarıp beşeri yanımızı arkaya çekmek. Akleden kalbimizi öne çıkarıp, içgüdülerimizi ve şehvetimizi arkaya çekmek.
Zira vahiy anlaşılsın, öğüt alınsın ve yaşansın diye indirilmiştir. Vahyin sahibi Allah, kelamını Düşünen bir topluma ithaf etmiştir. Doğrusu Biz bu Kur'an'ı öğüt için kolaylaştırdık; şu halde yok mu öğüt alan? diye tek bir surede tam beş kez sormuştur. Kur'an'ın maksadı üzerinde derin derin düşünmezler mi? diye sitem etmiştir. Kur'an'ın bir Ramazan'da inmeye başladığını söyleyen ayet, vahyin amacını şöyle ortaya koyar: o, insanlık için bir rehberliktir; bu rehberliğe ve doğruyu eğriden ayırmaya dair bir belge ve bilgi kaynağıdır.
Ömrün Ramazan olması için indiği geceyi ömre bedel kılan vahyin hayata inmesi şart. Değilse insan ziyandadır. Bunun en güzel özetini Asr suresi veriyor:
1. 'Asr şahit olsun ki
Oruç Tutmak - Mustafa İslamoğlu
Oruç tutmak kendini tutmaktır.
Ey oruç: Gel bizi tut!
Modern şehirler, açından ölmüş ruhlar galerisidir. Fiyakalı bedenler, ölü ruhlara tabut olmuştur. Kur'an böyleleri için "giydirilmiş kalaslar" ifadesini kullanır. O andan itibaren, insanın 'insan' yanı ortadan çekilmiş, 'beşer' yanı öne çıkmıştır.
Ruh için, 'ölüm' bir mecazdır. Ruhlar ölmezler. Ama zaten, ölüm dediğimiz şey boyut değiştirmekten başka nedir ki? Ölüm yokluk değildir, ölüm intikaldir. Bu açıdan bakınca ruhun ölümünden bahsetmek, tıpkı ruhunu yitirmiş cansız bir ceset gibi, hayatın kadavralaşmasını getiren bir ruh intikalinden bahsetmektir. Sadece intikalinden değil, aynı zamanda "intiharından" bahsetmektir.
Açından ölecek kadar ruhu aç-susuz bırakmak, elbet bir intihardır. Fiziki bir intiharın sonucu cesedi mezara gömmektir, manevi bir intiharın sonucu ruhu cesede gömmektir. Ruha mezar kılınmış bir cesedin, yemekhane, yatakhane, işhane ve abdesane arasında hortum olmaktan öte yapacağı bir şey yoktur. Böyle birinin hayattan anladığı, aynı dünyayı paylaştığı diğer canlılarla ortak olan biyolojik hayattır. Böyle bir hayatın derinliği yoktur. Çünkü dünya ile sınırlıdır. Zaten, ceset tabutunda ruhun cenazesi, ancak öte yüzü olmayan tek dünyalı bir hayat anlayışıyla taşınır. Yoksa bir insan cesedini ruhunun mezarı yapmaya nasıl razı olur?
Bu vahim akıbeti önlemenin yolu, ruhun açlığını fark eden bir kendindelik halidir. Ancak kendinde olanlar fark ederler ruhların da acıkacağını ve susayacağını. Midenin açlığını beyne enzimler haber verir. Sahibini uyararak onu beslenmek için harekete geçmeye yöneltirler. Yani enzimler, bir tür iç "rasul", yani "elçi"dirler. Onlar olmasaydı, insan kendi açlığından haberdar olmazdı.
Kur'an ve Ramazan -Mustafa İslamoğlu
Zamanı ve insanı yaratanın, vahyi indirenin, zamanı ve insanı vahiyle şereflendirenin adıyla başlarım.
Zaman da, tıpkı insan gibi bir sır yumağı. Zaman yumağının içinde neyi gizlediğini ancak Allah bilir. Yaşanmış zamanın kaydını tutan, yaşanacak zamana dair hayaller kurup planlar yapan yegâne mahlûk insandır.
Zaman, insan ve vahiy
Üçünün birleştiği nokta şahitliktir.
Allah zamana ve onu oluşturan parçalara yemin eder. Asra yemin olsun Soluklanan sabaha yemin olsun Kuşluğa yemin olsun Gündüze yemin olsun Geçip gitmekte olan geceye yemin olsun Şafağa yemin olsun Hepsi de vahiy olan bu yeminlerin maksadı, zamanın insana şahit olduğunu hatırlatmaktır. Bu hatırlatmanın bir amacı da insanın zamanı iyi, doğru ve verimli kullanmasıdır. Aksi bir durumda insan kendine ihsan edilen zaman nimetini aleyhine şahit kılmış olacaktır. Bu iki tür ziyandır: Birincisi zaman emanetini zayi etmek suretiyle, ikincisi onu aleyhte bir şahide çevirmek suretiyle.
Zamanı insana şahit tutan Allah, insanı da kendi zatına şahit tutmuştur. Kelime-i şahadet, bu şahitliğin en beliğ ifadesidir. Allah'a şahit olmaya çağrılmak bir şeref, hem de şereflerin en büyüğüdür. Zira Allah'a şahit olmak, şahitliklerin en büyüğüdür ve en büyük olana şahitliktir. En büyüğe şahit olmak, en büyük şerefe nail olmaktır. Zatıyla kaim, öncesiz ön ve sonrasız son, mutlak diri ve sonsuz varlık sahibi Allah'ın insanın şehadetinden elde edeceği hiçbir çıkarı yoktur. O zatına şahit tutmakla insanı onurlandırmak istemiş, ona bahşettiği akıl ve iradenin önüne sonsuz bir ufuk açmıştır. Değil mi ki Allah zul-meâric, yani tekamül mertebelerinin sahibidir (70:3). İnsana da bu mertebelere yücelmesi için imkânlar sunmuş, fırsatlar bahşetmiştir.
"Kadının adı yok”, peki ya değeri? Mustafa İslamoğlu
Kadının adı yok”, peki ya değeri?
“Kadının Adı Yok” diyerek, kadının değerini yok eden malum zihniyete bir nazire olsun diye koydum bu başlığı.
Modernler kadını evden çıkartıp, evini yıktılar. Kadını ikna etmek için, evini ona “Bu senin zindanın” diye tanıttılar Bu şeytani telkine aldanan modern kadın evi terk etti
Modern kadına ev yerine önerdikleri şey ne? Sokak, cadde, süpermarket, kulüp, dernek, fabrika, daire, dükkân, ofis vesaire vesaire… Ama bunların hiç biri evin yerine geçmedi. Kadın eve düşman dışarıya hayran edildi. Fakat dışarı onu korumadı. Koruyamazdı da. Onu dışarı çağıranlar zaten korumasız kalsın, savunmasız kalsın diye çağırmıştı. Onu dışarı çağıranlar, onu metalaştırmaya can atanlardı
Kadın onlar için süslendi, boyandı, pudralandı . Onlar için harcadı parasını, zamanını, hayatını. Onlar, içerden çıkarıp dışarının malı ettikleri her kadını yağlı ve bağımlı bir müşteri olarak alkışladılar. Nitekim öyleydi de. Kadın artık kazanmak için harcıyor, harcamak için kazanıyordu.
Önce anneliğini unuttu. Zira kendine yabancılaştı. Zaten dışarlıklı bir hayatın yoğunluğunu hiçbir kadın annelikle birlikte kaldıramazdı. O nazenin omuzlara bu ağır gelirdi. Öyle de oldu. Yıktıkları evin yerine pansiyonu koydular. Yıktılar dedimse, damını duvarını yıktıklarını kastetmedim elbet. Bu mecazen bir yıkımdı. Evin misyonunu yıktılar, tıpkı kadının kadınlık misyonunu yıktıkları gibi.
Gayb - Mustafa İslamoğlu
Gayb meselesini sağlıklı, sıhhatli dengeli, sağını solunu bozmadan, ezmeden değişik vakalara düşmeden nasıl anlayabiliriz. Bu meseleyi Kur’an ın ve sünnetin çerçevesinde gerçekten sıhhatli bir şekilde nasıl anlayabiliriz. Hz. Peygamberin gaypla olan münasebetini hem haberler çerçevesinde hem de sağlıklı bir tefekkürle nasıl yerli yerine oturtabiliriz, bu güne dair sağlıklı projeksiyonlar sunabiliriz?
Mü’min olmanın en temel vasıflarından biri gabya inanmak, bu imanın temel gereklerinden biri. Bu gayb meselesi birçok istismarı ile beraber, bir çok ayak kayma noktaları, çukurları, engelleri manileri dikkate alarak, Kur’an ın adesesinden, penceresinden baktığımız da nasıl anlayacağız. Gaybın şimdi ve burada ya bakan yönlerini nasıl anlayacağız. Bir Mü’min olarak duruşumuzu gayb karşısında nasıl netleştireceğiz. Örneklere nasıl bakacağız.
- Bismillahirrahmanirrahim. Aslında Gaybı konuşmak bir yerde susmak manasına geliyor. Sözün bittiği yer, Konuşulamayan şey hakkında susmalı. Biz aslında burada gaybı konuşmuyoruz, Gayba dair konuşuyoruz. Yani gaybı konuşmakla gayba dair şeyi konuşmak farklı şeylerdir.
Gayp Hakikaten de imanımıza umde olan bir husus Bakara suresinin girişinde;
“Onlar ki gaybe iman edip namazı dürüst kılarlar..” Bakara/3
O hidayete eren muttakiler ki gayba iman ederler. Demek ki gayba iman hidayetin şartlarından biri.
İslam’ın 3 ana umdesi var. Tevhid, nübüvvet, mead (ahiret)
Tevhid malum Allah ile, Allah’ın birliği ile ilgili hakikat. Varlığın fani, Allah’ın baki oluşu ile ilgili bir hakikat. Varlığın Allah’a muhtaç oluşu ile ilgili, yani mümkin varlık olan mahlukatın vacip varlık olan Allah’a muhtaç oluşu ile ilgili hakikat.
Dinamik kader Statik kader - Mustafa İslamoğlu
"İşte bu dönemler! Biz bunu insanlar arasında döndürür dururuz."
Kur'an bunu söylerken ilahi bir yasaya işaret ediyor. Tarihin ve toplumbilimin yasası bu. Tüm yasalar Kur'an'da Allah'a nisbet edilir. Ayette alt-üst oluşların, dönemlerin toplumlar arasında nöbet değiştirmesinin Allah'a nisbet edilmesinin hikmeti de bu.
Elbet bununla Allah'ın zamana müdahil olduğu gerçeğini göz ardı ediyor değiliz. Allah'ın zamana müdahalesi iki türlüdür: Statik müdahale, dinamik müdahale.
Statik müdahale: İradesiz varlıklar için tabi kıldığı statik ve sabit yasalardır. Bunlar değişmez ve değiştirilemez. İradesiz varlıklar bu yasalar çerçevesinde deveran ederler. Bu yasalar çerçevesinde vazifelerini eda eder, bu yasalar çerçevesinde görevlerini tamamlarlar. Bunlara kevn ve fesad (oluş ve bozuluş) yasaları denir
Kurban - Mustafa İslamoğlu
Kurban
Derdin sendendir, fakat görmüyorsun
Dermanın sendedir, fakat bilmiyorsun
Koskoca alem içine yerleştirilmiş
Sen kendini hâlâ küçük bir şey sanıyorsun
Oruç ve Ramazan Âyetleri - Mustafa İSLAMOĞLU
Oruç Ruhun Beslenmesidir
Bakara Sûresi’nin 183 îlâ 187. âyetleri, doğrudan oruç ve Ramazan’la ilgilidir. Bu âyetlerin hemen öncesinde vasiyet hukukuyla ilgili âyetler yer alır. 168. âyetle başlayan ve tüm insanlığa ilahi bir öneri olan hukuki kurallar olması hasebiyle bu iki konu arasında dolaylı bir ilişki mevcuttur. Oruçla ilgili pasajın öncesinde yer alan kısas ve vasiyet âyetleri ağırlıklı olarak insan-insan ilişkileriyle ilgiliyken, oruç ve onun incelttiği yüreklerin Allah’a yolladığı davetiye demeye gelen dua âyetleri ise insan-Allah ilişkileriyle ilgilidir.
2/183: “Ey îman edenler! Oruç, tıpkı sizden öncekilere olduğu gibi size de yazıldı; belki bu sayede takvaya erersiniz.”
“Ey îman edenler!” diye başlayan bu âyet, “iman” iddiasında bulunanları iddialarını isbata çağırıyor. Zira ellezîne âmenû, mu’minîn’den farklı olarak Kur’an’da genelde kişinin kendi iddiasına dönük olarak kullanılır. Mu’minîn ise genellikle Allah’ın imanını kabul ettikleri için kullanılır. Âyet, mü’min muhatapların iman iddialarını isbat için bir ‘teklif’le geliyor: Oruç.
Oruç: Orucun Arapça karşılığı savm’dır. “Sükunet, hareketsizlik, tutmak, el çekmek” anlamlarına gelen savm’ın şer’i anlamı şudur: “Allah rızasını amaç edinerek her yıl ay takviminin 9. ayı olan Ramazan ayında, aralıksız olarak, şafak vaktinden günbatımına kadar yemek, içmek ve cinsi münasebetten uzak durmak.” Mekkî sûrelerde yalnızca bir yerde Hz. Meryem’in öyküsünün nakledildiği yerde onun ağzından “Ben Rahman’a oruç adadım” (19:27) cümlesinde geçer. Söz konusu orucun susmayı da kapsadığı âyetin bağlamından anlaşılmaktadır. Orucu farz kılan ilk âyet Medine’de, tahminen hicretin ikinci yılında inen bu âyettir.
Kardeşlik Aşkına - Mustafa İSLAMOĞLU
Tevhid ve kardeşlik
Kardeşlik meselesinin çıkış ve varış noktası nedir? Kardeşlik konusunu konuşmaya nereden başlamalı, getirip nereye dayamalı? Meselenin neşet ettiği ‘üssü’l-esas’ nedir, varıp dayanacağı ‘aksa’l-ğaye’ nedir?
Bu suallere verilebilecek tek cevap vardır: Tevhid. Evet, tevhid, kardeşlik meselesinin hem üssü’l-esası, hem aksa’l-ğayesidir.
Tevhid, “birlemek” manasına gelir. Allah Vahid’dir, Ehad’dir. Vahid, şeriki olmayan ‘tek’ demektir. Ehad, benzeri olmayan ‘tek’ demektir. İkisi de Allah’ın mutlak ve sonsuz tek’liğini, eşsiz ve benzersiz bir’liğini ifade eder.
Şu halde, mutlak bir olanı “birlemek” de ne oluyor? Biz birlemesek O’nun birliğine halel mi gelir? Tüm iradeli varlıklar şirke sapsa, O’nun Ehad ve Vahid oluşu bundan zerrece etkilenmez. O müşterek varlık değildir, dağılmaz. O mürekkep varlık değildir, parçalanmaz. O Samed’dir, artmaz ve eksilmez.
O halde tevhidin gayesi nedir?




